• 2.BÖLÜM HAZIR
    SEVGİLİ OKURCANLAR ,
    HAZIR DURUMDA SİZLERE SUNMAKDAN MUTLULUK DUYUYORUM .
    YORUM,BEĞENİ VE YAPLAŞIM YAPMAYI UNUTMAYINIZ .


    2.BÖLÜM

    -Annem seslenmeye devam ediyor oğlum
    kalk gel bak kim gelmiş ?

    Ben kaltım artık yıllardır HASRETİNİ ÇEKTİĞİM BABAMLA KAVUŞMA ZAMANI GELDİ .
    Böyle içimde garip bir heyecan var tarif etmeye kelimeler yetmeyecekmiş gibi
    Bir yandan da ellerimle gözlerimi silmeye çalışıyorum hani erkeğiz ya su koy vermeyeceğim çaktırmayacağım yıllardır görmediğim BABAM a kavuşacağım için mutluluk sevinç göz yaşlarını çocukluk işde .

    Neyse gittim yüzümü gözümü yıkadım derin bir nefes .
    Mutfak kapısında kendimi gösteriyorum .
    Annem yer sofrası kurmuş ailemizin reisi BABAM baş köşede ablamlar , abim etrafına oturmuş annem in sofraya kızarttığı patates ve biberleri getirmesi çayların doldurulması bekleniyor ,
    Ben sadece nutku tutulmuş baş köşede oturan babamın yanına usul usul gıdım gıdım yanaşıyorum heyecandan bayıldım bayılacağım yanına yanaşmaya çalıştığım kişi BABAM .
    Babamın espirili adam olduğunu o gün ilk tanışmamız da gördüm gel bakalım evin erkeği gel otur oğlum dizime deyip sarılışı sanki bugün müş gibi hala ciğerimde sıcacık .
    Herkes kuruldu sofraya bismillah dedik başladık kahvaltıya çaylar demli babam gelmiş tam keyif çayı herkesin gözleri ışıl ışıl herkesin yüregi bayram yeri .
    Kahvaltı faslını kapattık sohbete döndü ortam ,
    Tabi annemin pofuduk komşuları mutfak penceresinin önünden gelip geçerken ayak üstü hoş sohbet çay muhabbetlerine alışık oldukları için babamı gören hoş geldin gözünüz aydın felan .

    Ben de bir korku başladı acaba daha yeni babama kavuşmuşken tekrar gidermi diye ?

    O sohbetlerde şunu öğrendim
    BABAM I getirecek olan uçak rötar yapmış ondan gecikmeli gelmiş .

    Şuanda oturduğumuz evi bilmediği için abim ve ablamlar bizim eski kirada kaldığımız bir oda bir kücük oda kadar salonu olan eski evimizin çevresinde karşılamaya gitmişler .
    Karşılayıp yeni evimize getirmişler ,
    BABAM annem e soruyor ne olduda evi değiştirdiniz bir yaramazlık yok inşallah
    Annem pamuk toplamaya işçi olarak gittik kızlarıda götürdüm arsayı aldık borç harç senin gönderdiğin paralardan ekmekden pazardan artırdık başımızı sokacak ev yaptık deyince. Bir anda babam da benim gibi gözlerini avuşturmaya başladı babam hakkında bşr şey daha öğrendim o da benim gibi duggusal .
    Babam gelin bakalım size hediyeler. Oyuncaklar getirdim dedi herkesi evin salonunda topladı 5-6 bavul salonda istiflenmiş koliler felan var .
    Sırayla açılmaya başlandı bu bağul büyük kızlarıma bu bagul oğullarıma bu annenizin
    Bu da memleket e gidecek hediyeler .

    Abim ile benim bavul açıldı offf hepsi gıcır gıcır poşetinde .

    Ayakkabılar,eşortmanlar,kazaklar,üstler başlar herkes çok mutlu .
    Oyuncaklar. Türkiyede o zaman uzakdan kumandalı araba uçak yok BABAM abimle bana kumandalı oyuncak getirmiş . Kırmızı sport bir araba .

    Eve gelen giden arkadaşımın hatti hesabı yok babamın geldiğini öğrenen meraklı tabi .

    Bana getirilen bir çok kıyafet olmadı tabi çelimsiz olduğum için büyüyünce giyer denildi aslında umrumda da değildi kıyafet oyuncak felan
    Ben BABAMI istemiştim sadece .
    Gerisini umursamadım kısacası .

