• 320 syf.
    ·10 günde·Beğendi·9/10
    Öncelikle bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum.Kitap akıcı bir dille ve teknik detaylara boğulmadan yazılmış.Ekonomi ve siyaset tarihi hakkında yeterince bilgiye sahip olmadığınızı düşünseniz bile rahatlıkla okuyabilirsiniz.
    --ÖZET--
    Kitabın yazarı John Perkins eski bir ekonomik tetikçi.Kitapta anlattığı şekliyle ekonomik tetikçilerin görevi kapital düzene adapte olmamış ülkelere sanayi,yol,teknoloji götürme vaadiyle ikna edip uluslararası bankalardan asla ödeyemeyecekleri şekilde kredi almalarını sağlamak.Hem kapital düzenin yayılmasını sağlayarak özel sektörün büyüme yüzdesini artırıyorlar hem de verdikleri borçları kullanarak ülkelerden imtiyazlar istiyorlar.Irak,İran,Suudi arabistan,Ekvador,Venezuela gibi ülkelerden petrolle bağlantılı imtiyazlar istenirken; Panama, kanalından dolayı ön plana çıkıyor.Çarkın içine çekilen ülkeler dışarıdan gelişiyor gibi gösterilsede gün geçtikçe halk fakirleşiyor ve kültürleri yavaş yavaş yok ediliyor.Abd nin kurduğu bu düzene karşı çıkan Omar torrijos,Hugo chavez,Musaddık,Roldos Aguilera gibi isimlerin ne tür komplolarla devrildiklerini ya da suikaste kurban gittiklerini de ayrıca görüyoruz.
    --ÖZET--
    --Yorum--
    Ülkemiz adına bu kitaptan alınması gereken dersler var.Türkiyenin katma değer üretecek milli projelerden vazgeçip betonlaşma ve borçlanma üzerine kurulu bir ekonomik plan yapması nasıl bir tehlike içine girdiğimizi gösteriyor.Hala daha günümüzde tartışılan çeşitli projelerin kimin yararına olabileceği düşünülmeli ve tartışılmalı.Kitapta anlatıldığı gibi yapılması düşünülen projeler için oluşturulan tahmin raporlarının bilerek şişirildiği unutulmamalıdır.
    Eli bu kadar kanlanmış emperyalist devletlere karşı durabilmenin yolunun toplum olarak okuma oranlarımızı geliştirmekten ve üreten nesiller yetiştirmekten geçtiğini düşünüyorum.
    --Yorum--
  • 320 syf.
    ·35 günde·Beğendi·7/10
    Amerika az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin yeraltı, yer üstü kaynaklarını, insan kaynağını sömürmek, bu ülkeleri pazarı hale getirmek için komünizmle mücadele altında askeri güç kullanmakta iken bu yöntem Vietnam Savaşı ile başarısız olmuş, ülke kamuoyunda büyük tepki toplamıştı.

    Bunun üzerine Muhammet Musaddık’ın devrilerek Rıza Pehlevi’nin başa geçtiği olaylar zincirinde Kermit Roosvelt’in rolü üzerinden yeni bir yöntem geliştirilmeye başlandı. Bu yöntemle şirketokrasi denilen çok uluslu şirketler, işbirlikçi hükümetler ve Dünya Bankası, IMF gibi uluslararası kurumlardan oluşan yapıya hizmet eden ekonomik tetikçiler askeri gücün yerini aldı.

    Buna göre, bordrosu uluslararası şirketlerde olan ekonomik tetikçi, az gelişmiş ülke için otoyollar, sanayi siteleri, enerji santralleri, köprüler, havaalanları gibi ülkenin ihtiyacının üzerinden büyük alt ve üstyapı projeleri tasarlayıp bunların yapımı için o ülkenin yöneticilerini ikna ederken, işin finansmanı uluslararası finans kuruluşları aracılığıyla yapılıyor, geri ödemeler aksayınca da şirketokrasi ülkenin kaynaklarından imtiyaz elde ediyor, Birleşmiş Milletler oylamalarında o ülke oyu üzerinde tahakküm kuruyordu. Bu düzen Endonezya, Suudi Arabistan ve pek çok Güney Amerika ülkesinde o ülkelerdeki işbirlikçi oligarşi yardımıyla çoğu defa çalıştı.

