Neden buradaki yeşil, yabansı sessizlik şimdi sana içinde yaşamak zorunda bırakıldığın dünyayı unutturuyor. Aynı dünyanın en derin acısını Kafka çektiği için mi rahatsın onun mezarı yanıbaşında. Hicbir yere gitmek ismezcesine. Babası, ardından da annesi aynı mezara gömülmüş. Şimdi Viyana'da Kafka'nın babasına mektubunu düşünüyorsun. Yaşamı süresince baskısı üzerinden kalmayan babanın, mezarda da onun üzerine yattığını. Ne garip, dün mezarı başında bunu düşünmemiştin. Aksine belki biraz da rahatlatıcı bulmuştun yalnız yatmayışını. Nazi kamplarında öldürülmüş kız kardeşler ile Milena'yı düşünmüştün. Kafka'nın bu kamplara girmemesi içini sevinçle doldurmuştu. Genç yaşta veremden ölmesi onun için en büyük acılardan kurtuluş da demekti.
Almanya'nın bölünmüşlüğünün ve Berlin duvarının Hitler faşizminin sonucu olduğunu söylüyorum.
"İyi ki bölündü Almanya. Yoksa sanayi o denli gelişirdi ki, Almanlar Üçüncü Dünya Savaşı'nı çıkarırdı gene" diyor.
"Altı milyonu gazla öldürdük. Öldürmemeliydik. Ama yaptık", diyor.
Ve öyle umursamadan söylüyor ki, sanki bir şişe bira daha ısmarlıyor.
O an korkuyorum. Hem korkuyorum, hem de insan olmaktan utanıyorum. Gece yarısı uyanıyorum ve bu tümceyi söyleşisindeki gelişigüzel tavrını anımsıyorum.