• Türklere gelince, pek çok devlet, pek çok hanedan kurmuş olmalarına rağmen, tarih boyunca açıkça “Türk ” kelimesini kullanan yalnızca iki halk ve iki devlet olmuştur. Birisi bizim “gök” kelimesini ilave ederek yazdığımız Gök-Türk Devleti, diğeri ise Osmanlı hanedanı mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’dir ve dikkat edilirse onun dahi adı Türk Cumhuriyeti değil, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu ikisinin dışında halk adı olarak Türk kelimesini içeren iki topluluk vardır: Türgişler (veya Türkiş) ve Türkmenler. Halbuki kendilerini Afrasyab’ın ve Gök-Türklerin doğrudan varisleri sayan Karahanlılardan sonra kurulan Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bânileri, Türk kelimesini hiç kullanmadıkları gibi, bu kelimeyi neredeyse öcü gibi telakki etmiş ve kendilerine Türk denilmesini adeta bir tür tahkir gibi algılamışlardır.
    Jorga, 1/43. Örneğin Jorga şöyle der: “Halktan bir Türk, sadece Müslüman olduğunu,ailesi ve mal varlığı; köylü ise sahip olduğu toprakla birlikte Osmanlı hükümdarına ait olduğunu bilir ve “Türk” adını sevmez.”; “Bugünkü Türkler, kendilerini Osman tarafından kurulan bir devlette, Osman’ın soyundan gelenlerin mutlak hakimiyeti altında yaşayan Müslümanlar olarak görüyorlar; bu da onlara yetiyor.”
  • 170 syf.
    Türklerin müslüman olması süregelen bir tartışmadır. Bu konuda yaygın iki görüş vardır. Bunlardan ilk akla geleni tarih kitaplarında bize öğretilen Türklerin, eski inançlarına benzerliği ile İslam dininin bir takım konularda benzer özellikleri sayesinde bu dini kabul etmeleridir. Diğer bir görüş ise çok az kişinin kabul ettiği daha doğrusu kabul etmeye cesaret edemediği Türkler kılıç zoruyla müslüman oldular tezidir. Kitap aslında bize Türklerin müslüman oluşunun tam bir sürecini anlatmıyor. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere yazar bize Türklerde dini değişim sürecinin başlangıcını anlatıyor.

    Yazar, maalesef diğer İslam hocaları gibi konuyu yorumlarken yer yer objektif olamıyor. Yazar, yapılan katliamları ve bu katliamlara sebep olan etmenleri kaynaklar ışığında gayet objektif anlatıyor fakat sıkıntı şurada; Sanki Türkler Müslüman olmasaydı başka bir dini benimseseydi yok olup gideceklerdi gibi bir düşüncesi var. Tarihte birçok Türk devleti farklı dinler benimsediler. Maniheizmden tutunda Yahudiliğe kadar Türkler farklı dinleri kabul ettiler ve şartlar ve koşullar izin verdiği sürece de varlıklarını korudular. Yani kitabı okumak isteyen arkadaşlar için belirteyim yazar tipik ümmetçi anlayışına sahip. Ama Yazar, çok kapsamlı bir araştırma ile tarihi vesikalara da ulaşarak konu hakkında bilgilendirici bir eser ortaya çıkarmış. O yüzden anlatılanlar konusunda inanmayan varsa kaynakça kısmından yararlanabilir.

    Kitapta iki önemli kişi üzerinde duruluyor. Biri Haccac b.Yusuf, biri de Kuteybe. Türklere yapılan çoğu katliamın mimarları bu iki Araptır. Olaylar Türkistan'ın fetihinden sorumlu olan Emevilerin Irak valisi Haccac b.Yusuf'un bölgeye atanmasından sonra başlıyor. Bilinenin aksine bölgeye yapılan fetihler halkı müslüman yapmak için değil İpek yolunun geçtiği Aşağı Türkistanda bulunan zengin kentleri yağma ve talan etmek için yapılıyor.(#74544145) Bölgede güçlü bir Türk devlet bulunmadığından dolayıda Arapların, bölgeye girişleri kolay oluyor. Fakat hesaba katmadıkları biri var. Türgişler'in dinamik hükümdarı Sulu Han! Nasıl ki Kafkasyada bulunan Hazarlar, Araplara karşı Türklerin kurtarıcısı olmuşlarsa; Orta Asyada da Araplara karşı direnen Türgişler, Türk halkının kurtarıcısı olmuşlardır. Araplar bu dinamik genç Türk hükümdarına "Ehi Müzahim; Araplar'a zor günler yaşatan zahmet veren" kimse lakabını takmışlardır. Kuteybe'nin bölgede yaptığı katliamlara, karşı duran Sulu Han'ın müslüman Araplar karşısındaki üstün başarıları Türkistan'daki yerli halk için bir ümit olmuştur. Fakat kısa bir zaman sonra Sulu Han, yine Türklerin mankurtlukları yüzünden ve tabi ki kadim düşmanımız olan Çin'in entrikaları sonunda öldürülüyor. Onun öldürülmesi ile bölgede yeniden Araplar'ın baskısı hissediliyor. Kuteybe'nin ölümünden sonrada Türklere yapılan katliamlar bir nebze olsun azalıyor. Sizlere, yapılan katliamları detaylı bir şekilde anlatmayacağım çünkü yazıp öfkelenmek istemiyorum ayrıca kitabı keşfetmeyi size bırakıyorum. (#74740811 #74735820)

