• 6. Sınıftaki Bir Öğrenciden, Dil Profesörü Arkeologa Ders

    Hasankeyf’teki kazı çalışmasında arkeologlar kazı yaparken bir öğrenci kafilesi yanlarına yaklaşır.

    Kazılar hakkında bilgi veren profesör Yüzlerce medeniyete beşiklik etmiş olan Hasankeyfi n tarihini anlatırken , çalışanlar bir kadına ait kemik bulgularına ulaşır ve profesörün sözünü kesip incelemesini isterler.

    Profesör kadının kemiğini incelerken ;dil bilimci başka bir profesör; tarihte kadını ve kadına olan insan dışı muameleleri anlatır.


    Konu; kadına özgürlüğün başlangıç noktasına gelince Avrupa’daki medeniyetlerden örnek vere vere Orta Doğudaki halkları yerin dibine batırır ; kadının diri diri gömülmesinden başlar günümüzdeki töre cinayetlerine kadar gelir.Oradaki çalışanlar ,öğrenciler ve o öğrencileri oraya götüren hocalar Avrupa’dan gelen profesörü hayranlıkla dinlerken bir öğrenci söz alır.

    “ Sayın profesör siz bir dil bilimcisisiniz ve Şunu çok iyi biliyor
    olmalısınız ki ; dil bir halkın tarihini ,kültürünü yansıtır."

    Profesör “ evet “der

    Öğrenci;

    O zaman sayın profesör dünyadaki hiçbir halk Kürtlerin kadına verdiği değeri vermemiştir ve üstün tutmamıştır. Sizin daha 20 yıl önce kadına verdiğiniz değeri ve kullandığınız terimleri Atalarım Yüzyıllar önce
    kullanmıştır.

    Profesör ( dalga geçer gibi sırıtır ve devam et der gibi başını sallar)

    Öğrenci devam eder

    Dünya üzerinde yok sayılan bir dilin bir halkın mensubu olarak size 4 kelime ile dilimizi kültürümüzü ve açıklayacağım .

    Başta profesör ve Oradaki herkes şaşırır. 4 kelime ile nasıl anlatılabilir ki bir dilin ve kadının önemi!!

    Öğrenci ;

    Xweşkamın ( kız kardeş ya da abla demek)

    Dé /Da /Dayé ( anne demek)

    Xwedé/Xweda (Allah demek ki bu Allahın dişi veya erkek olarak ikisini de kapsar. )

    Jînamın (hanım , eş demek)

    Kelimelerin anlamını sorar?

     

    Profesör anlamını bilmediğini ve öğrenciden bu kelimelerin anlamlarının ne olduğunu sorar.

    Öğrenci başlar bunları açıklamaya;

    “Xweşk “Güzel demek , Xweşkamın ise güzelim demek kız kardeşlerimize güzelim diye hitap ederiz.

    “Jin” hayat demek “Jinamın “ ise hayatım demek. Eşlerimize hayatım diye sesleniriz.

    “Dayé “ise anne demek yani “verilmiş olan” anlamında

    “Xwedé “ve “Xweda “ise Allah demek anlamı ise kendinden veren kendinden olan demektir

    Şimdi profesör siz söyleyin . Hangi tarihte kendi eşinize “Hayatım veya Eşim “kelimesini kullanmaya başladınız?

    Hangi dilde ve kimler kızkardeşlerine ”Güzelim “diye hitap etmiştir?

    Hangi dilde Tanrı kelime olarak bu kadar net ifade edilmiştir?

    (Dünya üzerindeki hemen hemen her halk kendi eşine kadın veya bayan ,bazıları ise karı ,avrat diye hitap etmiştir 20 yüzyılın sonlarına doğru yeni yeni kadınlara eşim ,hayatım vb kelimeler kullanılmıştır.Örneğin Türk ve Türkmen boylarında ;Karı ve Avrat kelimesi kullanılırdı )

    Profesör açıklamalardan sonra çocuğa hafif bir tebessüm ederek ;
    Ben Kürt dilinin ve kültürünün bu kadar felsefik bir içeriğe aynı zamanda sosyolojik olaylara bu kadar önemle yaklaştığını ilk defa burada gördüm der .

