Sîdar Ronahî, bir alıntı ekledi.
21 May 19:06 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Devrim bir yemekli toplantı değildir. Devrim bir isyandır, bir sınıfın bir başka sınıfı devirdiği bir şiddet eylemidir.

Küçük Şeylerin Tanrısı, Arundhati Roy (Sayfa 302 - Can Yayınları)Küçük Şeylerin Tanrısı, Arundhati Roy (Sayfa 302 - Can Yayınları)

Çalışan kadınlar, çalışmayan kadınlar...
Çalışan bir kadının nedense vakti daha boldur. Sizi iki toplantı, bir bütçe görüşmesi, bir kokteyl parti, alışveriş ve yarım mülakat arasına sıkıştırıverir.
Oysa bir ev kadını "O gün doluyum, manikür yaptıracağım," der mesela!
Ev kadınları yarım saatlik işleri bir bütün güne yayma eğilimindedirler.
Erzak alışverişi, saç
kestirme, arkadaşla kahve içme, evdeki musluğun tamiri, onlar için tam günlük işlerdir.
Gayet ciddiyim,

Gökhan Taşpınar, bir alıntı ekledi.
15 May 21:41 · Kitabı okuyor

Toplantı
Toplantılar, tanım gereği yetersiz örgütlenmeye verilen bu ödündür. Çünkü insan ya toplantı yapar ya da çalışır. Aynı zamanda ikisini birden yapamaz. İdeal olarak tasarlanmış bir yapıda toplantıya gerek yoktur.

Etkin Yöneticinin Seyir Defteri, Peter Drucker (Sayfa 42)Etkin Yöneticinin Seyir Defteri, Peter Drucker (Sayfa 42)
Yunus Emre, İslam'ın Tarih Felsefesi'ni inceledi.
14 May 18:16 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Tevhid inancını ele alan bir toplantı yapmış. Bunu dökümante edip yayınlamışlar. Öncelikle böyle bir devirde her yerden bir sürü bilgi akışının olduğu bir devirde insan kayboluyor . Özellikle dini kayıplar yaşayan sorularının yanıtını bulamayan insanlar için başlangıç olarak önerebileceğim bir kitap. Sünnetler ameller vs. gibi şeylerden önce insan imanına tevhidine bakmalı. Ne kadar sağlamlaştırırsak o kadar iyi olur. Kendim senelerdir sürüklenen bir insan olarak tavsiye ederim. İnanmak isteyip de inanamıyorsanız bir türlü içinize sinmiyorsa bu kitabı da bir okuyun derim. Neye inanırsınız bilmem ama huzurlu olmanız dileğiyle.

1000Kitap İstanbul 6. Buluşması Gerçekleşti
Herkese selamlar, sevgiler arkadaşlar...

1000Kitap İstanbul Okuma Grubu olarak 6. buluşmamızı gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Gün geçtikçe toplantılara katılan yeni arkadaşlarımızın enerjisiyle grubumuz daha da zenginleşiyor, toplantılarımızın demirbaşları olan arkadaşlarımızla ise güçleniyoruz. Sağ olunuz var olunuz. Bu buluşmamızda geçmiş toplantılara nispeten sayıca daha azdık. Buna rağmen yirmi kişilik bir okuma grubu oluşturmayı başardık. Grubumuzun müdavimlerinin eksikliğini de bağrımıza basıp gönlümüze katarak günün değerlendirmesine geçebiliriz artık. (Burası istemsiz bir şekilde fazla kafiyeli olmuş :) )
Geçtiğimiz ay belirlediğimiz Sevgili Arsız Ölüm kitabı okuyan, okumaya devam eden arkadaşlarımızın düşünceleriyle, samimi hisleriyle ve her zamanki gibi Muzaffer Akar ağabeyimizin de önderliğinde sırasıyla ele alındı.
Kitapla ilgili yapılan yorumlar ise çoğunlukla üslubuyla, şahıs kadrosuyla ve kitapta yer alan hurafelerle örülü büyüsel dünyayla ilgiliydi. Kitapta di’li geçmiş zamanla kurulan, coşkulu bir ırmak edasıyla hızla akan ve adeta bir rüyanın art arda mantık dışı sıralanışı gibi bir araya gelen kısa cümle yapısı bazı arkadaşlarımızın beğenisini kazanırken, bazı arkadaşlarınızın da üslupla ilgili olumsuz eleştirilerine maruz kaldı.
Kitaptan yola çıkılarak hurafeler, Anadolu ağzı, Anadolu’da kadına karşı bakış açısı, köyden kente göç eden ailelerin hayata tutunma çabası gibi konu başlıkları da köylerdeki yaşama bir şekilde aşina olan arkadaşlarınızın kendi hayatlarından verdiği samimi örneklerle ele alındı. Anlatılan hikâyeler bizleri bozkırın ortasında cinlerle, perilerle örülü düşsel evrenlere götürdü.
Kitabımız kimimizin ruhunda derin çentikler bırakırken kimimize ise dokunamamıştı. Eser her yönüyle ele alındı diyebiliriz. Herkes kitabın farklı bir yerinden farklı bakış açılarıyla etkili yorumlar yaptı.

