Kapıları açtık ve Deli’yi içeriye buyur ettik. Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik genel adı olan serinin ikinci kitabı Krallar Ve Soytarıları’nı aralığın sonunda, okumaya başladığımın ertesi günü bitirsem de yorumunu girmek için bekledim. Çok iyi kurgulanan birçok fantastik eser okudum, şüphesiz bu serinin kitapları da o çok iyi kurgulananlardan. Ama diğer kitaplarla ayrıldığı bir nokta var, o da okurken aldığım zevk. Bu kitabın verdiği zevki veren bir başka kitap sanırım serinin üçüncü kitabı olacak. Lordlar Ve Varisler’i çok çok sevmiştim ama bu kitap da eklenince yanına, bütünüyle seriye aşık oldum.
Gitgide kendisi için daha da karmaşık hale gelen olayların karşısında güçlü, eskiye göre çok daha tecrübeli ve çok daha kontrollü bir Nova okuduk. Nova çevrilen oyunlara ve Elemental’e alıştıkça ben de onunla birlikte uyum sağladım, alıştım ve öğrendim. Kimi zaman tek başınalığı, kimi zamansa sırt sırta vermeyi.
Oyun yeniden kuruluyor ama artık taşları vârisler tutuyor. Ve bu da işleri hem daha eğlenceli hem de daha karmaşık hale getiriyor. Diyar ikiye bölünüyor ama tarafını seçmenin zorluğuyla başa çıkmak yerine, yeni bir taraf oluşturuyor Nova. Şeytan emirlerini kimden aldığını hatırlarken ve ben de çevirdiğim her yeni sayfada okuduklarıma inanamazken kendime bu kitabın yazarının NaGi olduğunu, hiçbir zaman daha azını beklememem gerektiğini hatırlatıyorum.
Okumayanlar için ikinci kitabın konusundan pek bahsetmek istemedim, zaten bahsetsem de kesinlikle ne söylesem yetmeyecek.
Deli Lordun Deli Varisi Nova ile, diyârın kuzgun saçlı şeytanı Daren’le, kendisine duyulan antipatiye asla anlam veremesem de benim hayran olduğum Ariana’yla, en görkemli sarayın en az sarayı kadar görkemli olan Lordu Sina’yla ve kurulan bir hayale nasıl sahip çıkılır hepimize gösteren okyanus Lordu