    Paket paket şimdi dönüp yüzüne bakmadıgımız lokumlar çikolatalar OFF diyorum kokuları hala burnumda lezzetleri hala dilimin ucunda .

    Gelen giden arkadaşlarıma birer tane lokum veriyorum BABAM geldi diye BABAM YURT dısından bak ne neler getirmiş diye
    Çocuğum erkeklik artistlik yapıyor hava atıyorum .
    Ortam normal yaşama döndü aile bireyleri için
    BABAM eve adapte olmaya çalışıyor
    Ben arabaya 8 kalempil 1 tanede kumanda için 9 voltluk pil var onları takmaya çalısıyorum amacım arabamı kucaklayıp kumandasını cebime koyup kendimi sokağa atacak ve mahallenin bütün çocuklarına BABAMIN getirdiği oyuncağımı gösterecektim .

    Ama öyle olmadı çünkü mahallede o oyuncağı oynayıp hava atacağım yol yok her yer patika yol her yer toprak yol asfalt yol yok

    Arkadaşlarımla sadece şunu yapa bildik ceplerime doldurduğum çıkolAta ve lokumları yerken
    Ooow kırmızı sport araba üffff
    Lan kumandasıda var
    Bir lokum daha versene
    Bak buna basınca gidiyor
    Vayyy be ısıklarıda var

    Aslında araba çok fonksiyonlu değildi kumanda düğmesine basınca kafasına göre gidiyor düğmeyi bırakınca aptal saptal kafasına göre geri geliyordu 🙈

    3 -5 gün babamın getirdiği piller bitene kadar oynadım arabayla evin içinde hevesi dibine kadar aldım Sonra annemin bardak tabak koyduğu vitrinin en üstüne tozlanacağı yere koydum .

    Cebime tasolarımı gazoz kapaklarımı koyup mahalleye çıktım

    Ali , ahmet , mehmet derken toparlandık bir kaç kişi taso oynadık ben yenildim 🤣

    Gazoz kapaklarını da YAĞMAAAAAAA diye bağırarak havaya attım her biri bir tarafa uçtu vede düştü herkes bir birinin üstüne atlıyor kapaklanıyor
    Onu ben gördüm ilk
    O benim
    Ver lan o soda kapağını

    Derken ortalık yatıştı .