Kitapla ilgili konuşmalarımızın sonuna geldiğimizde ise bir sonraki toplantı kitabımız olarak, buluşmamızın öncekilere göre daha geç saatte başlamış olması nedeniyle hızlı bir şekilde oylama yapmadan Dino Buzzati’nin Tatar Çölü’nü belirledik. Toplantı sonunda ise kitaptan bağımsız güzel sohbetler ettik ve ardından fotoğraf faslına geçtik. Birkaç arkadaşımız fotoğraf çektirmeden önce toplantıdan ayrılmıştı bir arkadaşımız da ismi lazım değil baş harfi Tuco Herrera :) fotoğraf karesine katılmayarak gizemini korumayı tercih etti.

İşte fotoğrafımız
https://i.hizliresim.com/2JLGZO.jpg

Toplantıya katılan arkadaşlar:

Canan
l Bengü l
Muzaffer Akar
NigRa
Ebru Ince
Enes Bayrak
Roquentin
Fırat İnan SARIÇİÇEK
Sinem Demir
Osman Y.
Mazlum Kaplan
Ayşe Y.
merve
Kaan Ö.
Mahir O.
Tuco Herrera
Güler Yazıcıoğlu
Mahir O.
Esas Adam ve arkadaşı Ayşegül Hanım

Gün sonunda evli evine köylü köyüne demedik tabii ki ve bir grup arkadaşımızla gelenekselleşen toplantı sonrası akşam yemeği etkinliğimizi gerçekleştirdik. Maksat gelenek bozulmasın:) Günün özeti bittiğine göre teşekkür faslına geçebiliriz . Evet arkadaşlar, toplantıya katılan, katılmak isteyip de katılamayan, uzaklarda olsa dahi etkinliklerimizi takip edip, güzel yorumlarını esirgemeyen herkese teşekkür ediyoruz. Sonraki etkinlikte görüşmek dileğiyle...


Bir sonraki buluşma
Okunacak Kitap: Tatar Çölü
Tarih: 23 Haziran 2018 Cumartesi
Saat: ?
Mekan: ?

Ahmet Kubilay, KTN - Kişisel Toplantı Notları'ı inceledi.
12 May 22:45 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

“Su aktığı yerin rengine bürünmez ama sana öyle geliyor olabilir ve yol hiç bir zaman bitmez “ diyerek aslında kişinin yaşamı boyunca sadece önündekini görmesinden ziyade etkilediği etkileride görmeli bazen . Görmeli ki daha temkinli atmalı adımlarını

İhsan Raif Hanım- İlk büyük aşkı Şahabettin Süleyman
İlk ve tek büyük aşkı, entelektüel, yazar-çizer Şahabettin Süleyman ile 1914 yılında üçüncü evliliğini yapar. Artık dönemin tanınmış kadın şairlerinden olan İhsan Raif ile Şahabettin Süleyman çiftinin evi, Yahya Kemal’den Ahmet Haşim’e, Ruşen Eşref’ten Fazıl Ahmet’e devrin edebiyatçılarının toplantı yerlerinden birisi olur. Ne yazık ki Şahabettin Süleyman tatil için gittikleri bir Avrupa seyahatinde İspanyol gribine yakalanarak 1921 yılında hayatını kaybeder.

