Yıldırım aşkları gibi yıldırım nefretleri de vardır, (her türlü tutkudan olduğu gibi bu kelimeden de korkan ince ruhlu insanları incitmemeye çalışarak söyleyelim ki) bu nefret, düşmanını hisseden ve kendini savunan sağlıklı insanın içgüdüsüdür.
Annesi gülümsedi ona. O da annesine gülümsedi. Bir an bakıştılar, sonra sevgi dolu bakışlar ve baş hareketleriyle iyi akşamlar dilediler birbirlerine.
Cristophe kapıyı yavaşça kapadı. Louisa hülyalarına döndü yavaş yavaş; oğlunun gülümseyişi ışıklı bir yansıma saçmıştı bu hülyalara,- tıpkı sarmaşığın ölgün yapraklarına vuran güneş ışığı gibi.
Ve onu böyle bıraktı Cristophe, bütün bir ömür boyunca.
Fransa'da güneş yok muydu ki? Paris'e ayak bastığından beri, yağmur ve sisten başka bir şey görmemiş olan Cristophe buna inanacaktı neredeyse. Ama olmadığı zaman güneşi yaratmak sanatçının işiydi.
İnsanın doğduğu topraklardan ayrılırken üzüntü duymaması için hayvan olması gerekir. İnsan bu topraklarda mutlu ya da mutsuzdur; bu topraklar can yoldaşıdır, anadır; onda, onun üstünde yaşarız. Rüyalarımıza, geçmiş hayatımızın hazinesi, sevdiklerimizin dönüştüğü kutsal toprak hep onun bağrındadır.