    Aslında benim yapmak istediğim BABAM IN GELİŞİNİ kutlamakdı.
    Havai fişek o zaman vardıda biz mi atmadık
    Konfeti vardıda biz mi patlatmadık
    Ozaman elimde bulunan imkanım oydu 🥳
    3-BÖLÜM
    BABAM KIRAATHANEYE DOĞRU GİDİYOR
    YAKINDA !!!
  • Bakara Suresi, 25. ayet: (Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada, onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır.
    Al-i İmran Suresi, 15. ayet: De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin Katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir."
    Al-i İmran Suresi, 107. ayet: Yüzleri ağaranlar ise, artık onlar Allah'ın rahmeti içindedirler, içinde de temelli kalacaklardır.
    Al-i İmran Suresi, 136. ayet: İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var).
    Al-i İmran Suresi, 198. ayet: Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah'ın Katında olanlar daha hayırlıdır.
    Nisa Suresi, 57. ayet: İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız.
    Nisa Suresi, 122. ayet: İman edip salih amellerde bulunanlar, Biz onları altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu, Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?
    Maide Suresi, 65. ayet: Eğer, Kitap Ehli iman edip sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları 'nimetlerle donatılmış' cennetlere sokardık.
    Maide Suresi, 85. ayet: Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.
    Maide Suresi, 119. ayet: Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur."
    Araf Suresi, 42. ayet: İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.
    Araf Suresi, 43. ayet: Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimiz'in elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek.
    Araf Suresi, 44. ayet: Cennet halkı, ateş halkına (şöyle) seslenecekler: "Bize Rabbimiz'in vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler. Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun."
    Araf Suresi, 46. ayet: İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: "Selam size" derler, ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) 'şiddetle arzu edip umanlardır.'
    Araf Suresi, 47. ayet: Gözleri cehennem halkından yana çevrilince: "Rabbimiz, bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma" derler.
    Araf Suresi, 49. ayet: "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız."
    Araf Suresi, 50. ayet: Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın." Derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak) kılmıştır."
    Enfal Suresi, 4. ayet: İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri Katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.
    Tevbe Suresi, 21. ayet: Rableri onlara Katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.
    Tevbe Suresi, 22. ayet: Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah, büyük mükafat Katında olandır.
    Tevbe Suresi, 72. ayet: Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
    Tevbe Suresi, 89. ayet: Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
    Tevbe Suresi, 100. ayet: Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
    Yunus Suresi, 9. ayet: İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder).
    Yunus Suresi, 10. ayet: Oradaki duaları: "Allah'ım, Sen ne Yücesin"dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gerçekten, hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
    Hud Suresi, 23. ayet: İman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır.
    Hud Suresi, 108. ayet: Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.
    Ra'd Suresi, 23. ayet: Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:)
    Ra'd Suresi, 24. ayet: "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel."
    Ra'd Suresi, 29. ayet: İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).
    Ra'd Suresi, 35. ayet: Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.
    İbrahim Suresi, 23. ayet: İman edip salih amellerde bulunanlar, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Selam"dır.
    Hicr Suresi, 45. ayet: Gerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır.
    Hicr Suresi, 46. ayet: Oraya esenlikle ve güvenlikle girin.
    Hicr Suresi, 47. ayet: Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.
    Hicr Suresi, 48. ayet: Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler.
    Nahl Suresi, 31. ayet: Adn Cennetleri; ona girerler, onun altından ırmaklar akar, içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
    Nahl Suresi, 32. ayet: Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin."
    Kehf Suresi, 31. ayet: Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.
    Kehf Suresi, 107. ayet: İman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.'
    Kehf Suresi, 108. ayet: Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.
    Meryem Suresi, 60. ayet: Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.
    Meryem Suresi, 61. ayet: Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.
    Meryem Suresi, 62. ayet: Onda ‘boş bir söz' işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam, onların rızıkları orda (bulunmakta)dır.
    Meryem Suresi, 63. ayet: O cennet; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.
    Taha Suresi, 76. ayet: "İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."
    Taha Suresi, 117. ayet: Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."
    Taha Suresi, 121. ayet: Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.
    Enbiya Suresi, 102. ayet: Onun uğultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar.
    Enbiya Suresi, 103. ayet: Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır.
    Hac Suresi, 23. ayet: Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir.