Soul, bir alıntı ekledi.
12 May 12:33 · 7/10 puan

Toplantılar! Amma da bayılırız toplantılara! Tanrının günü toplantı olsun. Günde iki kez toplantı olsun. Konuşup duralım...” Dönüp dirseğine yaslandı: “Bahse girerim ki, şimdi denizkabuğunu öttürsem, koşa koşa gelirler hemen. Hepimiz ağırbaşlı haller takınırız. Biri kalkıp der ki, bir jet uçağı yapalım, ya da bir denizaltı, ya da bir TV alıcısı. Toplantı bittikten sonra, beş dakika çalışırlar; sonra gene basıp giderler ya da ava çıkarlar.”

Sineklerin Tanrısı, William GoldingSineklerin Tanrısı, William Golding

İkinci Şans
BÖLÜM 1

Zaman, saniyeler halinde hızla geçiyor. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri oluşturuyor. Geçip giden saatler, bir yandan insanın hayattaki yolunu belirlerken, bir yandan da hayatının sonuna doğru götürüyor. Hayatın sonuna doğru giderken, hayatımızdaki bu yolu ne kadar durup inceleyebiliyoruz? Yaşadığımız her şeyin, neden olduğunu düşünebiliyor muyuz? Hayattaki yolumuzu kendimiz mi çiziyoruz, yoksa çok önceden çizilmiş olan bir yolda sadece sürükleniyor muyuz? İnsan, hayat yolculuğunda bir an bile olsa durabilse, geçip gitmeden önce her saniyenin değerini tartabilir miydi? Pişmanlık duyacağı şeyleri yapmadan önce tekrar düşünüp, başka seçenekleri de görebilir miydi?

BÖLÜM 2

Sabah kulağıma gelen alarm sesiyle uyandım. 07.06’yı gösterdiğini görünce kalkıp hazırlanmaya başladım. İçimde, normalde hiç hissetmediğim bir tuhaflık vardı. Son günlerde yaşadığım bazı olaylar ile alakalı olduğunu düşünerek, aceleyle evden çıktım. Dışarıda günlük güneşlik bir mayıs sabahı vardı. Gözlerim güneşten kamaşınca, güneş gözlüğümü takmak için elimi cebime soktuğum sırada beni izleyen bir çift göz fark ettim. Pek fazla umursamamaya çalışarak arabaya bindim ve büroya gittim.

Scully benden daha önce gelmiş ve Müdür Yardımcısı Skinner’ın odasında olduğuna dair bir not bırakmıştı. Aceleyle odadan çıkarak asansöre bindim ve Müdür Yardımcısı’nın odasına gittim. İçeride Skinner, Scully ve henüz tanımadığım bir adam oturuyordu. Müdür Yardımcısı içeriye girdiğimi görünce, “Gelin Ajan Mulder. Biz de sizi bekliyorduk.” dedi.

Uzun toplantı masasının başında oturan Skinner’ın yanına oturdum. Karşımda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayan gözlerle Scully ve konuşmaya başlamak için can atan adam bana bakıyordu. Skinner sandalyeye yerleştiğimi görünce: “Sizi tanıştırayım. New York’tan özel ajan Joseph Phillips.” dedi.

