Sultan Abdülhamîd ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter; hürriyet kahramanları(!), hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astırdıktan sonra, savaşa soktukları devlet yenilince, hırsızlar gibi kaçtılar. Gök Sultan, bir tek siyasî idam yapmadan, en korkunç siyasî güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında devleti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirilirken, Moskof Çarı'nın Rusya'ya davetini; Selanik'ten Alman gemisiyle İstanbul'a gelirken de Alman imparatorunun davetini reddederek vatanında bir sürgün ve mahpus gibi yaşamayı tercih etti.
Çok haysiyetli, vakûr, azametli idi. Bu vasıfları asla yapmacık değildi. Mağrurdu diyemeyeceğim, hattâ aşırı terbiyesi içinde samimi, şefkatli olduğu kanaatindeyim. Hiç şüphesiz şahsen merhametli idi.
Sultan Abdülhamîd, Avrupa'da bir hasta olarak ele alınmaktadır. Fakat bana göre o, Haliç kıyılarında bulunanlardan hepsinden daha yüksek bir diplomattır. Ona karşı âdilâne hüküm verilmediği kanaatindeyim.
Kanaatimizce Sultan İkinci Abdülhamîd Han veya diğer pâdişâhların düşmanı olmanın meydâna getireceği en büyük tehlike, genç nesli, mâzi düşmanı yapması ve onların hâdiseleri tahlîl ve tenkîd etme kabiliyetlerini inkizâra uğratmasıdır.