    Not : Profesörü dize getiren ve özür dileten 75. Yıl Cumhuriyet YİBO (yatılı okul) da 6. Sınıfta okuyan bir öğrenci tarafından söylenmiştir.. .
    Bu olay 1998 de gerçekleşmiştir…

     
  • Alık turisti “Türk kanı dökme” gösterisi ile eğlendirmek
    Gazetelerde belki okumuşsunuzdur: Ürdünlü turizm şirketlerinin aklına turistleri eğlendirmek için parlak mı parlak bir fikir gelmiş, çölde film platosunu andıran bir mekân yapmışlar ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Arap dünyasını bize karşı ayaklandıran Thomas Edward Lawrence’in ve Mekke Emîri Şerif Hüseyin’e bağlı isyancı birliklerin askerlerimize pusu kurup onbinlerce Mehmetçik’i şehid etmeleri tiyatro gibi gösteriliyormuş!

    Bu utanç komedisini izleyen Batı’nın ebleh turistleri mutlaka zevke gelmiş ve “Gud, gud, veri gut, hav nays, vandırful!” diye haykırmışlardır!

    Lawrence’in kimin nesi olduğunu bilirsiniz… Tarih ve edebiyat sahasında aslında oldukça üst seviyede bir entellektüeldir, önemli eserler kaleme almıştır ama ortalığı karıştırmaya pek merak duyduğu için etrafı kışkırtıp birbirine düşürmeyi vazife edinmiş ve Arap isyanının başta gelen aktörlerinden olmuştur.

    1917’den itibaren Arap Yarımadası’nın, Filistin’in ve Suriye’nin elimizden çıkması ile neticelenen Şerif Hüseyin ile oğullarının öncülük ettiği isyan da aslında Lawrence’in eseridir…

    Türkiye’de son senelerde ortaya garip bir iddia atıldı ve kıt’a Arabistanı’na hissettiğimiz hayranlık gittikçe arttığı için etrafı “Arap İsyanı diye bir şey yaşanmadı, Şerif Hüseyin’in ayaklanmasını bütün Araplar’a mâletmek yanlıştır, ‘isyan’ denen hadise ufak bir grubun başkaldırısıdır” gibisinden zırvalar kapladı… Üstelik bir müddet öncesine kadar Arap isyanının aleyhinde söylemediklerini bırakmayanlardan bazıları da modaya uyup “Tamam, isyan var ama aslında yok, Şerif’in adamları bize karşı başkaldırdılar fakat böyle yapmadılar” diye saçmalamaya başladılar…

    Arap İsyanı’nın ufak bir grubun eseri olduğunu iddia edenler bu tuhaf iddiaları ile devrin Türkiyesi’ni kendini korumaktan âciz, birkaç çapulcunun başkaldırısını bile bastıramayacak derecede çaresiz ve beceriksiz bir seviyeye indirdiklerinin farkında bile değildirler!!

    İSYAN BİLDİRİSİNDEN BÖLÜMLER…

    Aşağıda, isyanın liderliğini yapan Mekke Emîri Şerif Hüseyin Bin Ali’nin, 1916’nın 27 Haziran ve 9 Eylül’ünde yayınladığı isyan bildirilerinden bazı bölümleri naklediyorum:

