• General Necip Torumtay (d. 1926) hatıratında Atatürk'ün bu gece yolculuğunun Bilecik Garı'nda bekleşen talebeler üzerinde bıraktığı etkiyi anlatır: Tren yavaşlar ve özel vagonun pencerelerinden içeri bakıldığında bayrağa sarılmış tabut seçilir, çevresinde dört general tören üniformalarıyla put gibi durmaktadır. Torumtay bu anısını noktalarken, o günlerden kalan çoğu hatıratta da rastlandığı gibi, kendilerini yetim kalmış hissettiklerini belirtir.
  • on iki sıfır beş'te izmir'de bir yıldız kaydı
    imbat durmuştu kan ter içindeydim
    akdeniz'in elindeydim söz temsili
    ışıklı bir tesbih karşıyaka'ydı
    istanbul deyip mendebur sisli
    bir deniz kahvesinde içiyordum
    istanbul soluk yeşil bir tramvaydı
    sultanahmet demişti inliyordu
    on iki sıfır beş'te izmir'deydim allahım
    şiir deniz gibi kımıldıyordu

    on iki on beş'te istanbul'a dağılmıştım
    hilâl gibi bir kızcağız beşiktaş'ta
    rüyasını dokuyordu ondan bıkmıştım
    çiğ mürekkep ve aseton kokuyordu
    sarıyer'de balıkçılar denizi çekiyordu
    deniz büyük büyük içini çekiyordu
    on iki on beş'te bir kadeh cin parlatmıştım
    kadehimi kırmıştım elim ayağım telaşta
    vezüv içime çökmüştü şaşırmıştım
    napoli'de gözlerim güneş diye doğmuştu
    on iki on beş'te istanbul'da allahım
    gökyüzü birdenbire buz gibi soğumuştu

    on iki otuz beş'te napoli garında bir tren
    çırpınıyordu aşağılık bir gemici barında
    ben burnumu şaraba sokmuştum
    katiyyen sarhoştum kirpiklerim yanıyordu
    santa-lucia civarinda bir karanlık
    bir iştahsız orospu bulmuştum bilmem neden
    uyuyup uyuyup uyanıyordu
    on iki otuz beş'te napoli garı'nda ben
    utanmasam bilet parası dilenecektim
    paris diye ölecektim uzaktan
    notre-dame'ın çığlıklarını dinliyordum
    kalbim köpürmüştü anlıyordum
    on iki otuz beş'te napoli'de allahım
    uyuyamıyordum uyuyamıyordum

    on iki elli beş'te paris'te kan çıktı
    içimdeki bozgun büyüyordu herkeste
    bir telâş vardı herkes acıkmıştı
    önüne gelen bir sual soruyordu
    ben daima bir sual soruyordum
    afrika bulut gibi üstüme yürüyordu
    on iki elli beş'te sen uyandığın zaman
    ben paris'teydim gare du l'est'de
    yoksul bir oteldeydim kahrımdan
    seni terketmiştim hırsımdan
    kendimi içkiye vermiştim mektuplarını
    yakıp yırtmıştım bütün mektuplarını
    bana yazdıklarını, yazmadıklarını
    on iki elli beş'te içimde isyan çıktı
    paris çıldırmıştı ben çıldırmıştım
    artık öteki ömrümü yaşayacaktım
  • Bir tren kalkıyor Haydarpaşa Garı'ndan.
    Gidenler umutsuz,kalanlar mutsuz.
    Valizler kırık dökük hatıralarla dolu.
    Acı acı çalarken,
    İş işten geçmiş diyor siren sesi.
    Bıraktıklarını bulacaklarına değişmiş
    silüetler,
    Camdan el sallıyor istasyondaki saatin
    zamanı yutan portresine.
    Saniyeler acımasız.
    Ayrılığın rotası gidenlerin elinde,
    Kalanlar boynu bükük.
    Eller sallanıyor,
    Derken birkaç damla gözyaşı.
    Kim bilir belki de hiç geçmeyecek bir pişmanlığın,
    İzleri silinip gidiyor rayların üzerinden...
  • Yüksek Hızlı Nostalji //

    metruk bir tren garının kent ismi o tabelada
    fotoğraf çektirelim diye önünde, mahsus öyle nostaljik duruyor

    tren garları deyince, onuruna fazla düşkün bir taş bina geliyor aklıma
    nedense devrik ortaçağ aristokratı bir eski saat ya da
    tepelerinde hep simsiyah ve yaşlı kargalar uçuyor
    evrensel bir genel kanıdır sadece seslerinin kötü olması
    bunaltı ve alçalan gri bulutlardan bir sağanak intihar gotik tarzda
    mimarimize etkisi beni haydarpaşa'nın merdivenlerinden
    bir kez daha senin dişenmemiş süt dişlerine çıkarır, apak
    bak, haydarpaşa yine yorgun rayları ile orada
    sirkeci'de bir el ilanı gibi uçuşuyor eteğin kalkan trenlerin ardından
    ve ankara'dan pendik'e gelen hızlı treninin açılışını yapıyor başbakan
    aynı saatlerde ben gençlik parkı'nın yanından ulus meydanı'na yürüyorum
    niye beraber değiliz, bunu hiçbir spor bülteninde tartışmıyor uzmanlar
    bir de bakıyoruz pişmaniyeciler yüksek hızlı treni
    izmit'te ilkel bir gözle seyrediyorlar
    acılardan beslenmiyor muydu halk türküleri ve şiir
    telgrafın tellerine kuşlar konmuyor, bak bir gelin gibi süslemişler
    sergileniyor metruk istasyonların önünde kara trenler
    ve geçip gidiyoruz, aşkımızın içinde durak ismi oluyor eskişehir
    eskişehir deyince aklıma bir gece apansız inip nefes alışım geliyor
    kısa bir ara, birazdan buradayız, bizden ayrılmayın

    ısparta'da hala tren garı'na çıkıyor istasyon caddesi

    bizi izleyin haberiniz olsun, bugünlük bu kadar
    şimdi paranın gündemiyle sizi başbaşa bırakıyoruz, sonra hava durumu,
    sonra spor bülteninde -sahi biz neden beraber değiliz sevgilim- bu tartışılacak

    çünkü metruk bir tren garının kent ismi o tabelada
    fotoğraf çektirelim diye önünde, mahsus öyle nostaljik duruyor

    11.08. 2014
  • Kitapları seven birine aşık olmak istiyorum
    Hem de deliler gibi, çılgınca
    Mesela Özgürlük Heykeli'ne bakarken
    Paris'te Eyfel Kulesi'nin altında
    Ya da Haydarpaşa Garı'nda tren beklerken
    Belki de kütüphane rafları arasında
    Aslında dünyanın herhangi bir yerinde
    Kitapları seven birine aşık olmak istiyorum
    Hem de deliler gibi, çılgınca

    Mehmet Ali Mengüloğlu