Bir gün Diyojen sebze yıkamaktadır. Platon yanına gelir ve “Dionysios'a boyun eğseydin böyle sebze yıkamak zorunda kalmazdın” der. Diyojen cevap verir: “Sen sebze yıkasaydın Dionysios'a boyun eğmek zorunda kalmazdın.”
Diyojen, Corinth’te her zamanki gibi yatmış güneşlenmektedir ve kendisinin methini duyan Büyük İskender gelip tepesinde dikilir. Bonkörlüğünü göstermek için “Dile benden ne dilersen” der ve karşılığında da Diyojen ondan güneşinin önünden çekilmesini ister.
Büyük İskender “Eğer İskender olmasaydım, Diyojen olurdum” der. Korkusuzluklarını eşit görmüştür. Ne bir eksik ne bir fazla.
Düşünün ki hiçbir şeyi olmayan, bir fıçının içinde yaşayan Diyojen, dünyaya hükmetmiş bir imparator ile aynı kefeye konmuştur. Hem de o imparator tarafından.
Diyojen zengin bir adamın evine girdiğinde adam ona asla yere tükürmemesini tembihler. Bir müddet sonra tükürme ihtiyacı duyan Diyojen adamın suratına tükürür ve bunun sebebini de ondan daha kötü bir yer bulamaması olarak açıklar. Böyle bir korkusuzluk insanı özgür kılmaz da ne yapar?