    Hac Suresi, 24. ayet: Onlar, sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir.
    Mü'minun Suresi, 10. ayet: İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.
    Mü'minun Suresi, 11. ayet: Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır.
    Furkan Suresi, 10. ayet: Dilediği takdirde, sana bundan daha hayırlısı olarak altından ırmaklar akan cennetler veren ve senin için köşkler kılan (Allah) ne Yücedir.
    Furkan Suresi, 15. ayet: De ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktır."
    Furkan Suresi, 16. ayet: "İçinde ebedi kalıcılar olarak, orada her istedikleri onlarındır; bu, Rabbinin üzerine aldığı, istenen bir vaaddir."
    Furkan Suresi, 24. ayet: O gün, cennet halkının kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer çok daha güzeldir.
    Furkan Suresi, 75. ayet: İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar.
    Furkan Suresi, 76. ayet: Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o, ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir.
    Şuara Suresi, 90. ayet: (O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
    Ankebut Suresi, 58. ayet: İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.
    Rum Suresi, 15. ayet: Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar 'bir cennet bahçesinde' 'sevinç içinde ağırlanırlar'.
    Rum Suresi, 44. ayet: Kim inkar ederse, artık onun inkarı kendi aleyhinedir; kim salih bir amelde bulunursa, artık onlar kendi lehlerine olarak (cennetteki yerlerini) döşeyip hazırlamaktadırlar.
    Lokman Suresi, 8. ayet: (Ancak) Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır.
    Lokman Suresi, 9. ayet: Orada ebedi olarak kalıcıdırlar. Allah'ın va'di haktır. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Secde Suresi, 19. ayet: İman eden ve salih amellerde bulunanlar ise, artık onlar için, yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri vardır.
    Fatır Suresi, 33. ayet: Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.
    Fatır Suresi, 34. ayet: Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir."
    Fatır Suresi, 35. ayet: "Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz."
    Yasin Suresi, 55. ayet: Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.
    Yasin Suresi, 56. ayet: Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
    Yasin Suresi, 57. ayet: Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır.
    Yasin Suresi, 58. ayet: Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır).
    Saffat Suresi, 41. ayet: İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.
    Saffat Suresi, 42. ayet: Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.
    Saffat Suresi, 43. ayet: Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
    Saffat Suresi, 44. ayet: Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).
    Saffat Suresi, 45. ayet: Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
    Saffat Suresi, 46. ayet: Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).
    Saffat Suresi, 47. ayet: Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.
    Saffat Suresi, 48. ayet: Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.
    Saffat Suresi, 49. ayet: Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).
    Saffat Suresi, 50. ayet: Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:
    Saffat Suresi, 51. ayet: Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."
    Saffat Suresi, 52. ayet: "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"
    Saffat Suresi, 53. ayet: "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
    Saffat Suresi, 54. ayet: (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"
    Saffat Suresi, 55. ayet: Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.
    Saffat Suresi, 56. ayet: Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."
    Saffat Suresi, 57. ayet: "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.
    Saffat Suresi, 60. ayet: Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.
    Saffat Suresi, 61. ayet: Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.
    Sad Suresi, 50. ayet: Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır.
    Sad Suresi, 51. ayet: İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler.
    Sad Suresi, 52. ayet: Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır.
    Sad Suresi, 53. ayet: İşte hesap günü size va'dedilen budur.
    Sad Suresi, 54. ayet: Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
    Zümer Suresi, 20. ayet: Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden dönmez.
    Zümer Suresi, 73. ayet: Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin."
    Zümer Suresi, 74. ayet: (Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.
    Mü'min Suresi, 8. ayet: "Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin."
    Mü'min Suresi, 40. ayet: "Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun, dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa, işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler."
    Fussilet Suresi, 30. ayet: Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin."
    Şura Suresi, 22. ayet: (O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri Katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur.
    Zuhruf Suresi, 70. ayet: "Siz ve eşleriniz cennete girin; 'sevinç içinde ağırlanacaksınız."
    Zuhruf Suresi, 71. ayet: "Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız."
    Zuhruf Suresi, 72. ayet: "İşte, yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur."
    Zuhruf Suresi, 73. ayet: "Orda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyeceksiniz."
    Duhan Suresi, 51. ayet: Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.
    Duhan Suresi, 52. ayet: Cennetlerde ve pınarlarda,
    Duhan Suresi, 53. ayet: Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).