    Fakat kimi zaman Panama’da Omar Torrijos, Manuel Noriega, Ekvator’da Jaime Roldos gibi halkının ve ülkesinin çıkarlarını gözeten liderler bu düzene taş koyuyordu. Bu durumda rüşvet, tehdit gibi yollara başvuruluyor, darbe yapılmaya çalışılıyor, bunda da başarılı olamayınca işbirliği yapmayanlar suikaste uğruyordu. Hatta Panama örneğinde olduğu gibi Amerika uluslararası hukuku çiğneyerek bir ülkeyi işgal edip Kanal'ın hakimiyetini Panama Devleti'ne bırakan Panama Anlaşması’nın iptal ediyordu.

    Bir ekonomik tetikçi olarak çalışan, sonrasında vicdani olarak rahatsızlık duyup ayrılan John Perkins’in anıları ve düşünceleri anlatılıyor kitapta. Kimi yerleri film sahnesi gibi abartılı bulsam da soğuk savaş döneminde yaşananlara ışık tutan bir kitap.
  • 400 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Merhaba arkadaşlar. Bu YENİ yazan kitapla sitede 1. kitap ayrı ayrı eklenmiş ama içindekiler aynı değil mi? Yani ben yeni yazan kitabı okuyorum ama bu ilk kitapla aynı aslında. April, yeni bir baskı yapmış sadece. Kitabın içeriği oldukça şaşırtıcı çünkü bu tarz kitapları genellikle gözlemci bakış açısıyla okuyoruz. Yani daha açık vermek gerekirse ABD – Irak savaşını bir İranlı sınırdan gözlemliyor bizde onun anlattıklarını okuyoruz bu tarz kitaplarda. Bu kitabın farkı ise aynı savaşı anlatan bu sefer savaşa katılmış, savaşın sonuna kadar o bölgede kalmış bir ABD Generali. Kitabın en temel farkının bu olduğunu belirtmek gerek.

    Ekonomi çok ilgi duyduğum bir alan, keza Kapitalizm de öyle. Yani bunu işte Kalp, Ciğer, Beyin gibi organlara benzeten var ama ben direkt olarak bunların yerine KAN tanımlaması yapıyorum. Ekonomi KAN’dır. Kan olmadan hiçbir organın, hiçbir hayati faaliyetin gerçekleşmesi mümkün müdür? Bu kitapta da kime ne yapılmış, kim nelerle karşılaşmış, nelerin üstü örtülmüş 4 kitaplık bir serinin ilk kitabı olarak başlıyoruz buna.

    Kitabı her detayıyla incelemek, her konuyu ayrı ayrı anlatmayı çok istiyorum ama imkanı yok diyebilirim. Gene de elimden geldiğince anlatmak istiyorum. Kitabın girişince güzel bir açıklama var (alıntıladım) ve hemen ardından da bir itiraf geliyor. Kitabı Ekvador Başkanı Jaime Roldos ve Panama Başkanı Omar Torrijos’a ithaf ettiği hakkında. Bu iki adamın (büyük adamın) ortak yönü ne biliyor musunuz? Uçak kazasında hayatlarını kaybettikleri ve ikisinin ölümünün de kaza olmadığı; aksine, küresel imparatorluğu amaçlayan kardeşlere karşı geldikleri için öldürüldükleri itirafını okuyoruz. İtiraf diyorum çünkü bir tetikçinin anılarını okuyoruz burada. Yazar sayfa 16’da da bu durumu şu cümlelerle açıklıyordu: ABD şirketlerinin dokunaçlarını dünyanın her tarafını sarmasına yardım ettiğimiz hatıralarım peşimi bırakmıyordu. Yoksul ülke liderleri direndiğinde verilen rüşvetleri, yapılan şantaj ve tehditleri, ülkelerini borçla köleleştirecek kredileri almayı reddettiklerinde CIA çakalları tarafından tahttan indirilmelerini veya suikasta uğramalarını aklımdan bir türlü atamıyordum.

    Bir ölüm ekonomisinden de bahsediyoruz aslında. Peki nedir bu? Ölüm ekonomisi; kendisi için önem taşıyan kaynakları giderek daha çok tüketen ve aynı zamanda da soluduğumuz havayı, içtiğimiz suyu ve gıdalarımızı zehirleyen sürdürülemez bir ekonomidir. Birbiriyle bağlantılı ve sadece dünyanın en zengin ailesini daha da zenginleştiren bir düzen.

