Bir gün, gene benim bulunduğum bu odada aynı konuyu konuşurken, dayım sözlerinin bir yerinde, hareketsizlik, hamurumuzdaki hımbıllık mayasını coşturmaktan ve bizi önce hımbıllığın üst kademelerine, sonra da tımbıllığa terfi ettirmekten başka bir boka yaramaz, demişti.
Ben tımbıllığın ne olduğunu anlayamamıştım tabii, boş boş bakmıştım.
Bakma öyle Hasanım Ali, hımbıl insan zamanla tombul olur, hımbıllığa tombulluk eklenince de ortaya tımbıllık çıkar, demişti dayım.
Ardından da, elinin birini uzatıp saçlarımı hızla karıştırmış ve şu duvarları aydınlatan parlak bir sesle gülmüştü.