    Duhan Suresi, 54. ayet: İşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
    Duhan Suresi, 55. ayet: Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
    Duhan Suresi, 56. ayet: Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
    Muhammed Suresi, 15. ayet: Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu?
    Kaf Suresi, 31. ayet: Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır.
    Kaf Suresi, 34. ayet: "Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu, ebedilik günüdür."
    Kaf Suresi, 35. ayet: Orda diledikleri herşey onlarındır; Katımız'da daha fazlası da var.
    Zariyat Suresi, 15. ayet: Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar;
    Zariyat Suresi, 16. ayet: Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı.
    Tur Suresi, 17. ayet: Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler;
    Tur Suresi, 18. ayet: Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur.
    Tur Suresi, 19. ayet: "Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için."
    Tur Suresi, 20. ayet: Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
    Tur Suresi, 22. ayet: Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik.
    Tur Suresi, 23. ayet: Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur.
    Tur Suresi, 24. ayet: Kendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl.'
    Tur Suresi, 25. ayet: Kimi kimine dönüp sorarlar;
    Tur Suresi, 26. ayet: Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık."
    Tur Suresi, 27. ayet: "Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azaptan korudu."
    Necm Suresi, 15. ayet: Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.
    Rahman Suresi, 46. ayet: Rabbin makamından korkan kimse için ise iki cennet vardır.
    Rahman Suresi, 48. ayet: Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler.
    Rahman Suresi, 50. ayet: İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır.
    Rahman Suresi, 52. ayet: İkisinde de her meyveden iki çift vardır.
    Rahman Suresi, 54. ayet: Astarları, ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi (ordakilere) yakın (kolay)dır.
    Rahman Suresi, 56. ayet: Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
    Rahman Suresi, 58. ayet: Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.
    Rahman Suresi, 60. ayet: İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır?
    Rahman Suresi, 62. ayet: Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var.
    Rahman Suresi, 64. ayet: Alabildiğine yemyeşildirler.
    Rahman Suresi, 66. ayet: İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır.
    Rahman Suresi, 68. ayet: İçlerinde (her türden) meyve, eşsiz-hurma ve eşsiz-nar vardır.
    Rahman Suresi, 70. ayet: Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.
    Rahman Suresi, 72. ayet: Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.
    Rahman Suresi, 74. ayet: Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
    Rahman Suresi, 76. ayet: Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.
    Vakıa Suresi, 10. ayet: Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.
    Vakıa Suresi, 11. ayet: İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.
    Vakıa Suresi, 12. ayet: Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;
    Vakıa Suresi, 13. ayet: Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
    Vakıa Suresi, 14. ayet: Birazı da sonrakilerden.
    Vakıa Suresi, 15. ayet: 'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler.
    Vakıa Suresi, 16. ayet: Karşılıklı yaslanmışlardır.
    Vakıa Suresi, 17. ayet: Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;
    Vakıa Suresi, 18. ayet: Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,
    Vakıa Suresi, 19. ayet: Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
    Vakıa Suresi, 20. ayet: Arzulayıp-seçecekleri meyveler,
    Vakıa Suresi, 21. ayet: Canlarının çektiği kuş eti.
    Vakıa Suresi, 22. ayet: Ve iri gözlü huriler,
    Vakıa Suresi, 23. ayet: Sanki saklı inciler gibi;
    Vakıa Suresi, 24. ayet: Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);
    Vakıa Suresi, 25. ayet: Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma.
    Vakıa Suresi, 26. ayet: Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam."
    Vakıa Suresi, 27. ayet: "Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin."
    Vakıa Suresi, 28. ayet: Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
    Vakıa Suresi, 29. ayet: Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
    Vakıa Suresi, 30. ayet: Yayılıp-uzanmış gölgeler,
    Vakıa Suresi, 31. ayet: Durmaksızın akan su(lar);
    Vakıa Suresi, 32. ayet: Ve (daha) birçok meyveler arasında,
    Vakıa Suresi, 33. ayet: Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).
    Vakıa Suresi, 34. ayet: Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).
    Vakıa Suresi, 35. ayet: Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.
    Vakıa Suresi, 36. ayet: Onları hep bakireler olarak kıldık,
    Vakıa Suresi, 37. ayet: Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,
    Vakıa Suresi, 38. ayet: "Ashab-ı Yemin" olanlar için.
    Vakıa Suresi, 39. ayet: (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
    Vakıa Suresi, 40. ayet: Birçoğu da sonrakilerdendir.
    Vakıa Suresi, 88. ayet: Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,
    Vakıa Suresi, 89. ayet: Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).
    Vakıa Suresi, 90. ayet: Ve eğer "Ashab-ı Yemin"den ise,
    Vakıa Suresi, 91. ayet: Artık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana.
    Hadid Suresi, 12. ayet: O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz, içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir." İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.
