Şiiri okuyan Nazım'ın memleket özlemiyle dolu dudaklarından şunlar dökülür: Ne güzel Türkçe. Sonra nasıl İstanbul!.. Nasıl İstanbul kızı!...
Nazım Hikmet, radyo programında Orhan Veli'nin Sere Serpe şiirinin ardından sırasıyla Delikli Şiir, Vatan İçin ve Cevap adlı şiirleri okuduktan sonra söyleşinin ilk gününde Orhan Veli'den son olarak Gelirli Şiir'i okur... Ama, Gelirli Şiir'i okumadan önce şunları söyler:
Bir tane daha okuyayım. Doyum olmuyor ki...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Nazım Hikmet'in yolu 1955 yılında Budapeşte'ye düşer... Bunu fırsat bilen kent radyosu Türkçe Yayınlar Servisi'nin edebiyat programına konuk eder şairi. Söyleşinin başında sık sık okuduğu kitaplardan söz açan Nazım Hikmet'e spiker şu soruyu yöneltir: Acaba bu sık seyahatleriniz esnasında yanınızda bu kitaplardan bulundurabiliyor musunuz? Bize bu kitaplardan bahsetseniz çok iyi olur.
Yolculuk için hazırlanan bir bavulda insanın asla vazgeçemeyeceği eşyaları bulunur: diş fırçası, pijamaları, iç çamaşırları, çorap, tıraş takımı... Bavulun ağır olması istenmez. Ki, bu yüzden içine koyulacak her şeyin iyisi seçilir. İşte Nazım Hikmet'in spikere verdiği yanıt: Şimdi size söyleyeyim, mesela benim bavulumda neler var. Bir defa tabii Orhan Veli var. Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu. Ama ölümsüz...
Nazım Hikmet'in yaşadığı hapishane ve sürgün yıllarına bakıyorum da, geriye sararmış yapraklar değil, emeğin sömürülmediği bir dünya için diktiği nice yeşil fidanı görüyorum!...
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan / Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan / Bu memleket bizim... Tarihi bir gerçek olan göç olayını coğrafyayla bütünleştirip jeomorfolojiyi (yeryüzü şekilleri bilimi) kıskandıracak biçimde verebilen Nazım Hikmet'in Davet adlı şiiri üzerine Düşünen Adam'da 3Aralık 1964 günü Fuat Uluç imzalı şu yazı yayımlanır: Neden Akdeniz'e doğru bir kısrak başı gibi uzanan da, şahlanmış bir at başı değil? Adamın dişilik iliklerine işlemiş. Bir türlü kurtaramıyor kendini bu kompleksten kendini.
Edebiyattan, şiirden anlamayan nice insan eleştirir durur Nazım Hikmet'i... Fuat Uluç kafasında olanlar şunu iyi bilsinler ki, Akdeniz'e bir at başı gibi uzanan toprakların adı Anadolu'dur. Yani Babadolu değildir. Ki, bu yüzden Nazım Hikmet şiirinde dişi at olan kısrak sözcüğünü kullanmıştır. Bir atın şahlanıp şahlanmadığı da başından değil, ön ayaklarından anlaşılır!... O ki, Nazım Hikmet için çıkan yazılardan söz ediyoruz. Altıncı yılını dolduran Sombahar dergisinin Nazım Hikmet dosyasına gelelim: Her sayısında bir şaire özel bölüm ayıran bir şiir dergisinin altıncı yılını doldurması elbette sevindirici. Ama burnu büyük şair çetelerinin varlığı yanında Türkçe çayırında yayımlanan bir şiir dergisinde Nazım Hikmet'in ipi birinci sayıda, eh hadi bilemediniz burun farkıyla ikinci sayıda göğüslemesi gereği de Türk Şiiri Koşusu'nun gerçeğidir. Nazım Hikmet'i çiftelemeye meraklı olanlar çiftetelli oynasalar daha yararlı bir iş yapmış olurlar. Gülümseyin: fotofiniş!...