"Biz bir şey 'biliyoruz' dediğimizde ne kastederiz? Tolstoy olduğumu, bir yazar olduğumu biliyorum, bir karım, çocuklarım, ağarmış saçlarım, çirkin bir suratım, bir sakalım olduğunu biliyorum, bunların hepsi kimliğimde görülüyor. Fakat insanın ruhu kimlik belgelerine yansımıyor, tek bildiğim ruhumun Tanrı'ya yakın olmaya can attığı. Ama Tanrı ne? Ruhum onun bir parçası. O kadar. Düşünmeyi öğrenmiş herkes inanmakta zorlanır, ama insan inanç sahesinde Tanrı'yı yaşayabilir. Tertullian şöyle demişti: 'Fikir şeytandır.' "
En çok sevdiği sohbet konusu tanrı, köylü ve kadındır. Sanki ona yabancıymış gibi edebiyattan nadiren ve çok az bahseder. Hele kadınlara yönelik tavrı görebildiğim kadarıyla illa düşmancadır. Onları cezalandırmaya bayılır, tabii eğer Kitty ve Nataşa Rostava gibi sıradan kadınlarsa, o başka. Acaba bu elinden geldiği kadar bahtiyar olamamış bir adamın intikamı mıydı, yoksa 'nefsin aşağılayıcı saiklerine' karşı hasmane bir his mi? Hangisi olursa olsun, bu tıpkı Anna Karenina'daki gibi çok keskin bir düşmanlık.
"Hakikatten çok gaddar, tam Dostoyevski. O leş kokan kız ve yassı memeleri, işte o kadar! Neden güzeller güzeli, sıhhatli bir kızla günah işleyemez ki?"
" O zaman günah işlemenin haklılığı kalmaz, hâlbuki bunda kıza merhamet etmesine müsamaha gösterilebilir, aksi taktirde kızcağızı başka kimse almayacaktı, zavallılık."
"Lâkin Dostoyevski onu sıhatli biri gibi gösterme cesaretine sahip değildi. Üstelik sıhati yerinde olan kimseleri sevmezdi. Kendisi hasta bir adam olduğu için bütün dünyanın hasta olduğuna kaniydi..."