    Mücadele Suresi, 22. ayet: Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.
    Haşr Suresi, 20. ayet: Ateş halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı 'umduklarına kavuşup mutluluk içinde olanlardır.'
    Saff Suresi, 12. ayet: O da sizin günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirir. İşte 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
    Tegabün Suresi, 9. ayet: Sizi toplanma günü için birarada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür. Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş (fevz)' budur.
    Talak Suresi, 11. ayet: İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir.
    Tahrim Suresi, 11. ayet: Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."
    Mutaffifin Suresi, 23. ayet: Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler.
    Mutaffifin Suresi, 32. ayet: Onları gördükleri zaman ise: "Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır" derlerdi.
    Buruc Suresi, 11. ayet: Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.
    Gaşiye Suresi, 8. ayet: O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler.
    Gaşiye Suresi, 9. ayet: Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.
    Gaşiye Suresi, 10. ayet: Yüksek bir cennettedir.
    Gaşiye Suresi, 11. ayet: Orda anlamsız bir söz işitmez.
    Gaşiye Suresi, 12. ayet: Orda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır.
    Gaşiye Suresi, 13. ayet: Orda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır;
    Gaşiye Suresi, 14. ayet: Konulmuş (içecek dolu) kaplar,
    Gaşiye Suresi, 15. ayet: Dizi dizi yastıklar,
    Gaşiye Suresi, 16. ayet: Ve serilmiş yaygılar.
    Fecr Suresi, 27. ayet: Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,
    Fecr Suresi, 28. ayet: Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön.
    Fecr Suresi, 29. ayet: Artık kullarımın arasına gir.
    Fecr Suresi, 30. ayet: Cennetime gir.
    Beyyine Suresi, 7. ayet: İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.
    Beyyine Suresi, 8. ayet: Rableri Katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir.
  • 600 syf.
    ·27 günde·10/10
    Bir okul düşünün, binasından boyasına, ahırından tarlasına, yemekhanesinden sınıfına herşeyiyle öğrencisine ait bir okul. Binayı inşa eden de, boya badana yapan da, temizliğini, gerektiğinde her türlü tamiratını yapan da, okul da giyeceği kıyafeti diken de, yıkayan da, yiyeceği sebzeyi, meyveyi, balı, tereyağını, peynirini üreten de, içeceği sütü sağlayan da, tarlasında çaşılıp, at binende bütün bunları yaparken kültür derslerine gerektiği gibi çalışan da, derslerine çalışırken tiyatro yazıp oynayan da, dünya klasikleri ve çeşitli kitaplar okuyup okumayı bir alışkanlık haline getiren de, halk oyunları oynayıp enstrüman çalan da, eleştiri günleriyle yönetime dahil olup, söz hakkı olan da bu okulun kendi öğrencisi...Günümüz okullarını düşününce okul demek bile zor gerçekten.
    Bugün bile kulağa ütopik gelen bu sistem bu ülkede gayet başarılı bir şekilde çalıştırılmış. Harika insanlar yetiştirilmiş, tek amacı ülkeye hizmet olan.
    Enstitü adı altında açılışı 1938'dir. Genç Cumhuriyetin en önemli adımlarından biridir.
    Halk isteklidir, okula gitmek ister, Cılavuz'a ulaşabilmek için günlerce yürür öğrenciler. Öyle çocuklar gelir ki ayakkabıyla, tuvaletle enstitüde tanışacaktır...
    Köy Enstitüsü'dir adı.
    Oraya, bazı istisnalar hariç (kız öğrenciler) sadece köy çocukları kabul edilir.
    Halkın büyük çoğunluğu köylüdür, toprak verimlidir, üretilebilecek çok şey vardır fakat halk cahildir.
    Eğitilmesi, toprağı doğayı verimli bir şekilde kullanabilmesi gereklidir ülkenin kalkınabilmesi için. Bu amaçla Hasan Ali Yücel in desteğiyle düşer Tonguç baba yollara. (İsmail Hakkı Tonguç) Köy köy gezer ihtiyaçlarını belirler ülkenin. Hangi bölgede neye ihtiyaç vardır. Enstitüler nereye kurulmalı, hangi dersler okutulmalıdır. Detaylı bir inceleme sonucu iklimine, coğrafyasına göre derslerin okutulacağı okullar kurulmaya başlanır. Başlanır ama elde yok avuçta yoktur. İmkansızlıklardan imkan yaratmak gerekir. Zaten sadece köy çocuklarının kabul edilme nedeni de budur. Zor şartlarda çözüm üretmek! Zaten imkan görmemiş köylü çocuğunu yetiştirip, köylerine öğretmen olarak gönderip, oradaki şartlar altında hem oradaki çocukları hem de köylüyü eğitmesi istenecektir. Topraktan daha iyi nasıl verim alınır? Kaliteli bal nasıl üretilir? Dünyada ve ülkede ne olup bitiyordur? Yani tam anlamıyla halkın özellikle köylünün bilinçlenmesidir amaç. Okulu bitirip bir köye tayini çıkan eğitmen gündüz çocukları eğitip öğretir, akşamları köylüye okuma yazma öğretir.
    Hayatında yatak, tuvalet, ayakkabı görmemiş çocuklar bu kurumlarda piyano dersleri alır.
    Enstitünin tarlalarında hem yiyeceğini üretir, hem daha verimli üretmeyi öğrenir, enstitünün hayvanlarından hem her türlü hayvansal gıdayı üretir hem hayvancılığı öğrenir. Amaç üretim kalitesini artırırken okulun ihtiyaç maliyetini düşürmektir.
    Daha bir çok şey anlatılabilir köy enstitüleri ile ilgili tabi farklı boyutları da. Mesela kominist yetiştiriyordur, kızlı erkekli eğitim veriyordur, kızlar kötü yola düşüyordur. Nitekim zaten kızını okula göndermek istemeyen halk dolduruşa getirilir.
    Üretim vardır çünkü orada, bilinçli insan yetişiyordur. Hiç köy ağalarının işine gelir mi? Hiç ülkenin gelişmesini istemeyen dış güçlerin işine gelir mi? Gelmedi de. Ve bu ülkede bir başarı daha cezasız kalmadı!
    Köy Enstitülerini Cılavuz Köy Enstitüsi üzerinden detaylı bir araştırmayla anlatan harika bir eser.
    Bu ülkeye edilen ihanetin boyutunu öğrenmek isteyen herkese tavsiye eserim!
  • 1. Bir vagonu diğer vagon çekiyorsa en baştakini kim çekiyor? Şu halde bu kainatın icat edeni ve var edeni olmalı değil mi?