“Ajan Mulder, sizinle daha önce tanışmamıştık. Bu tanışma faslını doğrudan geçip konuya girmek istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır bir katilin peşindeydik. Bu katil bir tür hayalet gibi işlediği cinayetlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşıyor. Güvenlik kamera kayıtlarında bir an varken, sonraki anda yok oluyor. Aylarca peşinden koştuğumuz, yakalamaya çok yaklaştığımız halde son anda hep elimizden kaçtı. Ancak işlediği son cinayetlerden sonra yakalamamız için üstten çok fazla baskı görmeye başladık. Adam, O’nun yerinin tespit eden ve yakalamaya en fazla yaklaşan iki başarılı ajanımızı öldürdü. Sizin uzmanlık alanınız paranormal olaylar olduğu için sizden yardım istiyoruz.”
“Adamın bir fotoğrafı, kimlik bilgisi var mı?”
“Hepsi var. Kimlik bilgilerinden ve diğer kayıtlardan adamın son 12 yıldır neredeyse yaşamadığını tespit ettik.”
“Neredeyse yaşamadığı kanısına nasıl vardınız?”
“Üzerine kayıtlı hiçbir fatura yok. Banka hesabı yok. Ehliyeti en son 12 yıl önce son bulmuş ve tekrar yenilenmemiş bile. İmza attığı hiçbir yer yok. Tek bildiğimiz adı ve soyadı.”
“Bu adamın hala New York sokaklarında olduğuna emin misiniz?”
“Neredeyse eminiz. Çünkü New York haricinde hiçbir yerde ‘avlanmayı’ tercih etmiyor.”
“Sizin 3 yıldır yakalayamadığınız bir katili benim yakalayabileceğim kanısına nasıl vardınız?”
“Ajan Mulder, FBI’daki profil çıkartma konusundaki başarılarınızı biliyoruz. Daha önce de dediğim gibi paranormal olaylar sizin uzmanlık alanınız. Bu konuda, Müdür Yardımcısı Skinner da, sizin, bize yardımcı olabileceğinizi söyledi.”
Bu noktada Skinner söze karışma ihtiyacı hissetti: “Ajan Mulder, Ajan Scully ile beraber New York’a gidip bu katilin yakalanmasına yardımcı olmanızı istiyorum.”
“Efendim, bu adamı yakalayıp yakalayamayacağımızı bilmiyorum ancak New York’a gideceğiz.”

O gün akşam uçağıyla New York’a vardık. İnsanların çoğu olan bitenden habersiz günlük hayatın seyrine devam ediyordu. Ancak bu insanların, hatta belki de bizim, bir sonraki kurban olup olmayacağımıza dair bir his içimizi kemiriyordu. New York’ta son yirmi 24 saat içinde katil yeni bir cinayet işlememişti. Ancak bu işlemeyeceği anlamına gelmiyordu.

Ertesi sabah FBI’ın New York’taki binasına gittiğimiz zaman katilin izini yeniden bulduklarını ve bir operasyon düzenleneceğini öğrendik. Operasyonun düzenleneceği saatte üzerimizde, çelik yeleklerimizle beraber bekliyorduk. Metruk bir binanın, uğursuzluk kokan havasında kötü bir şeyler olacağına dair bir his içimde uyanmıştı. Binanın etrafını sardıktan sonra içeriye girdik. Scully, iki veya üç adım arkamdan geliyordu. Birden “Beni mi arıyorsunuz, hahaha!” diye bir ses duyunca ikimiz de sesin geldiği yöne doğru dönüp baktık. Bir gölge yavaş adımlarla bize doğru yaklaşıyordu. Olanca gücümle “FBI! Silahlıyız! Seni uyarıyoruz, olduğun yere yat!” diye bağırdım. Adam uyarımı görmezden gelerek yürümeye devam etti ve bir anda yok oldu! Birkaç saniye geçtikten sonra Scully’nin tam arkasında belirdi ve gülerek, nerede sakladığını bile anlamadığım bir silah çıkardı. Tam Scully’ye doğru ateş edecekken ileriye doğru atıldım ve kurşun bacağıma saplandı. Olduğum yere yığılıp kaldım. Scully refleks olarak boşluğa ateş etmeye başladı ama adam tekrardan yok olmuştu. Scully yardım istemek için birkaç adım atınca birden tepemde belirdi ve alnımın tam ortasına tek el ateş etti. Etraf birden karardı.