    “…Saltanatın payitahtında çıkan İçtihad isimli gazete, Hazret-i Peygamber Sallâllahü Aleyhi ve Sellem’in hayatını -Allahım sen bizi muhafaza eyle- en şerli bir hayat olarak ifade etti. Bu iş veziriâzamın, şeyhülislâmın, sâir ulemânın, vüzerânın ve âyânın gözleri önünde, kulaklarının dibinde oldu. Bu cür’ete ilâveten Allah Teâlâ’nın “Erkeğe, kadının payının iki misli miras vermenizi emreder” ayet-i kerimesinin hükmünü ilga suçunu da işlediler ve mirasta erkek ile kadını bir tuttular. Bu iki günahı en büyük bir başka günahla üçlediler ki, o da Islâm’ın şartlarından olan Ramazan orucunun yerle bir edilmesidir. Meselâ, Mekke’de, Medine’de veya Şam’da bulunan askeri Rus hududunda savaşan askerlere benzetmek gerekçesiyle Ramazan’da oruç tutmama emri verdiler ve “Sizden kim hasta yahut yolcu olursa” ayet-i kerimesinin açık-seçik olan mânâsına muhalefet edecek sözler uydurdular. Bundan başka, İslamî esasları haleldâr eden, cezası gayet açık suçlar işlediler.

    …Dine ve Araplar’a karşı kalplerinde neler beslediklerinin delîli olarak Allahu Teâla’nın “evim” diye nitelediği, “tavaf edenler için evimi temiz tut” buyurduğu, Müslümanlar’ın kıblesi, muvahhidlerin Kâbesi olan Beytullah’a, memleketin istiklâli için girişilen kıyam sırasında Ecyad Kalesi’ndeki toplarından attıkları iki gülle kâfidir. Bunlardan biri Hacer-i Esved’in yaklaşık biraz üstüne, diğeri ise yine biraz uzağına düşmüş, Kâbe’nin örtüsünü tutuşturmuş, binlerce Müslüman ateşi söndürebilmek için haykırarak, ağlaşarak koşuşturmaya başlamışlar, Kâbe’nin kapısını açmaya ve üstüne çıkmaya mecbur kalmışlardır. Mesele bununla da bitmemiş, bu iki top atışına Makam-ı İbrahim’de bir üçüncüsünü ilâve etmişler, öncelikli hedef kabul ettikleri Mescid’in geri kalan yerleri de top ve tüfek atışlarından payına düşeni almıştır. Aynı mescidde daha hâlâ hergün üç-dört kişiyi öldürmek-tedirler ve insanların Beytullah’a yaklaşmaları imkânsız haldedir. Bunda da Beytullah’ı hafife alma, ona gerekli değeri vermeme, hürmet etmeme vaziyeti mevcuttur.

    “…bu husus,Osmanlı memleketlerindeki Müslüman kardeşlerimiz ile dünyanın diğer ülkelerindeki diğer kardeşlerimize bir ders olması ve bu zâlimlerin elde edecekleri bir şöhret veya alacakları maaşlar için Allah’ın mahremiyetine tecavüz etmelerine ve emirlerine aykırı harekette bulunmaya cesarete devam etmelerine sebebiyet vermemeleri için bir ibret teşkil etmektedir. Allah’a isyan eden mahlûklara itaat edilmez! Allahu Teâlâ’nın kendilerine bu münkirleri değiştirebilecek kuvveti vermiş olduğu kimseler eli ile, dili ile veya kalbi ile bunlara karşı hemen harekete geçmeli, bu işe bu mütegallibe zümresinin cür’etine karşı koyacak imkânlara sahip olan kimseler de katılmalı. Bu sözlerin dinlenip ona göre hareket edilmesini Allah’dan niyaz eylerim”.

    Şerif Hüseyin’in iddiaları İstanbul’daki yönetici sınıfın önde gelenlerinin peygambere hakaret ettikleri, İslâm şeriatini değiştirdikleri, askere oruç tutmayı yasakladıkları ve Kâbe’yi top ateşine tuttuğumuz gibisinden aslı-astarı olmayan palavralardır. Bildirilerinde bu kadarla kalmayıp daha başka mesnedsiz iddialarda da bulunan Şerif Hüseyin bütün bu yalanları kullanarak isyan ettiğini duyurmakta ve Türk idaresi altındaki diğer Müslümanlar’ı da başkaldırmaya çağırmaktadır!
    Bugün hem Türkiye’de, hem de Ortadoğu’da yaşanan birçok sıkıntının temelinde Birinci Dünya Harbi’ndeki bu isyan ve uğradığımız büyük yenilgi yatar…

