İnsan harekete geçerken daima bu hareketine bir amaç uydurur. Bin verst yürüyebilmesi için o bin verstlik yolun ucunda kendisini iyi bir şeyin beklediğini düşünmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Hareket gücünü bulabilmek için hayalinde, vaat edilmiş mutlu toprakların canlanması gerekir.
Biz insanlara tam bir mutluluğa erişmek eğiliminin doğuştan verilmiş olması, sadece bu amaca ulaşmamızı önleyerek bize acı çektirmek amacını güdüyordu.
Napolyon o parlak "de la Moskowa" zaferinden sonra, Moskova'ya giriyor. Savaş meydanı Fransızların elinde kaldığı için, zaferin kimde kaldığı konusunda en küçük bir kuşku olamaz. Ruslar geri çekiliyorlar ve başkentlerini teslim ediyorlar. İaşesiyle, silahlarıyla, patlayıcı maddeleriyle ve sayısız zenginlikleriyle dolu Moskova Napolyon'un eline...
Bu "yandan kuşatma" hareketinden söz ederken yabancı, hatta Fransız tarihçiler bile rus komutanlarının dehasından söz ederler. Ama askerî yazarların ve onların ardından herkesin "yandan kuşatma" yürüyüşünü, Rusya'yı kurtaran ve Napolyon'u mahveden bu harekâtı, neden şu ya da bu kişinin derin düşüncelerinin bir sonucu saydıklarını anlamak güçtür.