BÖLÜM 3

Sabah kulağıma gelen alarm sesiyle uyandım. 07.06’yı gösterdiğini görünce kalkıp hazırlanmaya başladım. İçimde, normalde hiç hissetmediğim bir tuhaflık vardı. Son günlerde yaşadığım bazı olaylar ile alakalı olduğunu düşünerek aceleyle evden çıktım. Dışarda günlük güneşlik bir mayıs sabahı vardı.
Gözlerim güneşten kamaşınca, güneş gözlüğümü takmak için elimi cebime soktuğum sırada beni izleyen bir çift göz fark ettim. Dudaklarını oynattığına dikkat ettim ama pek fazla umursamamaya çalışarak arabaya bindim ve büroya gittim.

Scully benden daha önce gelmiş ve Müdür Yardımcısı Skinner’ın odasında olduğuna dair bir not bırakmıştı. Aceleyle odadan çıkarak asansöre bindim ve Müdür Yardımcısı’nın odasına gittim. Odadan içeri girmeden önce sanki bugünü daha önce yaşadığıma dair içimde bir his uyandı. Déjà vu yaşadığıma neredeyse emin olarak Müdür Yardımcısı’nın odasından içeriye girdim. İçeride Skinner, Scully ve daha önce tanıştığıma neredeyse emin olduğum bir adam oturuyordu. Müdür Yardımcısı içeriye girdiğimi görünce, “Gelin Ajan Mulder. Biz de sizi bekliyorduk.” dedi.

Uzun toplantı masasının başında oturan Skinner’ın yanına oturdum. Karşımda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayan gözlerle Scully ve konuşmaya başlamak için can atan adam bana bakıyordu. Skinner sandalyeye yerleştiğimi görünce: “Sizi tanıştırayım. New York’tan özel ajan Joseph Phillips.” dedi. Daha önce tanıştığıma neredeyse emin olduğum bu adamın adını ilk defa duyuyordum.

“Ajan Mulder, sizinle daha önce tanışmamıştık. Bu tanışma faslını doğrudan geçip konuya girmek istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır bir katilin peşindeydik. Bu katil bir tür hayalet gibi işlediği cinayetlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşıyor. Güvenlik kamera kayıtlarında bir an varken, sonraki anda yok oluyor. Aylarca peşinden koştuğumuz, yakalamaya çok yaklaştığımız halde son anda hep elimizden kaçtı. Ancak işlediği son cinayetlerden sonra yakalamamız için üstten çok fazla baskı görmeye başladık. Adam, O’nun yerinin tespit eden ve yakalamaya en fazla yaklaşan iki başarılı ajanımızı öldürdü. Sizin uzmanlık alanınız paranormal olaylar olduğu için sizden yardım istiyoruz.”
“Adamın bir fotoğrafı, kimlik bilgisi var mı?”
“Hepsi var. Kimlik bilgilerinden ve diğer kayıtlardan adamın son 12 yıldır neredeyse yaşamadığını tespit ettik.”
“Neredeyse yaşamadığı kanısına nasıl vardınız?”
“Üzerine kayıtlı hiçbir fatura yok. Banka hesabı yok. Ehliyeti en son 12 yıl önce son bulmuş ve tekrar yenilenmemiş bile. İmza attığı hiçbir yer yok. Tek bildiğimiz adı ve soyadı.”
“Bu adamın hala New York sokaklarında olduğuna emin misiniz?”
“Neredeyse eminiz. Çünkü New York haricinde hiçbir yerde ‘avlanmayı’ tercih etmiyor.”
“Sizin 3 yıldır yakalayamadığınız bir katili benim yakalayabileceğim kanısına nasıl vardınız?”
“Ajan Mulder, FBI’daki profil çıkartma konusundaki başarılarınızı biliyoruz. Daha önce de dediğim gibi paranormal olaylar sizin uzmanlık alanınız. Bu konuda, Müdür Yardımcısı Skinner da, sizin, bize yardımcı olabileceğinizi söyledi.”
Bu noktada Skinner söze karışma ihtiyacı hissetti: “Ajan Mulder, Ajan Scully ile beraber New York’a gidip bu katilin yakalanmasına yardımcı olmanızı istiyorum.”
“Efendim, bu adamı yakalayıp yakalayamayacağımızı bilmiyorum ancak New York’a gideceğiz.”