    BİR FİLM VE BİR KİTAP…

    1962’de çevrilen ve başrolünü İrlandalı aktör Peter O’Toole’un oynadığı “Lawrence of Arabia” yani “Arabistanlı Lawrence” filmini seyretmeniz bile o senelerde başımıza açılan derdi anlamanıza kâfi gelecektir. Hele, “Bunlar altınlarını yutmuş olabilirler” gibisinden sapıkça düşünceye kapılan gözü dönmüş Bedevîler’in Şam’daki askerî hastahanede yatan yaralı askerlerimizin karınlarını hançerleri ile delik-deşik ettikleri o sahne…

    İkna olmadınız mı? “Arabistanlı Lawrence” filminin ardından Şerif Hüseyin’in oğlu ve bugünkü Ürdün Hanedanı’nın kurucusu Kral Abdullah’ın hatıralarının bir bölümünü teşkil eden ve Türkçesi “Klasik Yayınları”ndan çıkan “Biz Osmanlı’ya neden İsyan Ettik?” isimli kitabı da okuyun…

    Bundan sonra da hâlâ “Araplar bize karşı isyan etmediler” terânesini tutturmuş olanların safında kalırsanız, elimden “Allah size akıl, fikir ve hidayet nasip etsin!” demekten başka bir iş gelmez!

    YALAN TARİH YAZMA HEVESİ

    Tekrar söyleyeyim: Arap isyanı bir hakikattir ve silâhlı mücadelenin yanısıra fikrî alanda da bize karşı girişilip muvaffak olmuş büyük bir başkaldırıdır! Savaş senelerinde az da olsa bazı Arap subaylar ile kabileler gerçi İstanbul’a sadık kalmışlardır ama elden çıkan topraklarda onbinlerce askerimizin can vermelerinin sorumluluğu, bugün birilerinin “mevcut olmadığını” iddia ettikleri isyanın aktörlerine aittir.

    Devletler arasında geçmişte yaşanmış böyle düşmanlıkların ve çekişmelerin sonsuza kadar devamı tabii ki gereksizdir ama şu tuhaflığa bakın: Ürdünlü turizmciler gelen birkaç turisti eğlendirebilmek maksadıyla isyancıların şehid ettikleri Mehmetçik’in hatırasını ayaklar altına alıp rûhunu muazzep eden utanç dolu bir tiyatro sergilemekle meşgul olurken bizdeki aklıevveller de mazideki felâketleri gizleyerek yeni, bambaşka ama baştan başa yalan bir tarih yazmaya kalkışıyorlar!
  • Hasankeyf'teki kazı... çalışmasında arkeologlar kazı yaparken bir öğrenci
    kafilesi yanlarına yaklaşır.
    Kazılar hakkında bilgi veren profesör Yüzlerce medeniyete beşiklik etmiş
    olan Hasankeyfi n tarihini anlatırken , çalışanlar bir kadına ait kemik
    bulgularına ulaşır ve profesörün sözünü kesip incelemesini isterler.
    Profesör kadının kemiğini incelerken ;dil bilimci başka bir profesör;
    tarihte kadını ve kadına olan insan dışı muameleleri anlatır . Konu; kadına
    özgürlüğün başlangıç noktasına gelince Avrupa'daki medeniyetlerden örnek
    vere vere Orta Doğudaki halkları yerin dibine batırır ; kadının diri diri
    gömülmesinden başlar günümüzdeki töre cinayetlerine kadar gelir.Oradaki
    çalışanlar ,öğrenciler ve o öğrencileri oraya götüren hocalar Avrupa'dan
    gelen profesörü hayranlıkla dinlerken bir öğrenci söz alır.

