Saate baktı.Sonradan fark etti. Onu habersizce yakalayabilecek kimsesi yoktu. O anın getirdiği hafiflik ve dalgınlık ile kendini gülerken buldu. Sanki her gün yaptığı şeydi ölmek. Her sabah yeniden ölüyordu gerçi. Klişeler daniskası bir taşta sabahları sevebilmek için denemediği şey kalmadı. Olmuyordu. Gelen huzur uzun süreli olmuyordu. Uyandığında yaptığınız ilk şey telefona bakmak olmasın dediler, geç mi erken mi uyandığını umursamayan biri oldu. Zaten ne zaman uyanırsa uyansın izlerken düşüncelere daldığı duvar değişmiyor, dürüst olmaya devam ediyordu. Öğünleriniz saatli olsun dediler, ağzına 2 zeytin attığı zamanı umursamaya erindi. Yediği 2 gram şeyi de kalan son dayanma gücüyle tabağında bıraktı. Artık hayatta olmasına gerek yoktu. İnsanoğlunun başka bir insanı yaşamaya değer görmesi için gereken hiçbir nitelik onda yoktu. Küçüklüğünden beri kendini insanların fikir ve beğenileri üzerine şekillendirmişti zaten. Öyle öğrenmişti çünkü. Ölmeliydi o halde, öyle de yaptı.