Odadan çıktığımız zaman kafamın bir şeylere takılı olduğunu anlayan Scully bana doğru dönüp baktı ve “Bir sorun mu var Mulder?” diye sordu.
“Daha önce hiç o olayı yaşamadığın halde yaşamış gibi bir hisse kapıldın mı?”
“Déjà vu’dan mı bahsediyorsun?”
“Evet, kesinlikle.”
“Mulder, hayatımız neredeyse bütün gün aynı olaylarla geçiyor. Böyle hissetmen normal.”
“Hayır, bahsettiğim şey bu anları yaşadığım halde ayrıntıları hatırlayamıyor oluşum.”
“Bence son günlerde yaşadığımız olaylar seni biraz fazla etkilemiş.”

O gün akşam uçağıyla New York’a vardık. İnsanların çoğu olan bitenden habersiz günlük hayatın seyrine devam ediyordu. Ancak bu insanların, hatta belki de bizim, bir sonraki kurban olup olmayacağımıza dair bir his içimizi kemiriyordu. Tam bunu düşündüğüm anda gerçekten bir sonraki kurbanın Scully veya benim olabileceğim düşüncesi aklımı ele geçirmeye başladı. New York’ta son yirmi 24 saat içinde katil yeni bir cinayet işlememişti. Ancak bu işlemeyeceği anlamına gelmiyordu.

Ertesi sabah FBI’ın New York’taki binasına gittiğimiz zaman katilin izini yeniden bulduklarını ve bir operasyon düzenleneceğini öğrendik. Operasyonun düzenleneceği saatte, üzerimizde çelik yeleklerimizle beraber bekliyorduk. Metruk bir binanın, uğursuzluk kokan havasında kötü bir şeyler olacağına dair bir his içimde uyanmıştı. Binanın etrafını sardıktan sonra içeriye girdik. Scully, iki veya üç adım arkamdan geliyordu. Birden “Beni mi arıyorsunuz, hahaha!” diye bir ses duyunca ikimiz de sesin geldiği yöne doğru dönüp baktık. Bir gölge yavaş adımlarla bize doğru yaklaşıyordu. Olanca gücümle “FBI! Silahlıyız! Seni uyarıyoruz, olduğun yere yat!” diye bağırdım. Adam uyarımı görmezden gelerek yürümeye devam etti. İçimden bir ses tek bir adım daha atarsa ateş etmemi söylerken adam bir anda yok oldu! Birkaç saniye geçtikten sonra Scully’nin tam arkasında belirdi ve gülerek, nerede sakladığını bile anlamadığım bir silah çıkardı. Tam Scully’ye doğru ateş edecekken ileriye doğru atıldım ve kurşun bacağıma saplandı. Olduğum yere yığılıp kaldım. Scully refleks olarak boşluğa ateş etmeye başladı ama adam tekrardan yok olmuştu. Scully yardım istemek için birkaç adım atınca birden tepemde belirdi ve göz göze geldik. En son hatırladığım adamın gözlerinin, sabah beni izleyen gözlere ne kadar çok benzediğiydi. Adam, gözlerinde vahşi bir ifadeyle alnımın tam ortasına tek el ateş etti. Etraf birden karardı.

BÖLÜM 4

Sabah kulağıma gelen alarm sesiyle uyandım. 07.06’yı gösterdiğini görünce kalkıp hazırlanmaya başladım. İçimde, normalde hiç hissetmediğim bir tuhaflık vardı. Son günlerde yaşadığım bazı olaylar ile alakalı olduğunu düşünerek aceleyle evden çıktım. Dışarda günlük güneşlik bir mayıs sabahı vardı. Gözlerim güneşten kamaşınca, güneş gözlüğümü takmak için elimi cebime soktuğum sırada beni izleyen bir çift göz fark ettim. Gözleri daha önce de gördüğüm birinin gözlerine benziyordu. Dudaklarını hızla oynattığına dikkat ettim. Normalde pek fazla umursamadan arabaya binip giderdim ancak adamın bana bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark edince yanına gittim. Herhangi bir sorun olup olmadığını sorduğumda, fısıltı halinde ve hiç durmadan “Tempora mutantur et nos mutamur in illis.” (Zaman değişir, biz de onunla birlikte değişiyoruz.) ve “Omnes vulnerant, ultima necat” (Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür.) dediğini fark ettim. Dedikleri benim için bir anlam ifade etmiyordu. Yanından ayrılarak arabaya bindim ve büroya gittim.

