Hatırladım. Mıknatıs çekimine karşı koyamadım. Öyle gözalıcıydı ki karşımda ışıldayan menevişli renkleri, beklenmedik bir armağan gibi kabul ettim başıma geleni. Peygamber olsaydım şayet, o benim mucizemdi; kendimi sakınamazdım.
Hatırladım. Denizi arayan incecik nehir misaldi, ona doğruakmaktan alamadım kendimi. Karşı konulamaz bir fizik kanununun eseriydi yan yana gelişimiz. Su donar, ateş yanar, ben de ona akardım. Kuş olsaydım uçardım, balık olsaydım yüzerdim, salyangoz olsaydım kumda minik izler bırakarak usul usul ilerlerdim.
Eğer tutunacak sağlam bir dalımız yoksa, dünya bizi kırpan, güden, yola getiren noktada; ümitsiz, isteksiz, sefil meczuplara dönüştüren, heves kırıcı bir yerdi. Hayat öldürürdü. Zaten yaşamanın nihai amacı da ölmek değil miydi?