Muhammet Tosun, Suçlamalara Karşı Gerçekler'i inceledi.
43 dk. · Kitabı okudu · 45 günde · Puan vermedi

Türk Ordusu üzerine oynanmış oyunu net bir şekilde anlatıyor. Adalet sisteminin ne durumda oldugu gün yüzüne çıkıyor. Allah bu millete acısın. Allah Türk'ü korusun..

Geçmiş, Bugün ve Gelecek Kıskacında Türkiye Hizbullahı :
Türk Hizbullahı’nın bugünü ve geleceği üzerine kafa yorarken öncelikle Lübnan Hizbullahı’nın, ardından Hamas’ın, Irak’ta Mukteda Sadr hareketinin, Afganistan’da Taliban’ın serüvenlerini mercek altına almakta yarar var. Yedikleri bütün darbelere rağmen bütün bu örgütler günümüzde hâlâ ayaktalarsa ve dev güçlere kafa tutabiliyorlarsa bunun bazı nedenleri olsa gerektir. Örneğin bütün bu örgütler, bulundukları coğrafyalarda uzun bir süre geri planda kaldılar, ama direnişe öncülük eden ana yapıların zamanla yorulması, yıpranıp yozlaşmalarıyla (Lübnan’da sol hareketler ve Emel; Filistin’de El Fetih ve FKÖ; Afganistan’da geleneksel mücahit örgütlerinin tümü; Irak’ta IİDYK ve Dava) “taze kan” ve “yegane ümit” olarak geniş kitle desteklerine ulaştılar.
Türk Hizbullahı, yabancı bir ülkenin işgaline karşı savaş söz konusu olmadığı için şüphesiz bu örgütlerden farklılaşmaktadır. Fakat onları besleyen, rakiplerinin yorulma, yıpranma ve yozlaşmasının Güneydoğu’da PKK, Türkiye genelindeyse ........ için belli ölçülerde geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Hal böyle olunca Hizbullah’ın önü epey açık demektir. Hele Irak’ın parçalanması ve bunun yıkıcı etkilerinin Türkiye’yi de sarsması durumunda Hizbullah Güneydoğu’da, Lübnan Hizbullahı, Irak’taki Mehdi Ordusu veya Hamas gibi belirleyici güç haline gelebilir.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
16 May 20:12 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Günümüzde Aka Gündüz diye bir yazarı tanıyan kaldı mı bilmiyorum. 1930'larda Dikmen Yıldızı adlı romanı ile şöhret basamaklarından aniden çıkan bu velut yazarın kısa hayat hikâyesini şöyle veriyor Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi:

1886'da Selanik'de, Katerin'de doğdu, 1958'de Ankara'da öldü. Asıl adı Enis Avni'dir. (İbrahim Alâettin Gövsa, Türk Meşhurlarına babasının Binbaşı Kadri Bey olduğunu not düşüyor.) İlk öğrenimini Serez ve Selanik'de tamamladıktan sonra İstanbul Eğrikapı'daki 'Sırp Rüşdiyesi'ne devam etti. Daha sonra Galatasaray, Edirne ve Kuleli askeri idadilerinde okudu. Harbiye'nin ikinci sınıfındayken hastalanarak tahsilini yarım bıraktı. Paris'e gitti, hukuk ve güzel sanatlar okumaya başladı. Ancak okulunu yine yarım bırakarak İstanbul'a döndü. Sürgün olarak Selanik'e gönderildi. 31 Mart Vak'ası üzerine (ansiklopedide 1908 yılında diye geçiyor ama doğrusu 1909 yılı olacak!) İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusu'na gönüllü olarak katıldı...

Biyografiler aptalları kandırmak için yazılır sözü bu örnekten daha iyi doğrulanabilir mi? Bir hayatın böylesine düz akmış, böyleşine 'sorunsuz' yaşanmış olması mümkün müdür? Selanik'de doğan, orada okula başlayan ama İstanbul'a geldiğinde "Sırp Rüşdiyesi"ne giden bir Binbaşı oğlu olmak Osmanlı toplumunda hangi anlama gelmektedir? Biyografiler bu noktada zinhar ses vermiyor. Sonra birdenbire aynı çocuğu askeri liselerde okurken görüyoruz. Hastalanıyor ve bu yüzden askeri okuldan ayrılıyor.

Sonra fikir değiştirip Paris'e gidiyor, orada da bir baltaya sap olamadan yurda dönüyor ve nihayet gazetecilik hayatına atılıyor. Yazarımızın hayatını bir zar gibi kuşatan bu 'başarılı istikrarsızlık' nedendir?

Yine suskundur tercüme-i hal kitaplarımız.

Sonra sert ve muhalif yazılarından dolayı Sultan Abdülhamid döneminde kendi memleketine sürgüne gönderildiğini öğreniyoruz yazarımızın (bu nasıl sürgünse artık!). Nihayet onu, 1909'da Padişah'ı tahttan indirmek için İstanbul'a yürüyen ordunun saflarına gönüllü olarak karışmış buluyoruz. Neden gönüllü olmuştur? Cevap yok...