Scully benden daha önce gelmiş ve Müdür Yardımcısı Skinner’ın odasında olduğuna dair bir not bırakmıştı. Aceleyle odadan çıkarak asansöre bindim ve Müdür Yardımcısı’nın odasına gittim. Odadan içeri girmeden önce sanki bugünü daha önce yaşadığıma dair içimde bir his uyandı. Déjà vu yaşadığıma neredeyse emin olarak Müdür Yardımcısı’nın odasından içeriye girdim. İçeride Skinner, Scully ve nereden tanıştığımı hatırlamadığım halde, adını anımsadığım Ajan Joseph Phillips oturuyordu. Müdür Yardımcısı içeriye girdiğimi görünce, “Gelin Ajan Mulder. Biz de sizi bekliyorduk.” dedi.

Uzun toplantı masasının başında oturan Skinner’ın yanına oturdum. Karşımda neden bu kadar geç kaldığımı sorgulayan gözlerle Scully ve konuşmaya başlamak için can atan Ajan Phillips bana bakıyordu. Skinner sandalyeye yerleştiğimi görünce: “Sizi tanıştırayım.” dedi. Skinner’ın sözünü keserek, “Ajan Joseph Phillips” dedim.

“Ajan Mulder, beni tanıdığınızı bilmiyordum çünkü sizinle daha önce tanışmamıştık. Aslında bu tanışma faslını doğrudan geçip konuya girmek istiyorum. Yaklaşık 3 yıldır bir katilin peşindeydik. Bu katil bir tür hayalet gibi işlediği cinayetlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallayarak olay yerinden uzaklaşıyor. Güvenlik kamera kayıtlarında bir an varken, sonraki anda yok oluyor. Aylarca peşinden koştuğumuz, yakalamaya çok yaklaştığımız halde son anda hep elimizden kaçtı. Ancak işlediği son cinayetlerden sonra yakalamamız için üstten çok fazla baskı görmeye başladık. Adam, O’nun yerinin tespit eden ve yakalamaya en fazla yaklaşan iki başarılı ajanımızı öldürdü. Sizin uzmanlık alanınız paranormal olaylar olduğu için sizden yardım istiyoruz.”
“Adamın bir fotoğrafı, kimlik bilgisi var mı?”
“Hepsi var. Kimlik bilgilerinden ve diğer kayıtlardan adamın son 12 yıldır neredeyse yaşamadığını tespit ettik.”
“Neredeyse yaşamadığı kanısına nasıl vardınız?”
“Üzerine kayıtlı hiçbir fatura yok. Banka hesabı yok. Ehliyeti en son 12 yıl önce son bulmuş ve tekrar yenilenmemiş bile. İmza attığı hiçbir yer yok. Tek bildiğimiz adı ve soyadı.”
“Bu adamın hala New York sokaklarında olduğuna emin misiniz?”
“Neredeyse eminiz. Çünkü New York haricinde hiçbir yerde ‘avlanmayı’ tercih etmiyor.”
“Sizin 3 yıldır yakalayamadığınız bir katili benim yakalayabileceğim kanısına nasıl vardınız?”
“Ajan Mulder, FBI’daki profil çıkartma konusundaki başarılarınızı biliyoruz. Daha önce de dediğim gibi paranormal olaylar sizin uzmanlık alanınız. Bu konuda, Müdür Yardımcısı Skinner da, sizin, bize yardımcı olabileceğinizi söyledi.”
Bu noktada Skinner söze karışma ihtiyacı hissetti: “Ajan Mulder, Ajan Scully ile beraber New York’a gidip bu katilin yakalanmasına yardımcı olmanızı istiyorum.”
“Efendim, bu adamı yakalayıp yakalayamayacağımızı bilmiyorum ancak New York’a gideceğiz.”

