• Türkiye'ye giden bir ziyaretçi hemen Türklüğün ilk ve yanılmaz işaretiyle karşılaşacaktır. Uzun zaman yabancı etkilere maruz kal­masına rağmen, muzaffer olarak yaşamasına devam eden Türk dili. Türkçenin, temasa geldiği diğer dillere karşı direnme, onları değiştirme ve hatta yerini alma hususlarındaki dikkate değer gücünü bilim adam­ları belirtmişlerdir.
    Bernard Lewis
    Sayfa 7 - TÜRK TARİH KURUMU YAYlNLARI, [Beşinci Baskı 1993], ISBN: 975-16-0303-X
  • Bilge Kağan 50 yaşındayken yardımcılarından Buyruk Çor tarafından zehirlenerek öldürüldü.
    19 yıl Şad 19 yıl da kağanlık yaptı Çin Kaynaklarına göre "Türk milletinin çok sevmekle temayüz etmiş bir kağandı."
    Ali Akar
    Sayfa 89 - Ötüken
  • 168 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitap Nihan Kaya’nın ” İyi Aile Yoktur “ kitabı ile birlikte benim kutsallarımdan biri oldu. Öyle sevdim ki eğer bir yazar olabilseydim bu kitapları ben yazmak isterdim… Aynı bu denli açık, yalın şekilde yıllardır bu topraklarda çocukların, kadınların yaşadıklarını insanlara aksettirebilmek… Kitapları okuduğumda istisnasız her cümlede kendimi anlaşılmış hissettim ve uzun yıllardır hissetmediğim bir rahatlık duydum. Çünkü yalnız değildim. Hepimiz aynı yollardan geçmiş aynı badireleri atlatmıştık. Ama biz daha el kadar bir çocukken bile zihinlerimizi öyle bir felç etmişlerdi ki başka türlü bir hayatın mümkün olduğunu bilemedik. Hepimiz başlangıçta bize sunulanı gerçek olarak kabul ettik.Bu düşüncelerin hakiki olup olmadığı sorgulamadık.Bu düşünceler ve bize biçilen değerler şiddetle, kınamayla, alayla, sevilme ihtiyacımızın istismar edilmesiyle bize zorla ezberletildiler. Ve aslında kadın kadına bakışımızla bile anlaşabilecekken bize o saf ortak dilimizi birbirimizi anlamayı unutturdular. Üstelik bir de birbirimize destek olmadığımız gibi ben çektim o da çeksin düşüncesiyle düşman kesildik. Kitabı okudukça kafamdaki sis perdesi aralandı; hayatımda ne istediğimi ve neden “bunu” istediğimi bir kez daha sorguladım.Aslında içinde yaşadığımız dünyanın ne kadarını biz inşa ettik,bizim için oluşturulan tercih sunulmayan bir hayatı yaşamadığımızı iddia edebilir miyiz?

    Türk edebiyatında böyle bir alanda bu konulara açıkça değinen, herkese hitap eden anlaşılır bir dili olan başka bir kitap ben görmedim. Kitap da toplumun tabu kabul ettiği birçok şeyi bize sorgulatıyor ve sünnet gibi Türk toplumunun son derece hassas olduğu konularda bile bildiğinden şaşmadan bizler gibi yargılanmaktan korkmadan bu törenlerin hangi zihniyetin sonucunda ortaya çıktığını tek tek anlatıyor. Üstelik Nihan KAYA kitaplarının içeriğinin doğru anlaşılabilmesi için her mecradan (instagram, youtube, twitter, podcast, radyo yayınlarından vs. benim bildiklerim takip ettiklerim) kendini anlatmaya bildiklerini aktarmaya çalışıyor. Ben kendisini tesadüfen bu şekilde tanıdıktan sonra okumaya başladım. Oldukça naif, içten, dürüst, farkındalığı çok yüksek biri ve bu konuda bize bu denli rehberliği takdire şayan.

