• 725 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Söz konusu Turgut Uyar olunca; konu olanın söz olmasından kaynaklı söylenecekler yetersiz kalıyor; çünkü Uyar, sözü her anlamıyla kullanabilen, bunu yaparken de hayatın dışına çıkıp kendini ve sanatını soyutlamadan, okurla aynı evrende yaşayarak var olan usta bir şair. Daha ilk şiiri Arz-ı Hal ile –bu şiir, ileride onu Turgut Uyar yapan şiirlerden biri olarak pek sayılmasa da- Nurullah Ataç gibi bir ‘dil sapığı’na ‘Ne olursa olsun, onun için atıyorum zarımı’ dedirtecek kadar sağlam bir dile sahiptir. Turgut Uyar’ı, Turgut Uyar yapan nedir diye sorulursa; şehre sinen konuyu, sesi, insanı ve insana sinen şehri, daha fazlasını değil, bu kadarını basitliğin en iyi soyutlama olduğunu bilerek yazması diyebiliriz.

    Nedir Turgut Uyar’a göre şiir? Ona göre şiir, insanda değişmeyeni aramaktır. Kendi sözlerinden: “Şiirde ölmezi aramak boşunadır. Bir kez günü geldiğinde ölmeyen şiir, çağında da zaten pek yaşamamıştır. Bununla beraber değişen çağlar, değişen şiirler ortasında, insanda değişmeyeni aramak akla gelebilir.”
    Şiiri, zaman içinde yapısal ve içeriksel olarak değişse de dokunduğu konular belli bir düzlemde kalmıştır, bu da insanda değişmeyendir. Uyar, kimi zaman yalnızlıktan dem vurarak, kimi zaman esriksel; Eski Kırık Bardaklar’ın kenarından, Geyikli Gece’nin içinden, Göğe Bakma Durağı’ndan, zamanın işleyen Büyük Saat’inin altından seslenmiştir bize.

    İlk şiir kitapları Arz-ı Hal (1949) ve Türkiyem’den (1952-1963) sonra, Uyar başta Dünyanın En Güzel Arabistanı (1959) ile, kendi sesini bulmaya başlar. Şiirleri ‘toplumcu’ tüm tortulardan sıyrılır ve tüm çıplaklığı ile yaşamı önümüze sunan yapıtlara dönüşür. Uyar, 1950’lerin sonuna doğru askerliği bırakıp Ankara’ya gelir. Kır hayatından sonra yabancıladığı şehir hayatından ‘naylon’ olarak bahseder kitabın ilk şiiri Geyikli Gece’de. Uyar, boğazımıza kadar battığımız betonların içinden artık çok uzaktaki doğaya bir bakış fırlatır ve gözlerimizde kalan son masumiyet pırıltısının bu geyikli geceden geldiğini ifade eder. Şehrin dişlileri arasında sıkışıp kalmışlar için bir hatırlatıştır bu. Bu durumu en iyi özetleyen görüntünün geyikli bir duvar kiliminin karşısında şarabını yudumlayan şair veya okuyucu olduğunu düşünüyorum:

    “Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
    İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
    Sultan hançerleri gibi ayışığında
    Bir yanında üstüste üstüste kayalar
    Öbür yanında ben”

    Herkesin tek tipleştirildiği, sindirildiği bu hayatta sığındığımız odalardaki ‘umutlu sevişmeler’imiz, ‘gümüş semaverler’den çıkan buhar, ‘kesme avizeler’in sallantısı bize umut veren ve karşısında biz; bu umuda karşı yapabileceği hiçbir şey olmadan duran ve tek avuntuyu şiirin sonundaki gibi ‘Bir bardak şarabı kendim için içiyorum’ diyerek bulanlar. Yalnızlık ise son dizeden sızıyor odamıza: “Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.”

    Bu kitaptan sonra gelen Tütünler Islak (1962) kitabındaki Terziler Geldiler şiiri ile Uyar, sanayileşme karşısında yenik düşen el emeğinin durumunu yansıtır. Terziler Geldiler, Geyikli Gece’ye benzer bir mistik tada sahiptir. Terzilerin ağıt yaktıkları at, mekanik olanın karşısında bir tepki ve yitip gidendir. Tüm şehir, bir cenaze hazırlığı içindedir. On bin yıllık çelenk, insanlık tarihinin geldiği noktayı işaret eder bize. Terziler gelirler ve üzerlerinde bir durgunluk vardır:

    “Terziler geldiler. Durgunluktu o dökük saçık
    giyindikleri
    Yarım kalmışlardı. Tamamlanmadılar. Toplu
    odalarını sevdiler.”

    Uyar, Geyikli Gece ve Terziler Geldiler örneklerinden de görülebileceği üzere, evrenini her bir kitap ile daha da genişletir. Şehirleşme, sanayileşme sonucu evine, odasına hapsolan insan, aynılaşır ve bireyselleşemez. Uyar, toplum ve birey bağlamında pek çok görünmez iğneyi inceden batırır ve şiirindeki terziler gibi işler aklımıza sunmak istediği portreyi.
    Divan (1970) ile farklı bir biçemi dener şair. Fakat geleneksel olana dönmek gibi bir çabası yoktur. Geleneksel olanla, kendi zamanının algısını birleştirir ve özgün bir tat sunar bize. Divan, geleneksel şiir ile dönem şiiri arasında bir köprü olur: Beyit şeklindeki dizelerde, kafiyeler dikkat çeker. İçerik ise divan şiirinden farklı ve daha geniştir.

    Aslında Turgut Uyar üstüne konuşmak yersizdir; onu okumak yeterlidir. Şiiri analiz etmeye çalıştığımızda belki de büyük bir ahmaklığa kapılmış oluruz. O yüzden şiir üzerine ahkâm kesmektense Turgut Uyar’ın kendi sözleriyle bu yazıyı sonlandırmak daha mantıklı olur: “Şiir yazmaya yeltenmek, geleneksel ve umarsız bir aptallıktır. Şiir hiç olmamıştır: Gök gürültüsünden ve yalnız adalardan başka. Üstelik gereği de yoktur, olmayacak mutluluklar ve olağan umutsuzluklardan başka, hayvansal saflığı aramaktan başka.”

    TURGUT UYAR ’IN ŞİİR ANLAYIŞI ÜZERİNE / Ozan Kırıcı'dan alıntıdır.
  • Bırakılmış bir köşe başının en güzel tanımıdır adın, bozuk bir saattir yüreğim hep sende durur...
  • İçinde sizin de olduğunuz gece
    Sonsuz bir kaynaktır, bir çizgiye
  • Saat beşti kenti tuttular
    saat beşti
    Unuttular
  • Ey birgün
    Çiçek açmak birgün
    Dağlara dağlara birer birer dağlara
  • Dünyadan o kadar az ki, istediğimiz
    Senin, benim, hepimizin, çocuklarımızın
    İki olmamalı bir dediğimiz.