Ölümlerin çirkinliğini, etrafa saçılan beyinleri, daha sonra saçlarımdan ve cildimden yıkayarak akıtacağım uçuşan kemik parçalarını artık fark bile etmiyordum. Tek gördüğüm Ahkilleus'un güzelliği, şarkı söyleyen kolları ve bacakları, ayaklarının atik adımlarıydı.
Aşkın ve kederin asla sona ermeyen acıları. Belki başka bir hayatta bunu reddeder, saçlarımı yolarak ağlar, onu seçimiyle tek başına yüzleşmek zorunda bırakırdım. Bu hayatta değil.
...yelken açacak, ben de onun peşinden gidecektim. Ölüme bile.
Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu.
"Hem ünlü hem de mutlu ilk kahraman ben olacağım." Elimi tuttu, avuçlarımızı birbirine dayadı. "Yemin et."
"Niye ben yemin ediyorum?"
"Sebep sensin de ondan. Yemin et."