    Daha bunlar kitaba başlamadan anlatılan şeylerin özetinin özeti bir de. Şimdi dilerseniz ve sabırlıysanız kitaba geçelim. İlk bölüm 1963-1971 yıllarını kapsıyor. Burada bir Ekonomik Tetikçinin nasıl doğduğuna hep beraber şahit oluyoruz. İsmi komik gelebilir ama bu insanlar darbeye en iyi zaman hazırlayan insanlar. Yani biliyorum çoğumuz öğrenciyiz ama çalışanlar bilir, her zaman öncelik SAĞLIK lakin parasız kalmak en dar görüşüyle EV EKONOMİSİNİN kötüye gitmesi bile ne hale getirebiliyor bizleri. Bir de bunu ülke ekonomisinde düşünün (gören görüyordur gerçi) ve bu ekonomi sürekli olarak borçlanıyor. Nereye kadar devam edebilir sizce? Yani kitaptan bağımsız bakabiliriz buna, misalen ülke 2 TL üretsin, sonra bunun 1 TL da faizi olsun. Ne yapar? 3 TL. Ürettiği parayı geri verse bile 1 TL borcu kalacak, gene 2 TL üretsin ve borcunu kapatsın, 1 TL artacak ve borcu 2 olacak yani 2’e katlanacak. Bu durumda ürettiği paralar borcunun faizini ödemeye yetmeyecek ve sürekli borçlanacak. Böylece mahkum edilecek. Bunu atlatmanın tek yolu var ya neyse.

    Yine ortada bizlere pek gözükmeyen ama Ekonomistlerin çok sevdiği bir ülke var. Endonezya. İspanya, Hollanda, Portekiz, Japonya gibi ülkelerin ele geçirmek için çalıştığı, başaramadığı bir adalar ülkesi. Düşünsenize birçok ada var ve her adanın kendine göre inanışı var. Bunları birleştirmeye çalışıyorsunuz. Bunları birleştiren birisi de var ve tabii artık yok. Endonezya ekonomisinin durumunu şimdi bile araştırabilirsiniz. Konumunu ve zenginliklerini. Ancak ekonomisini değil dolarla, Türk lirasıyla bile kıyaslamak imkansız. O derece değersiz bir ekonomiye sahipler. Yazar burada neler yaptıklarını, nasıl bir vurguna ortak olduğunu oldukça açık anlatıyor.

    İkinci bölüm ise 1971-1975 arasından bahsediyor. Burada da özellikle Panama çok dikkatimi çekti. ABD’nin dünyaya egemen olma hayalini nasıl adım adım gerçekleştirdiğini ve akla hemen gelen petrol olayıyla değil elektrikle bile bunu nasıl başardığını okuyoruz. Beni en çok şaşırtan da bu olmuştur buraya kadar ki bölümlerde. Amerika’nın komünizme neden karşı olduğunu görüyoruz. Rusya dışında tüm komünist ülkelere neler yaptıklarını görüyoruz. Sayfa 80’de şöyle bir cümle okuyoruz: dinleri, inançları, ideolojilerinin arkasında bir temel yok. Görüşleri böyle olunca yaptıkları da belli. Rusya’yı da yakında çökerteceklerine inanıyorlar.

    Panama dedim farklı bir yere gittim. Panama’nın bir halk kahramanı var, gerçekten de kimseye boyun eğmeyen ve sadece halkına hizmet eden. Omar Torrijos. Tüm orta ve alt sınıfın desteğini alan, evsiz sınıfına destek olan, politikacıların giremediği semtlerde toplantılar düzenleyen, kendi sınırlı mali kaynaklarını (sınırsızlar halktan kaçıyor) da hastalık veya bir felaketle boğuşanlara bağışlayan birisi. Sonradan şöyle bir cümle duyacaksınız Sam Amca’dan: Size sınırsız özgürlük verdik ama bak onu ne hale getirdiniz. Bu cümleyi ben kurdum ama Omar Torrijos’un şu cümlesine olan hayranlığımdan: İdeal özgürlüktür, bir ideali yok edecek füze henüz icat edilmemiştir!