Odadan çıktığımız zaman kafamın bir şeylere takılı olduğunu anlayan Scully bana doğru dönüp baktı daha bir soru bile sormadan: “Daha önce hiç o olayı yaşamadığın halde yaşamış gibi bir hisse kapıldın mı?” dedim.
“Déjà vu’dan mı bahsediyorsun?”
“Evet, kesinlikle.”
“Mulder, hayatımız neredeyse bütün gün aynı olaylarla geçiyor. Böyle hissetmen normal.”
“Hayır, bahsettiğim şey bu anları yaşadığım halde ayrıntıları hatırlayamıyor oluşum. Hatta sözünü kesmeseydim bana bir sorun olup olmadığını soracaktın.”
“Evet, aslında onu soracaktım. Bence son günlerde yaşadığımız olaylar seni biraz fazla etkilemiş.”

O gün akşam uçağıyla New York’a vardık. İnsanların çoğu olan bitenden habersiz günlük hayatın seyrine devam ediyordu. Ancak bu insanların, hatta belki de bizim, bir sonraki kurban olup olmayacağımıza dair bir his hem Scully’nin, hem de Ajan Phillips’in içini kemiriyordu. Onlar bunu düşünürken ben bir sonraki kurbanın ben veya Scully olacağına neredeyse emindim.

Ertesi sabah FBI’ın New York’taki binasına gittiğimiz zaman katilin izini yeniden bulduklarını ve bir operasyon düzenleneceğini öğrendik. Operasyonun düzenleneceği saatte üzerimizde çelik yeleklerimizle beraber bekliyorduk.
Scully’ye doğru dönerek “Burada bir operasyon düzenlenen bir operasyona katıldığımı da daha önce yaşamış gibiyim.” dedim.
“Bu da mı Déjà vu?”
“Evet. Bu anı, sanki daha önce birden fazla kez yaşamış gibiyim. İçeriye girdiğimiz zaman sen birkaç adım arkamdan yürü.”

Binanın etrafını sardıktan sonra içeriye girdik. Scully dediğimi dinlemişti. İki veya üç adım arkamdan geliyordu. Yavaş yavaş ilerlerken içimden bir ses durmamı söyledi. Birden burdum ve aynı anda “Beni mi arıyorsunuz, hahaha!” diye bir ses duyduk. İkimiz de sesin geldiği yöne doğru dönüp baktık. Bir gölge yavaş adımlarla bize doğru yaklaşıyordu. Olanca gücümle “FBI! Silahlıyız! Seni uyarıyoruz, olduğun yere yat!” diye bağırdım. Adam uyarımı görmezden gelerek yürümeye devam etti. Bir an adamla göz göze geldik ve adam son adımını atmadan önce sabah Latince sözler tekrarlayan adamın gözlerini anımsadım, neredeyse aynı kişilerin gözleri olduğuna yemin edebilirdim. Hızlıca “Tempora mutantur et nos mutamur in illis.” dedim. Bir an için afallayan adam, adımını atacağı sırada durdu ve ben de hemen tetiğe bastım. Kurşun tam adamın kalbini buldu. 3 yıldır aranan katil kanlar içinde yere yığılırken koşarak yanına eğildim. Katil son nefesini vermeden önce “Omnes vulnerant, ultima necat, bu sözleri nereden biliyorsun, senin de ikinci bir şansın olmamalıydı.” dedi.

BÖLÜM 5

Zaman saniyeler halinde hızla geçmeye devam ediyor. Saniyeler de dakikaları ve saatleri oluşturmaya devam ediyor. Geçip giden saatler, insanın gerçekten de hayattaki yolunu belirleyip, bir yandan da hayatın sonuna yaklaştırıyor. İkinci bir şans ile hayatımdaki bu yolu durup inceleme fırsatı buldum. Yaşadığımız her şeyin, neden olduğunu düşündüm. Geçip gitmeden önce her saniyenin değerini tarttım ve pişmanlık duyacağım şeyleri yapmadan önce tekrar düşünüp başka seçenekleri gördüm. Bana verilen bu ikinci şans sayesinde.