    İşte gerçekler bu şekilde. Bizlere genel okul kitaplarında anlatıldığı gibi Talas Savaşında Türkler-Araplar kucaklaştı, dost oldular ardından müslümanlığı seçtiler şeklinde anlatılan hikaye koca bir yalan! Anlatılan bazı gerçekler dine inananları rahatsız edip işlerine gelmeyebilir ama yazar belgeleriyle yazmış. Hem de yazılan kaynaklar Arap tarihçiler ve hadisçilerin tarafından kaleme alınmış. Yani adamların ağzından Türkler'in nasıl müslümanlaştırıldığını görüyorsunuz. Anlamayanlar için birde Tarihçi kimliğim ile yorumlayacak olursam; Türklerin Müslüman olması bir süreçtir. Hem de 300 yıllık bir süreçtir. Fakat bu süreç KATLİAMLAR ile başladı. Türklerin Araplar ile karşılaşmasını iki dönemde ele alabiliriz. Biri mevali politikası güden Emeviler dönemi biri de bu politkadan uzak olan Abbasiler dönemi. Emeviler, Arap olmayan bizden değildir mantığı ile hareket ettiler ve diğer halklara karşı fetih yaparken sert davrandıkları için Türklerin müslümanlığa kötü bakmalarına sebep oldular. Bu dönemler müslümanlığa geçişler tek tek olmuştur. Abbasiler ise halifeliğin başına gelmesiyle bu mevali politikasından uzaklaşıp daha ılımlı bir politika takip ederek Türklerin İslamiyet ile tanışmasının yolunu açmışlardır. Asıl toplu geçişler bu dönemde olmuştur. Şahsi düşünceme gelirsek, kılıç zoruyla başlayan bir süreç var ortada. Türk'ün kanıyla sulanmış ekmeği yiyen bir Arap komutanının ne dinine ne de halkına karşı bir sempati duymamı beklemeyin!(#74741239) Ülkede şöyle bir zihniyete sahip kitle var; Türklük beden İslam ruhumuz diyor, İslam ile şereflendik diyor yani İslamiyetten önce ruhsuz, şerefsizdik diyor. Bu zihniyette biri için müslüman olmak yeterli. Böyle millet yerine ümmet anlayışına sahip birine istediğiniz kadar Genel Türk tarihi anlatın, milliyetçilik ruhu aşılamaya çalışın hatta tüm dünyayı belgeli bir şekilde Türk gösterin yine de o, Arap değerlerini tercih edecektir ve onun gözünde Türklere yapılan katliamların hayırlı(!) bir olay olduğunu söyleyecektir.

    Okumayı düşünenlerin tabularını göz ardı etmesi gerekli. Okurken şunu göreceksiniz ki tarihte hiç kimse güle oynaya, elini kolunu sallayıp din, inanış ve düşüncelerini değiştirmemiştir! Türkler için "hemen müslümanlığı seçtiler" gibi resmi tarihte anlatılan yalanlardan sıkıldıysanız bu kitabı mutlaka okuyun!
  • Yakubî, Türkçe konuşan boy ve topluluklardan bahsederken şöyle der: “Türkistan ve Türkler, birkaç etnik gruba ve ülkeye ayrılır. Bunlar Karluklar, Tokuz-Guzlar, Türgişler, Kimakler ve Guzlardır. Bu Türk topluluklarının her birinin kendi devleti vardır ve onların her biri bir diğeriyle savaşır.”
  • Türgişler, Batı Göktürk ülkesinde 635 yılını takip eden yıllarda çeşitli siyasi olaylarda yeni boy teşkilatlanmaları sırasında tarih sahnesine çıkmış bir boydur.
  • Türklere gelince, pek çok devlet, pek çok hanedan kurmuş olmalarına rağmen, tarih boyunca açıkça “Türk ” kelimesini kullanan yalnızca iki halk ve iki devlet olmuştur. Birisi bizim “gök” kelimesini ilave ederek yazdığımız Gök-Türk Devleti, diğeri ise Osmanlı hanedanı mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’dir ve dikkat edilirse onun dahi adı Türk Cumhuriyeti değil, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bu ikisinin dışında halk adı olarak Türk kelimesini içeren iki topluluk vardır: Türgişler (veya Türkiş) ve Türkmenler.
    D. Ahsen Batur
    Sayfa 11 - Selenge Yayınları