"sorun şu ki, her gün yeni bir yere gittiklerinin farkına varmıyorlar. otlakların değiştiğini, mevsimlerin birbirine benzemediğini anlamıyorlar. çünkü yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yok."
"belki de herkes için durum böyledir," diye düşündü çoban.
acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
-ne diyorsun evladım sen, babanı mı öldüreceksin?
-evet, öldüreceğim. çoktan başladım bile. öldürmek derken öyle Buck Jones'un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum. öyle değil. kastettiğim onu kalbimde öldürmek. iyiliğini istemekten vazgeçmek. derken bir gün ölüp gidecek.