Ekonomik çöküş sadece parasal bir mekanizmanın çöküşü değildir; bazen bir toplumun karakterini, ahlakını, aile yapısını ve geleceğe bakışını sessizce değiştiren uzun bir kırılmadır. İnsanlar önce alım gücünü kaybeder, sonra umutlarını; en sonunda ise normal kabul ettikleri hayatın sınırları değişir. Beklentiler değişir, talepler artar ve insanlar artık yalnızlaşır. Çünkü zor zamanlarda insanlar sevgiyi bile güvenlik hesabına dönüştürmeye başlar; dostluklar çıkarla, ilişkiler statüyle, evlilikler ise ekonomik yeterlilikle ölçülür hâle gelir. Böyle dönemlerde kimse sadece insan olmakla değer görmek istemez; herkes daha fazlasını kanıtlamak zorunda bırakılır. Bu yüzden ekonomik krizler yalnızca piyasaları değil, insanların birbirine duyduğu merhameti de tüketir.