birinci neden: yaşamındaki her şey hep aynıydı ve bir kez gençliği sona erdi mi hep yokuş aşağı gideceği belliydi: yaşlılık dönüşü olmayan izler bırakacak, hastalıklar birbirini kovalayacak, dostlar birer birer yok olacaktı. yaşamını sürdürmekle hiçbir şey kazanmayacaktı, tam tersine acı çekme olasılığı hep artacaktı.
ikinci neden daha felsefiydi: veronika gazete okuyan, televizyon seyreden, dünyada olup bitenlerden haberli biriydi. her şey yanlıştı ve kendisi herhangi bir şeyi düzeltebilecek durumda değildi - bu, tamamıyla âciz olduğu duygusunu büyütüyordu içinde.
...ve ömründe ilk kez şu günlerde tanıdıkları arasında pek moda olan bir sözün doğru olup olmadığını düşündü: "bu dünyada hiçbir şey rastlantı sonucu meydana gelmez."
tam da ölmeye başladığı anda nereden çıkmıştı bu ilk satır? kendisine yönelik gizli mesaj mıydı bu; basit rastlantılar yerine gizli mesajlar vardıysa?
kalbimde ona karşı bir kırgınlık inşa etmiş olmam, duygularımın hâlâ orada olmadığı anlamına gelmiyordu. sadece birinin canınızı yakması, onu sevmeyi bırakacağınız anlamına gelmiyordu. bir insani en çok yaralayan, o kişinin davranışları olmuyordu. en çok yaralayan sevgiydi. eğer, o davranışa bağlı herhangi bir sevgi olmazsa, acıya dayanmak daha kolay oluyordu.