    2. Bir harf bile katipsiz olmaz iken, insanın ve evrenin sahipsiz olacağını nasıl düşünebiliriz? Ayrıca bir şeyi yapan usta bile yaptığı şeyin türünden değildir. Örneğin saatı yapan saat türünden, harfi yazan da harf türünden değildir. Şu halde bizi ve evreni yaratan da bizim ve evrenin türünden olmaması gerekir.

    3. Allah’ın varlığını inkar etmek bizi rahatlatacak mıdır? Tam tersine bu anlayış bizi bir boşluk içine düşürecektir. Niye, neden, nasıl, kim için yaşayacaksın? Ölümden sonra hayatın ne olacak? Eğer başka hayat yoksa, bize verilen sonsuzluk duygusunun ve ebedi yaşamak arzusunun karşılığını nerede bulacağız? Bu durumda böyle duygular bize niye verildi?

    - Fenler, Allah'tan nasıl bahseder?

    İslam, hiçbir zaman, hiçbir meselede fenne ters düşmemiş, bilakis onu teşvik etmiştir. Dini kaynaklar, bunun güzel örnekleriyle doludur. Allah'ın iki kitabı vardır: biri Kur'an-ı Kerim' dir ki, "kelam" sıfatından gelir, diğeri kainattır ve “kudret” sıfatının eseridir.

    İlim adamları, dine inansalar da, inanmasalar da kainat kitabını okumakta ve yaratanın eserlerini tefsir etmektedirler. Fabrika sahibini tanımadan çalışan işçiler gibi! Her fen, kendine has bir dil ile mütemadiyen Allah’tan bahsediyor. Mesela, botanik ilmi, bize bir ağacın özelliklerini anlatır. Ağacın topraktaki gıdaları nasıl aldığını, yapraklara kadar nasıl taşıdığını, meyvelerin nasıl meydana geldiğini, büyümenin ne şekilde olduğunu gösterir. Böylece, karşımıza hücrelerden oluşan, kökü, gövdesi, dalı, yaprağı, çiçeği ve meyvesiyle mükemmel bir makine çıkar. Üstelik de canlıdır.

    Şimdi insafla düşünelim: bu harika makineyi akılsız, şuursuz, ilimden, iradeden ve kudretten mahrum basit bir toprak nasıl yaratır? Bitki alimlerinin, dev laboratuarlarda bile bir tek yaprağını yapamadıkları bir gerçekken, ağaç, başka bir ifadeyle odun, o harikulade çiçekleri ve meyveleri nasıl yapar? Her bir ağaç, o mucizevi yaratılışıyla isimleri ve sıfatları sonsuz bir zatı ispat etmez mi?

    Keza zooloji ilmi, aklımıza bir hayvanın iç dünyasının kapılarını açtı. Her hayvanın harikulade birer fabrika olduğunu anladık. Zehirli sinek bal yapıyor. Elsiz böcek ipek dokuyor, dilsiz koyun süt üretiyor. İlim gösterdi ki, basit bir saman ve sudan, latif bir gıda olan sütü yapmak, o akılsız koyunun işi değildir. Koyun, arı, ipek böceği ve benzeri bütün hayvanlar, ressamın fırçası, yazarın kalemi, marangozun çekici gibi birer alettirler. Yaratmak fiilinin faili ise, şüphesiz bu kainatın da ustası olan Rabb'imizdir.

    Astronomi ilminin penceresinden bakarak, dünyanın uzaydaki halini gördük. Güneşin etrafında mermi hızıyla uçan dev bir tayyare. Kanatsız, motorsuz, pilotsuz, gürültüsüz ve olabildiğince büyük. Üstündeki yolcular ise gayet rahat seyahat etmekteler. Çoğu zaman uçtuklarının bile farkında değiller. Bir yandan da dünya, kendi ekseni etrafında dönüyor. Geceler, gündüzler ve mevsimler bu iki dönüşün ürünü. Güneşe yaklaşsak tehlike, uzaklaşsak tehlike. Güneşin çevresinde uçan sadece dünya da değil, diğer gezegenler de var. Onlardan birisiyle çarpışması işten bile değil. Fakat hiçbir aksaklık olmuyor, her şey yolunda gidiyor. Bu düzen, milyonlarca seneden beri hiç bozulmuyor.

