Güle güle karpuz. Dilerim ki, önümüzdeki yaz yeniden görüşene kadar sokaklarda savaş çığlıkları atan kurt adamlar, işkenceciler, emeği sömürenler, barış düşmanları, insan haklarını çiğneyenler eşekten düşmüş karpuza dönerler!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İstanbul bilmecelerini ilk derleyen Ignacz Kunos'tur. 278 bilmece derleyip, yayımlayan Macar Türkologdan başka M. Halit Bayrı ve Naki Tezel de anılmalıdır. Günümüzde ne yazık ki soğuk Amerikan esprileri ve onun türevinden olanlar kitaplaştırılırken, halk edebiyatımızda önemli bir yer tutan bilmecelerin barındığı bir kitaba rastlamıyoruz. Tramvayı yaşatmak adına Beyoğlu'nda gezdiriyoruz ama onun için sorulan şu bilmeceyi kaçımız biliyoruz ki?
Sırtına binilir
Yorulmadan gider
Fakat çok gevezedir
Her zaman çan çan eder.
Toptancı ambarında çalışan 24 yaşındaki delikanlı bir gün terziye yeşil renkli bir ceket ve pantolon yaptırır... Ve, takım elbisesini giyer giymez Beyoğlu'nda fiyakayla yürümeye başlar. Birdenbire, gözlerini kadınlardan kaydırarak bir vitrindeki kravata diker!.. Işıldayan nikel bir çubuğun üstünde yeşil bir kravat durmaktadır: Altın çizgili, ipeği bir genç kız yanağı gibi aydınlık yemyeşil bir kravat...
Mağazadan içeri girip fiyatını sorduğunda aldığı yanıt yıkar bütün hayallerini: Gömleğiyle beraber 25 lira...Yıl: 1934. 25 lira bütün bir aylığıdır emekçinin. Yeşil kravatı mutlaka almalı, yeşil ceketinin içine bağlamalıydı. Aylığının yarısını kaldığı odaya veriyordu. Ondan kesemezdi... Üç ay kuru ekmek yedi, tramvaya binmeyerek işe yürüyerek gidip geldi...
Ve sonunda cebinde biriktirdiği 25 lirayla dükkandan içeri girerek, parmağıyla vitrindeki yeşil kravatı gösterdi. Öyküsünün gerisini Nazım Hikmet'ten okuyalım: Mağazadan çıkarken, Kaf Dağı'nın ardında Şamnuların elinden yeryüzünün güzeller güzeli kızını kurtarmış bir bahadır sanıyordu kendini. Ama, açlıktan gözlerinin ışığı sönmüş, dizleri titreyen bahadır... Toptancı ambarında çalışan 24 yaşındaki delikanlı altın çizgili yeşil kravatını ancak beş altı gün takabildi... Yedinci günün sonunda, yeşil kravatını ağzından boşanan kanla boyayarak yatağa düştü... Üç gün sonra öldü... Beni yeşil kravat uğruna can veren delikanlının ölüsüne çağırdılar. Gitmedim...
Beyoğlu'nun gösterişli vitrinlerinde gözüm bir kravata takılsa Nazım Hikmet'in Yeşil Bir Kravat Uğruna adlı yazısını anımsarım. Hele bir kravat bir de yeşilse!..
Hava karardığında zabıtanın göz yumduğu seyyar kravat satıcıları Beyoğlu'nda boy gösterir. Sattıkları kravatlar vitrinlerdekinden çok daha ucuzdur. 24 yaşındaki toptancı ambarında çalışan delikanlının
Asarsam bel kayışımla kendimi asıyorum dizesiyle Attila İlhan'ın, Bu ipi kimse için gezdirmiyorum/ Bir kere asılmıştım çocukluğumda dizeleriyle de Cemal Süreya'nın Nerval'e gönderme yaptığını ortaya atar.