Şimdi Gülfemin şefkatli bir o kadar hüzünlü gözlerinin içine bakarak şöyle demem gerekmezmiydi : Ah Gülfem!
Hatırlar mısın o sabahı? Ruhumun derinliklerinde büyük bir boşluk, hayata dair ağır bir kırgınlık taşırken; sen, yüzündeki içten tebessümle bana yalnızca bir 'Günaydın' demiştin. O an, bütün kederlerimin bir sabun köpüğü gibi sönüp gittiğini hissettimiştim. Tuhaftır ki; bir insanın ruhundaki fırtınaları, bir başka ruhun nezaketi nasıl olur da böyle bir anda teskin edebilirdi ? Şurası muhakkaktır ki, insanın bütün dertlerini unutturan, onu kendi benliğinden çıkarıp ulvi bir gayeyi hissettiren bu hâl, hakiki bir aşktan gayrı ne olabilirdi ? Şayet bu sarsılmaz muhabbet gerçek aşk değilse, bu dünyada sadakat ve hakikat namına başka ne aranabilirdi ?
Bilge çağrı tunç/Ali