"Kadim uygarlıkların binlerce yıldır ayakta duran kutsal binaları onlardan hoşlan- adamlar tarafından yok ediliyordu. Filistin'de çocuklar etraflarına bombalar yağarken gece boyunca okullarda ve hastanelerde korkudan siniyordu. Vücut parçaları havada uçuşuyordu, duvarlarda kan vardı. Camlar tuzla buz olup ço- cukların kafasına, küçük kızların saç örgülerine saplanıyordu. Babalar sabahları kollarında şekli bozulmuş, küçük bedenler taşıyor, küçük bedenlerin küçük kafaları kollarından dehşet verici açılarla sarkarken yıkıntıların arasında açık ağızlarla, uluyarak koşuyordu."
"Bugünkü sağlık sistemimiz tıpkı yerin dibine batasıca cennet bahçeleri gibi, değil mi? dedi Miriam. Bilginin bedeli ölüm, seni ancak gerçekten, gözle görülebilir bir biçimde ölmekte olduğun takdirde inceliyorlar."
"Bebekken ve küçücük bir çocukken parmağımı sıkıca kavramış olarak uykuya dalmasını seyrettiğim zamanları hatırladım... O zamanlar gözleri kapandıktan sonra bir süre beklemem gerekirdi, yoksa ben parmağımı çekip kapıya doğru süzülürken uyanıp ağlar, benim de bebek karyolasının başına dön her şeye baştan başlamam gerekirdi. Bu yaşadıklarımız onca zamandır olmayı bekliyordu demek. Demek Miriam onca yıldır bir gün nefes almayı bırakmayı bekliyordu..."
"Gölge oyunundan vazgeç baba, işe yaramıyor, uyuyamıyorum, başka kimsenin uyuyabileceğini de sanmıyorum. Yemeklerin yemek olmadığı, gözüne sürekli ışık tuttukları, telefonun bütün gece çalmasına izin verdikleri hastanelerde herhangi birinin herhangi bir hastalığının nasıl iyileşeceğini de anlamıyorum, bana kalırsa bütün bunlar insanı hasta etmeye yarar. "