    Yine bu bölümde Arabistan ve tabii ki petrolleri konu ediliyor. Burada dikkatimi çeken bizim ET’nin basit bir Keçi’den yaptığı projeler oldu. Keçiler sokaktaki çöpleri yiyerek temizliyordu Arabistan’ı ve bunun yerine kurulacak petro kimya tesisleri ve sanayi siteleri projeleri bizimkinin aklına gelmişti. Büyük bir altyapı inşaatı, bunu yapan ABD ve ona mahkum edilecek ve petrolü ucuza alınacak bir Arabistan. Sonuçta Araplar çöp toplamayı sevmediklerinden işçilik de yapmayacaklar o işi de küçümseyecekler ve bu sefer de dışarıdan binlerce ucuz işçi getirtilecekti. Bu da fakir Müslüman ülkelerden yapılacaktı. Onlar için AVM, eğlence merkezleri, tesisler vs inşa edilerek kazandıkları para da gene iş verenlerine dönecekti. Oldukça zeki bir sistem.

    Üçüncü bölüm 1975 – 1981 yılları arasını kapsıyor. Panama, İran, Kolombiya ve Ekvador ülke ziyaretleri ve istifasının nasıl gerçekleştiğini okuyoruz burada yazardan.

    Dördüncü bölüm 1881 – 2004 yılları arasını kapsıyor. Oldukça dolu bir bölüm. Ekvador ve Panama başkanlarının ölümleriyle beraber burada şahit olduğumuz bir diğer durumsa yakın dönemde de ortaya çıkmış Venezuela krizinin daha evvelden de yaşandığı. Gene konu tabii ki petrol.

    Son ve kitaba yeni eklenen bölümse 2004 yılından günümüze konu ediliyor. Tabi bundan 2 sene öncesi kadarına çünkü 2017 çıkışlı bir kitap. Bu bölüm acayip dolu diyebilirim. Bir zehirlenme şüphesiyle başlıyoruz kitaba. Seyşeller, Ekvador, Honduras, Vietnam, Çin ve İSTANBUL!