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
Murat Ç, bir alıntı ekledi.
15 May 19:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Vatan Hainlerini Tanımaya Devam Ediyoruz - 10
Çerkez Ethem'in Yunan uçaklarıyla Türk cephesine atılan bildirisi;

“Kardeşlerim! Yunanlıları pek iyi tanırım. Dinimizi, namusumuzu, hürriyetimizi ve malımızı müdafaa ediyorlar... Yunan ordusu şehirlerinizi ve köylerinizi işgal ettiği zaman korkmayınız. İşgal edilmiş yerlerde hüküm süren asayiş ve hürriyetten siz de yararlanacaksınız. ” (27 Mart 1921)

(Saf değiştirip böyle şeyler yapmasa iyi bir çeteydi vesselam. Aman siz de, ne olmuş Alt tarafı saf değiştirmiş.. Bu hainlik olur mu yahu...)

19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 38 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım, İki Cilt Birleştirilmiş)19 Mayıs 1999 Atatürk Yeniden Samsun'da, Turgut Özakman (Sayfa 38 - Bilgi Yayınevi, 10.Basım, İki Cilt Birleştirilmiş)

Bu kitabın yazarının başka kitaplarını okumadım, çok tanımıyorum o yüzden. Bu kitapta, Suriye'nin yakın tarihinden hareketle bazı tahminler ve analizler yapılmış. Işid temelinde yazılmak istese de, hedefinden sapmış bir kitap. Birbiriyle alakasız tarihi olayları bağlantılamaya çalışıyor. Örneğin 1925'te yaşanan çatışmalar ile günümüzde muhalifler-yönetim arasında yaşanan çatışmaları birbirine paralel görüyor. Daha ilginci, bugün Türkiye'nin muhaliflere yaptığı yardımları da 1925'te Atatürk'ün Suriyelilere yaptığı silah yardımları (?) ile karşılaştırıyor. Işid'in varlığının sebebi de Osmanlı. Vardığı sonuçlar da açık; Amerikan eğitimli askerler Suudi parasıyla donanıp Türkiye'den saldırıyor. Bu kitapta en anlaşılmaz ve hastalıklı görünen şey de; Suriye'deki her etnik ve dini gruptan bahsederken, Türkmenleri tek bir kere bile anmaması, ayrıca Suriye'de yaşayan küçük Ermeni gruplarından rastgele kişilerle yaptığı röportajları, istatistiksel gerçeklermiş gibi vermesi. Bunun sonucunda vardığı sonuç da muhteşem; Türk ordusu Suriye'ye girerse 1915'te yarım kalan işi tamamlar diye haklı şekilde korkuyorlarmış. Aynı şekilde Ezidiler için de benzer ifadeleri kullanıyor. Kitabın sadece bir cümlesinde Türkiye'deki göçmen kamplarından bahsediyor, herhangi bir sayı vermeksizin. Dolayısıyla analizler taraflı yazılmış, çok yerde saçmalamış. Merak eden bakabilir.

Yusuf İslam, bir alıntı ekledi.
11 May 01:01 · Kitabı okudu · Puan vermedi

1683'te Viyana önünden çekilen Türk ordusu 160 küçük ve 10 büyük top olmak üzere 170 top, barut taşıyan 8 bin araba, 10 bin öküz, 15 bin manda, 5 bin deveyi muharebe meydanında bırakmıştı.

Mohaç Meydan Muharebesi, Geza Perjes (Sayfa 10)Mohaç Meydan Muharebesi, Geza Perjes (Sayfa 10)
Şehnaz D, Medine Müdafaası'ı inceledi.
08 May 20:40 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Açlık ve çaresizlikten karınca yuvasını kazıp içinden çıkan 2 buğday tanesine muhtaç olmak, susuz kalıp börtü böceğin konduğu çamurlu pis sulardan içmek, yiyecek ekmek bulamayıp hurma çekirdeklerinden öğütülen unla yapılan ekmekle idare etmek, tamamen gıdasız kalıp sürekli çekirge yemek, çöl sıcağında kızgın kumlarda pelteleşmek.Ve çöl kaplanı Fahreddin Paşa. Medineyi düşmana vermemek için çırpınan asla teslim olmayı kabul etmeyen , inatçı, imanlı, inançlı, peygambere sevdalı fedakar osmanlı paşası.Son mermiye, son askere, son damla kana, son hurmaya dek savaşmaya söz vermiş türk askerinin eşsiz fedakarlığı. İngilizin türlü oyunları yüzünden Medine'ye hapsolmuş bir türk ordusu. İhanetler, firarlar...
Fahreddin Paşa ile ilgili kitapları araştırırken keşfettim İsmail Bilgin'in bu romanını. O savaşa sizide sürekleyen akıcı bir anlatımı var. Diğer kitaplarını en kısa zamanda okumayı istiyorum.Okurken gözyaşlarımı tutamadığım, ecdada layık olamayışımızla hayıflandığım bu fedakar komutan ve askerlerin hikayesini herkes okuyup ibret ve örnek almalı.

Fatih A., bir alıntı ekledi.
06 May 23:54 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

İstanbul Batılı istilacılar tarafından ikinci kez işgal edilmişti. ( 1204-1261) İlki Bizanstaki Latin Haçlı işgalidir. İkincisi ise Mütareke dönemiydi ve deyim yerindeyse Fatih Sultan Mehmed'den sonra, bu defa Mustafa Kemal Paşa'nın Türk ordusu şehri yeniden fethedecekti.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 239 - Kronik Yayınevi)Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İlber Ortaylı (Sayfa 239 - Kronik Yayınevi)