    Ne yaparsanız yapın size hala yetmeyen bir şeyler olduğunu devamlı eksik olduğunuzu düşünüyorsanız bence bu kitabı okuyun. Bir kenara çekilin kendinizle yüzleşin. Kolay değil muhakkak ama siz bunları yadsıdıkça herşey aynı kalmaya devam edecek.Bir şeye alıştığımızda duyarsızlaşırız böyle olduğunda ise sesimizi ne kendimiz ne de başkaları için çıkarmayız. Bir de kendinize sorun ben çocuğumun "çocukluğumda hissettiğim gibi" hissetmesini ister miydim diye?
  • Sumer dili ile Türk dilini karşılaştırmak o kadar kolay bir iş değil. Öncelikle yazılı kaynak olarak bugün için elimizde Orhun Kitabeleri var. Arada 4000 yıla yakın bir zaman dilimi bulunuyor. Bu
    süre içinde Türkçe kuşkusuz birçok değişikliğe uğradı. Diğer taraftan Sumerce kendisinden ( ayrı bir gruba ait olan Akad dili yoluyla çözüldü. Akadca da ı, o, ö, ü gibi sesli harfler ç, f, ğ, n, g gibi sessiz harfler yok. Sumerce işaretlerin birkaç tür okunuşu var.
    Şöyle ki, somut bir kelimeyi anlatan resim yazısından çevrilmiş bir
    işaret, o resimle ilgili soyut anlamları da taşıyor. Örneğin; göğü ifade eden bir işaret hem gök, hem de tanrı anlamına geliyor. Ayrıca
    aynı işaretin hece okunuşu da var. Bu bakımdan okunuşlarda yanlışlıklar olabilir. Diğer taraftan, Türkçenin en eski kelimelerinin çeşitli Türk dillerindeki okunuşlarını bildiren tam bir etimolojik sözlük yok. Ayni şekilde MÖ 3000-1850 yılları arasında yazılmış olan
    Sumer dilinin de bir etimolojik sözlüğü yok. Kuşkusuz bu süre
    içinde Sumer dili de bir hayli değişmiş olabilir. Karşılaştırma yapmak hiç de kolay değil.
  • SUMER DİLİ İLE TÜRK DİLİNİN
    KARŞILAŞTI RILMASI*
    Sumerliler bundan 6000 yıl önce Dicle ve F ırat nehirlerinin arasında bulunan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmişlerdir.
    Orada büyük bir uygarlık kurarak en az 2000 yıl varlıklarım korumuşlardır. Uygarlıklarının en önemli olayı dillerine göre bir yazı
    icat etmeleri, okullar kurarak, kil üzerine yazarak bu yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmeleridir. Çiviyazısı adı verilen bu yazıyı , gerek Sumerliler zamanında var olan, gerek daha s onra tarih
    sahnes ine çıkan Ortadoğu milletleri de kendi dilleri için kullanmışlardır. 1 800 yıllarının başlarından itibaren bu yazının ve dilin çözülmesi çalışmaları başlamıştır. N ineve'de Asurbanipal kitaplığının
    bulunmasıyla yazının ve Asur dilinin 1 855 yılında çözümü başarılmıştır. Okunan bazı Asurca metinlerin satır aralarında başka dilde
    yazılmış satırlar da vardı. İlk olarak bu satırların İskit veya Turan
    dilinde yazılmış olacağım ve yazının onlar tarafından icat edildiğini, çiviyazılarını çözmeyi başaran Rowlinson ileriye sürmüştü.
    1 869'da J ule Oppert bu dile Sumerce adını verdi ve bu dilin T ürk,
    Fin ve Macar dillerine akraba olduğunu söyledi. 1 874'te Francois
    Leonorment da dili Ural-Altay dil grubuna koydu. Joseph Halevy
    ise bunlara tamamıyla karşı çıkarak, bu dilin, Sami Akadlar tarafından özel bir amaçl a uydurulmuş bir dil olduğu konusunda ısrar etti. Onun bu direnişine başkaları da katılıyordu ve 50 yıl kadar bu sav sürdü. Daha sonra Güney Mezopotamya'da yapılan kazılarda
    çıkan bol miktardaki Sumer belgeleri üzerinde büyük bir gayretle
    çalışıldı ve sözlükleri, gramerleri yapılmaya başlandı. Bunlar üzerinde çalışanların hepsi Batılı bilginlerdi. Onlar Türkçe bilmiyorlardı. Türkçenin etimolojik bir sözlüğü de yoktu. Yine de Fritz
    Hommel, 1 Diyakonov, İzakar Andercyas,2 İrene İskendcri3 gibi bilim insanları Sumer dilini Fin, Kafkas Uygur dillerine benzeterek
    bir hayli eşanlamlı Türk ve Sumer kelimesini karşılaştırmışlardır.
    Herhangi geniş bir çalışma yapmadan Sumer dilini Türk diline
    benzetenler ise A. Falkenstein,4 Hartmut Schmökel ve S.N. Kramer'dir.5 Kramer birçok yazısında yeri geldikçe bunu tekrarlamıştır. Ölümünden iki ay önce çevirisini yaptığım ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Tarih Sumer'de Başlar kitabını eline aldığı 28 Eylül 1990'da bana şöyle yazmıştı: "Ne de olsa bu kitap büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil konuşan ve Güney
    Mezopotamya'ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya'nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sumer halkı hakkında. Sumerlilerin Türklerle ilgili bir halk olduğu fikri Atatürk zamanında geçerliydi. Böyle olabileceği hakikatten hiç de uzak değildir."
    Sumeroloji Hocam Benno Landsberger de, "Sumer dili, hem dil
    bakımından, hem de bütün Asya boyunca dağlık bölgelerde konuşulan dil olması bakımından önemlidir. Bu türden olup bugün hala
    yaşayan dil Türk dilidir" diyor. Türkmen yazarları da Sumercenin
    daha çok Türkmen Türkçesine benzediğini ileri sürüyorlar. 6 Sumer dili ile Türk dilini karşılaştırmak o kadar kolay bir iş değil. Öncelikle yazılı kaynak olarak bugün için elimizde Orhun Kitabeleri var. Arada 4000 yıla yakın bir zaman dilimi bulunuyor. Bu
    süre içinde Türkçe kuşkusuz birçok değişikliğe uğradı. Diğer taraftan Sumerce kendisinden (ayrı bir gruba ait olan Akad dili yoluyla çözüldü. Akadca da ı, o, ö, ü gibi sesli harfler ç, f, ğ, n, g gibi sessiz harfler yok. Sumerce işaretlerin birkaç tür okunuşu var.
    Şöyle ki, somut bir kelimeyi anlatan resim yazısından çevrilmiş bir
    işaret, o resimle ilgili soyut anlamları da taşıyor. Örneğin; göğü ifade eden bir işaret hem gök, hem de tanrı anlamına geliyor. Ayrıca
    aynı işaretin hece okunuşu da var. Bu bakımdan okunuşlarda yanlışlıklar olabilir. Diğer taraftan, Türkçenin en eski kelimelerinin çeşitli Türk dillerindeki okunuşlarını bildiren tam bir etimolojik sözlük yok. Ayni şekilde MÖ 3000-1850 yılları arasında yazılmış olan
    Sumer dilinin de bir etimolojik sözlüğü yok. Kuşkusuz bu süre
    içinde Sumer dili de bir hayli değişmiş olabilir. Karşılaştırma yapmak hiç de kolay değil.