    O halde sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Sadece 27 liraya dünya düzenini değiştiren insanların kimler olduğunu öğreneceğiz. Kitapta bir de tavsiyeler bölümü var ki oradaki maddelerin çoğunu girişimcilik adı altında kiralık lüks arabalarıyla video çekip eğitim setleri satanlar yüzlerce dolara pazarlıyor. Yazar, gerçekten de dopdolu bir kitap bırakmış bizlere. Bunun devamının olması bir yandan merakımı cezbederken diğer yandan da DAHA NE OLABİLİR Kİ korkulu düşüncesini gözler önüne seriyor. Mutlu geceler, iyi okumalar dilerim..
  • İdeal özgürlüktür, bir ideali yok edecek füze henüz icat edilmemiştir!
  • 320 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Ekonomik bir tetikçi mi? Kulağa oldukça garip gelen bir ifade değil mi? Aslında normal tetikçilerden de pek bir farkı yok. Hatta kitaptan öğrendiğim kadarıyla normal tetikçilerin verdiği zarara oranla yüzlerce, binlerce kat zarar veren insanlarmış bu ekonomik tetikçiler. İnsanımızdan sürekli olarak "tüm bunların arkasında ABD var yiğenimmm" demesini çok kez duymuşuzdur. Dayı doğru diyorsun. Ama nasıl var? Dayandırdığımız kaynak ne? Irak, Afganistan, Panama ve birçok ülkeye gizliden veya açıktan yaptığı saldırılar diyebilir miyiz? Diyebiliriz. Kullandığı yöntemlere, şeytani düşüncelerine yönelik doğru dürüst bir bilgiye sahip miyiz? Bence bir çoğumuz sadece arkasında ABD var deyip, geçiyoruz. İşte John Perkins bu yöntemleri, şeytani düşünceleri, ABD'nin Küresel İmparatorluk kurulmasına yönelik adımlarını, kendi bakış açısından, bir dönem onlara yaptığı hizmetlerden bahsederek anlatıyor. Ben kullandıkları yöntemlerden biraz bahsedip incelememi noktalayacağım. Ekonomik tetikçilerin gönderildikleri ülkeler genellikle 3.dünya ülkesi diye ifade edilen henüz daha gelişmemiş ülkelerdir. Tetikçilerin görevi tabiki ABD'nin Küresel İmparatorluk kurmasına yardımcı olmak, gittikleri ülkelerin petrol vb. enerji kaynaklarına ulaşmak, İmparatorluk kurarken yönetimlerine diz çöktürmek, iş birliği yaptırmaktır. Tetikçiler gönderildikleri ülke başkanlarına, ekonomiden sorumlu yetkililere ülkelerinin ihtiyacı olan olanakları sağlayacakları anlaşmalarla giderler. Bu bazen bir hidroelektrik santral kurmak, bazen hastane yapmak, bazen eğitimleri için sağlanan anlaşmalardır. Gittikleri ülkeleri önceden araştırdıkları için ekonomilerinin bu anlaşmaları kaldırmayacağının da farkındadırlar. Ekonomik tetikçiler gittikleri ülkenin başkanlarına bu yapılacak anlaşmalar sonucu oluşacak ülkedeki ekonomik büyümelerin oranlarının istatistiklerini şişirerek sunar ve onları ikna edip onlara borç para verilmesini sağlar. Anlaşmayı yapan kişiler bazen ülkelerine iyilik yapacaklarını, bazen kendi çıkarları için kullanacağını düşünerek bu anlaşmaları yapar. Sistem için bunun bir farkı yoktur. Yeter ki anlaşmalar yapılsın. Yapılan anlaşmalar sonucu sağlanacak hizmet tabiki ABD şirketlerinin, ABD'de de nüfuslu olan insanların şirketleri olacaktır. Verdikleri borçlar faiz ile katlanarak artarken zaten borç veren ülkeden para hiç çıkmamış olur. Veren banka onların, hizmet karşılığında ödemeyi alan şirket yine onlarındır. Ülkedeki zenginlerde bunlardan faydalanır. Zenginler daha çok zengin olurken ülkenin GSMH değeri gittikçe artar. İstatistiklerin tam tersi olarak gerçekte ise fakirler daha çok fakirleşir. Ülkenin hazine parası gittikçe yüzde olarak nüfusun daha azının eline geçerken işsizlik oranları giderek artar. Gittikçe batan ülkelere sunulan çözümler arasında genellikle yönetimlerine el koyma, askeri donanımını kullanma, enerji kaynaklarından faydalanma, uluslararası alandaki kuruluşlarda ABD lehine oy kullanmalarını istemek vardır. Bu tetikçiler her zaman başarılı olmuşlar mıdır? Hayır. Bazen bu düzene baş kaldıran, ülkelerini satmak istemeyen insanlarla karşılaşmışlardır. Örneğin şüpheli bir şekilde uçak kazasında ölmüş olan Panama başkanı Omar Torrijos bunlardan biridir. Panama Kanalının kontrolünü Panama'ya kazandırmış, birkaç yıl sonra şüpheli bir uçak kazasında ölmüştür. İran’da deneyip, başarısız olmuşlardır. Irak’ta Saddam Hüseyin varken başarışız olmuşlardır. Ekonomik tetikçiler başarısız olduklarında "çakallar" denilen elinde silahları olan tetikçiler devreye girer. Bu da çözüm olmazsa ülkenin işgal olunmasına kadar varan korkunç olaylar zinciri oluşur. John Perkins neden bunları bizlerle paylaştı? Çok büyük paralar kazanırken, istediği ülkede, istediği kadınla birlikte oluyor, kuşkusuz her ABD vatandaşı gibi ülkesine hizmet ettiğini düşünüyordu. En azından bir dizi bahane ile bunu kendini inandırmak için kullanıyordu. Ancak, çökertmek için gönderildiği ülkelerin yerel halklarının kötü yaşam koşullarını görüp bundan etkilenmesi, tanıştığı insanları yakından gözlemlemesi, yerel halkların ABD’ye isyan ettiklerinde ABD kaynaklı basın tarafından dünyaya terörist olarak ilan edilmelerinden, ABD'nin izlediği yanlış politikalardan dolayı yaptığı yanlışların farkına varır. Birçok defa yazmaktan vazgeçtiği itiraf kitabını artık yazmanın vaktinin geldiğini, kendi kızı dahil dünyadaki bütün insanların geleceğini kurtarmanın zamanının geldiğinin farkına vararak yazmaya karar verir. Dünyadaki her insanın bu kitabı okuması gerektiğini düşünüyorum. Okuduktan sonra ülkelerin izledikleri politikaları gözlemlediğinizde aklınıza takılan, gözünüzden kaçmayan garip davranışlarını fark etmeye başlayacak, şüphesiz “yiğenimmm bunun arkasından ABD” var diyen dayılardan biraz daha fazla bilgi sahibi olacaksınız.
  • Torrijos gibi, Roldós da komünist değildi ama ülkesinin kendi kaderini belirleme hakkını savunuyordu.
  • ‘Omar ’ın ideali özgürlüktür; bir ideali yok edecek füze henüz icat edilmemiştir!’
    B:13