Bertold Brecht gerçekliğin kullandığı maskelerle dalga geçmeye bayılırdı.
1953 'te, Komünist Almanya'da emekçi protestoları başladı.
İşçiler sokaklara çıktılar ve Sovyet tankları da onların çenelerini kapatma işini üstlendi. Bu arada devletin resmi yayın organı, Brecht'in iktidar partisini desteklediğini gösteren bir mektup yayınladı. Üzerinde oynama yapılan mektup onun aslında söylemediği şeyleri söylemiş gibi gösteriyordu. Bunun üzerine Brecht, içerisinde bazı önerilerin yer aldığı bir şiiri el altından yayarak, sansürle dalga geçmenin bir yolunu yine buldu:
17 Haziran ayaklanmasının ardından
Yazarlar Sendikası Başkanı bazı bildiriler dağıttırmış Stalin Caddesinde
Diyormuş ki bildiride, halka güveni kalmamıştır hükümetin
ve halkın çok çalışması gerekir
kendini affettirmesi için.
Daha kolay olmaz mı acaba, hükümetin halkı feshetmesi ve yerine yenisini seçmesi?
Çok etkileyici saçları olan iki adam, Antonio Vivaldi ve Ezra Pound, bu dünyadan geçtiklerini gösteren adımları geride derin izler bıraktı. Eğer Vivaldi'nin müziği ve Pound'un şiiri olmasaydı, bu dünya bugünkünden çok daha az yaşanmaya değer olurdu.
Vivaldi'nin müziği iki asır boyunca sessiz kaldı.
Pound onu bulup çıkardı. Şair, İtalya'dan yayınlanan ve İngilizce dilinde faşist propaganda yaptığı radyo programını dünyanın çoktan unuttuğu o seslerle açıyor ve kapatıyordu.
Eğer program Mussolini 'ye sempatizan kazandırdıysa bile bunların sayısı çok fazla olmadı, ama birçok insanın kalbini fethederek onları Venedik müziği hayranı yaptı.
Faşist iktidar yıkılınca, Pound tutsak düştü. Kendi ülkesi olan Birleşik Devletler'in askerleri, insanlar bozuk para atıp tükürebilsinler diye, onu açık havada duran, dikenli tellerden yapılmış bir kafese kapattılar. Daha sonra da akıl hastanesine gönderdiler.