    " Sayın profesör siz bir dil bilimcisisiniz ve Şunu çok iyi biliyor
    olmalısınız ki ; dil bir halkın tarihini ,kültürünü yansıtır.
    Profesör " evet "der

    Öğrenci;

    O zaman sayın profesör dünyadaki hiçbir halk Kürtlerin kadına verdiği
    değeri vermemiştir ve üstün tutmamıştır. Sizin daha 20 yıl önce kadına
    verdiğiniz değeri ve kullandığınız terimleri Atalarım Yüzyıllar önce
    kullanmıştır.
    Profesör ( dalga geçer gibi sırıtır ve devam et der gibi başını sallar)
    Öğrenci devam eder
    Dünya üzerinde yok sayılan bir dilin bir halkın mensubu olarak size 4
    kelime ile dilimizi kültürümüzü ve açıklayacağım .
    Başta profesör ve Oradaki herkes şaşırır. 4 kelime ile nasıl anlatılabilir
    ki bir dilin ve kadının önemi!!
    Öğrenci ;
    Xweşkamın ( kız kardeş ya da abla demek)
    Dé /Da /Dayé ( anne demek)
    Xwedé/Xweda (Allah demek ki bu Allahın dişi veya erkek olarak ikisini de
    kapsar. )
    Jînamın (hanım , eş demek)
    Kelimelerin anlamını sorar?
    Profesör anlamını bilmediğini ve öğrenciden bu kelimelerin anlamlarının ne
    olduğunu sorar.
    Öğrenci başlar bunları açıklamaya;
    "Xweşk "Güzel demek , Xweşkamın ise güzelim demek kız kardeşlerimize
    güzelim diye hitap ederiz.
    "Jin" hayat demek "Jinamın " ise hayatım demek. Eşlerimize hayatım diye
    sesleniriz.
    "Dayé "ise anne demek yani "verilmiş olan" anlamında
    "Xwedé "ve "Xweda "ise Allah demek anlamı ise kendinden veren kendinden
    olan demektir
    Şimdi profesör siz söyleyin . Hangi tarihte kendi eşinize "Hayatım veya
    Eşim "kelimesini kullanmaya başladınız?
    Hangi dilde ve kimler kızkardeşlerine "Güzelim "diye hitap etmiştir?
    Hangi dilde Tanrı kelime olarak bu kadar net ifade edilmiştir?
    (Dünya üzerindeki hemen hemen her halk kendi eşine kadın veya bayan
    ,bazıları ise karı ,avrat diye hitap etmiştir 20 yüzyılın sonlarına doğru
    yeni yeni kadınlara eşim ,hayatım vb kelimeler kullanılmıştır. Örneğin Türk
    ve Türkmen boylarında ;Karı ve Avrat kelimesi kullanılırdı )

    Profesör açıklamalardan sonra çocuğa hafif bir tebessüm ederek ;
    Ben Kürt dilinin ve kültürünün bu kadar felsefik bir içeriğe aynı zamanda
    sosyolojik olaylara bu kadar önemle yaklaştığını ilk defa burada gördüm der
    .

    Not : Profesörü dize getiren ve özür dileten Batman 75. Yıl Cumhuriyet YİBO
    ( yatılı okul) da 6. Sınıfta okuyan bir öğrenci tarafından söylenmiştir.. .
    Bu olay 1998 de gerçekleşmiştir
  • Türk kadını dünyanın en aydın ve faziletli ve en ağır kadını olmalıdır
  • Ayşe kulin bize önemli bir Türk kadını daha tanıtıyor. Kadının neler başarabileceği. Yeni kurulan bir devlet kadın başına birçok şeylerin üstesinden gelip ve çoğumuz bilmediği ama Ayşe Kulin sayesinde öğrenebildiğimiz değerli bir Türk kadını daha Türkan. Yapdıklarıyla ve Ayşe Kulin in güzel anlatımıyla. Emeğe sağlık.
  • Ayşe kulin bize önemli bir Türk kadını daha tanıtıyor. Kadının neler başarabileceği. Yeni kurulan bir devlet kadın başına birçok şeylerin üstesinden gelip ve çoğumuz bilmediği ama Ayşe Kulin sayesinde öğrenebildiğimiz değerli bir Türk kadını Füreya. Emeğe sağlık.
  • Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.