    Astronomi okuyan herkesin düşünmesi ve şu soruları kendi kendine sorması gerekmez mi:

    - Bu hassas dengeyi kim kurdu? Dünyayı yaşanacak hale kim getirdi? Pilotları da bulunduğu halde bazı uçakların çarpıştığı bir gerçekken, bu dev cisimleri çarptırmadan döndüren ve uçuran hangi ilim ve kudrettir?

    Hele, yaratıklar içinde biri var ki, o başlı başına bir mucizedir. Adına insan derler. Düşünür, hayal eder, araştırır, anlar, sever, acır, nefret eder... Binlerce kabiliyetle donatılmıştır. Daha da önemlisi kendi varlığının şuurundadır. Kainat onun idrakiyle ışıklanır. Bu muhteşem canlının ruh, kalp, akıl ve hayal gibi manevi cihazları bir yana, maddi yapısı da bir sanat şaheseridir. Gözün en güzeli, elin en kullanışlısı, saçın en latifi, dilin en tatlısı, endamın en mevzunu, boyun en mutedili, uzatmaya ne hacet, her şeyin en iyisi ona verilmiştir.

    Tıp ilmiyle anlaşıldı ki, vücudunun dışı gibi, içi de harikalar harikası. Tonlarca kan pompalayan kalbi, yemekleri kolayca sindiren midesi, kan temizleme makinesi olan akciğerleri, kilometrelerce uzunluktaki damarları, daha bilmem nesi ve nesiyle gerçek bir şaheser. Heykel, heykeltıraşını göstersin de, tıp ilmiyle mükemmelliği anlaşılan insan vücudu ustasını tanıtmasın, mümkün mü?

    İşte fen ilimleriyle uğraşanlar, bu ilimlerin kaynağını bir yaratıcıya dayandırmasalar bile, her bir fen kendine mahsus bir dille Allah’tan bahsediyor. Öyleyse bu ilimleri dinlemek gerekiyor.
  • 200 syf.
    Çanakkale... Ne yazılsa, ne söylense eksik kalır. Çanakkale Destanı ile ilgili bu güne kadar okuduğum bütün kitaplarda; hep yeni şeyler öğreniyoruz. Sadece bilinenler bunlar... Daha nice adı geçmemiş, belgelendirelememiş hayatlar... Ayağa kalkma, yok oldu denilen bir devletin var olduğunu, kolay kolay bitirilemeyeceğini; inancın, vatan sevgisinin her türlü güçlüğe karşı koyabileceğinin en güzel kanıtı. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

    Kitaptan Alıntılar

    Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor...
    Şehitler tepesi boş değil.
    Biri var bekliyor.
    Ve bir göğüs, nefes almak için bekliyor.
    Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
    Yattığı toprak belli,
    Tuttuğu bayrak belli,
    Kim demiş meçhul asker diye?
    İngiliz Başkomutanı General Hamilton;
    " 22 Ağustos 1915 günü Çalılık arazi içinde cereyan eden karşılıklı düello korkunç bir şekilde hükmünü sürdürdü. Sis ve topçu ateşi yönünden Allah dün Türklerden yana idi."
    Alayımızın karşılarında küçük bir tepe vardı. Tepenin üzerinde garip, soluk renkli bir bulut duruyordu...
    Alay, sol taraftaki Ağıl Dere' ye inmeden tepeye yöneldi ve bulutun içinde kayboldu. Bulut yükünü almış gibi ağır ağır yükseldi. Mestan tepedekilerin şaşkın bakışları arasında 7-8 değişik bulutla da birleşerek Trakya istikametine doğru savruldu gitti...
    Orada bulunan 267 İngiliz askerinden hiçbirinin izine bir daha rastlanamadı. Ne olduklarını kimse bilmiyor.
    Genelkurmay Başkanlığı'nın verilerine göre, Çanakkale'de 57 bin 263 şehit, 97 bin 874 yaralı, 11 bin 178 kayıp, 7 bin 84 hava değişimi, 20 bin 297 hastalık sonucu ölüm, 14 bin hastaneye götürülen olmak üzere, toplam 207 bin 696 zayiatımız var.
    Genelkurmay' ın yayınladığı " Şehitlerimiz" isimli kitapta 105 gayrimüslim ölü de yer alıyor... Bunlar Osmanlı saflarında savaşa katılmış yerli gayrimüslimlerden oluşuyor...
    Mehmet Akif, mısralarında bu milletin varoluş emelini şöyle özetliyor:
    " Değil mi, cephemizin sinesinde iman bir,
    Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir; Değil mi, sinede birdir vuran yürek.... Yılmaz!
    Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!"