    1 Fritz Hommel, Ethnologie and Geographie des alten Orients, 1925, München, s.
    16-22.
    2 Zakar Andereyas, "Current Antropolagie", ı\brld Joumal of the Science of Man,
    197 1, s. 212.
    3 !rene Iskenderi, Der Tarikia Hazereha, s. 215.
    4 A. Falkenstein, W. Van Saden, Sumerische und Akkadisch Hymnen und Gebete,
    s. 7.
    5 S. N. Kramer, Cradle of Civilization, s. 33.
    6 Ödek Odekap, Sumer Hak.da Kelam Ağız, 1990 Yaşlılık Jurnali, sayı 1 2, s. 30;
    Begmyrat Gerey, 5000 Yıllık Sumer-Türkmen Bağlan.
  • Güzelliğin vazgeçilmezlerinden biri de kuşkusuz bütünün içine yerleştirilmiş küçük bir kusurdur. Kusursuz olana mükemmel denir ama güzel denmez. Kusursuz bir hayat olmayacağına, nihai amaç güzel bir hayat yaşamak olacağına göre hata yaşadıklarımızın arasına yerleştirilmiş küçük bir diken, zorla fark edilir bir engebe, ansızın bizi kendimize getiren bir çukurdan başka nedir ki? Ağrıyı haber veren sinir uçları gibi… Ağrıyı değil sadece sevinci haber verseydi sinirlerimiz kırılmadık yerimiz kalır mıydı? Her hata, doğrunun değerini artırmanın yanı sıra insanı daha büyük hatalardan korumaya yönelik bir sinyalden başka nedir ki? Yeter ki işlendiğinde unutulacak, hatırlandığında altında kalınmayacak nispette küçük olsun. Hayatımızın akışını olduğundan daha kötüye götürmeyecek, her daim telafisi mümkün ve hesaplaşma anında varlığımızın üstesinden gelebileceği hatalar olsa olsa hayatın süsüdür, ona eklemlenmiş takılar, onu olduğundan daha hoş gösteren küçük aksesuarlardır.

    İsmet EMRE
  • 164 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Türk Mitolojisiyle ilgilenen bizim gibi amatör okuyucular için pek keyifli bir kitap olan "Bozkır Hikayeleri", içerisindeTürk illerinden muhtelif hikâyeleri barındırıyor. Altaylar'dan Tıva'ya, Başkurdistan'dan Kazakistan'a, Doğu Türkistan'dan Kırgızistan'a; Türk destan dünyasında bir gezintiye çıkıyorsunuz...

    Yazar Emrah Ece, bu hikayeleri kaleme alırken yola akademik olan, halkın pek haberdar olmadığı ve sadece akademik çevrelerde sınırlı kalan metinleri, halkın dilinde tekrar işleyerek onları anlatıyor. Yazarın hikayelerdeki dili kıvrak, renkli, okurken en ilgisiz okuyucuyu bile hikayelerin içerisine çekecek bir destan anlatıcısının dili oluyor.

    Yine en önemli olarak Emrah Ece, milli kimliğin inşasında örneğin Almanlar'ı inşaa eden metinlerin en önemlilerinden birisi olarak "Grimm Masalları"nı görür ve bu düşünceden yola çıkarak bu halk hikayelerini yeniden ele aldığını belirtir. Ece'nin yaptığı iş burada önem kazanıyor.

    Özellikle kimliksizlik içerisinde çalkalanan gençliğimiz, diğer milletlerin mitlerine, destanlarına hayranlık besleyip onları ilgiyle okurken, kendi milletinin muhayyilesinde meydana gelen bu metinlere eğilirse, milli kimliğin menbaından sağlam şekilde beslenebilecektir. Bu düşünceyle hikayeleri tekrar işleyen Emrah Ece'ye teşekkür ederim. Umarım bu hikayelerin devamı gelir ve biz de zevkle okumaya devam ederiz.