Tuğba G.

Tuğba G.
Homo sum humani a me nihil alienum puto. π
Çelişmeye düşmekten korkmak, düşünceyi daha başından kısıtlar. Kısıtlı bir düşünce ise, doğrulara ulaşmayı önler. Bırakalım düşüncelerimizi kendi başına çocuk; en büyük özgürlüktür bu; bırakalım. Varsın, nereye varacaksa düşüncemiz. Çünkü düşünce, doğrulara yönelmiş bir çabadır. Başka türlü nasıl varırız doğrulara?
Reklam
Ama çocuk, eğer düşünceler çürütülemez olsalardı, doğrulara nasıl varılırdı. Aslolan düşünmektir. Varlığının ölçüsünü, düşünmekte bulan bilgeye nasıl hak vermeyiz. "Düşünüyorum; öyleyse varım," diyen Descartes'ı nasıl sevmeyiz.
Bencillik, hiç de öyle korkulacak bir şey değil. Üstelik, bana yönelen öğütlerin aslında, "bencillikten kurtul" derken de, "bencillik" içinde olduklarını gördüm, bildim. Diyorum ki, kişilik, bencillikle doğar, büyür, gelişir. Bir iş yapmak, bir şeyler başarmak için bencil olmak gerekir. Aşk, dostluk bile bencilliğin doğurduğu sonuçlardır bence. Ben seni, bir arkadaş, bir dost, bir sevgili diye bilmiş, tanımışsam, bu, benim, aşk, arkadaşlık, dostluk ve sevgililik gereksinmelerimi karşılamak içindir. Başka bir şey değil... Ne var ki, o korkulu, tehlikeli, aşırı, tutku (ihtiras) kılığına bürünen bencilliği anlatmak istemediğimi anlamışsındır sanıyorum.
Ölümü sevmek, aptallıkların en büyüğüdür. İşin en kolayıdır. Tam tersine, hayata dört elle sarılmamız gerek. Çünkü hayat gerçekten yaşanmaya değer. He ne var ki, hayat, salt yaşamak demek değildir. Ölüm bir karanlık ülke, önümüzde. Ona, elimizden geldiğince geç ulaşmaya bakalım. Çünkü insanız ve kendimizi aşmamız gerekiyor. Aşmak ise, aşkla olur. Bu bir anlama erişmektir. İşte bu çaba, acı çekmenin bir başka görünüşüdür. Çünkü acı çekmenin bir anlamı olabilir ancak. Haz, bir esrikliktir. Bilincimizi uyuşturur ve insanca görmemizi, düşünmemizi, yaşamamızı önler. Acıysa, bizim en uyanık, en tedirgin ânımızdır.
Şiiri anlat bana desem, ne anlatabilirsin? Eğer anlatabilseydin, bu, şiirin sonu olurdu. Eğer şiir, bitmiyorsa, bu onun anlatılmamasından, tanımlanmamasından ileri geliyor. Evet şiir tanımlanamaz. Tanımlanamıyor. Ama yine de şiir denilen bir şey var; biliyorsun; nah şuracığında duyuyorsun onu. Bu bir cevherdir, duyurulamaz, duyulur. İş, o cevheri içinde taşımaktır. Bunu sen daha iyi bilirsin. Çünkü şiiri benden daha çok duyuyor ve duyurmaya çalışıyorsun. Ozansın sen. Ben? Ben hikâyeciyim. Hikâye yazıyorsam, bu şiiri küçümsediğimden değil, o gücü içimde bulamayışımdandır. Bir ateştir o. O ateş yok işte içimde. Ama başka bir ateş var ki, bana hikâye yazdırıyor. Ayrı ateşler bunlar. Başkası da bu ateşi duyamaz ve hikâye yazamaz ya da yazmaz. Şiiri küçümsemiyorum, dedim ya, büyümsemiyorum da. Şiir işte. Dışımda, benim içimde duymadığım şeyi nasıl küçümser, nasıl büyümserim. Ama seviyorum işte. Yetmez mi? İçimde şiir ateşi yoksa da, o genel ateş, sanat ateşi var. Bilmem, anlatabildim mi?
Reklam