“Peki, ilk gençlik yıllarını ne yaptın? Hayatının en iyi yıllarını nereye gömdün? Yaşadın mı, yoksa yaşadığını mı sanıyorsun?” İçimden bir ses yükseliyor: “ Bak çevrende her şey gittikçe nasıl soğuyor? Bir kaç yıl daha geçsin, koyu bir yalnızlıkla birlikte, bastonuna dayanmış, titreyen bir yaşlılıkla karşı karşıya kalacaksın. Ondan sonra da umutsuzluk, üzüntü, bezginlik... Bir gün gelip hayal dünyam yerle bir olacak , hayallerim sarı yapraklar gibi tek tek dökülecek...”
Yalnızlık,uyuşukluk hayal gücünü coşturdukça coşturur.Mutfakta kahve pişiren ihtiyar Matriyona'nın cezvesindeki su gibi hayallerde yavaş yavaş kaynaşmaya , hareket geçmeye başlar.Bu kaynaşma gittikçe hızlanır,hayalcimizin gelişigüzel eline aldığı kitap daha üçüncü sayfaya varmadan yere düşer.İşte hayal dünyası yeniden canlanıp kurulmuştur
Yedi mühürlü bir küpün içinde bin yıl kapalı kaldıktan sonra mühürleri sökülüp dışarı salınan Hazreti Süleyman’ın ruhunu taşıyormuşum gibi bir duygu içindeyim. Uzun bir ayrılıktan sonra size kavuşunca , ruhumda birdenbire binlerce kapak açıldı ve şimdi dilimden dökülen sözcükler seli halinde boşalıyorum, yoksa boğulurum, sevgili Nastenka.
“Yaşamöykünüz olmadığına göre bugüne değin nasıl yaşadınız öyleyse?”
“Yaşamımda anlatılacak ne olabilir ki? Ben kendi başıma, yalnız yaşamış bir adamım. Evet, yalnız, yapayalnız... Siz yalnız’ın be demek olduğunu bilir misiniz?”