• Türkçemiz kendinde erkeklik, dişilik olmayan melek haslet bir lisandır.
  • ŞÜKRÜ ÖKSÜZ VE AYDIN EFESİ DERGİSİ...

    KERİM ÖZBEKLER
    GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR

    Aydın Yazarlar ve Şairler Derneği Başkanı ve Aydın Efesi Dergisi sahibi Şükrü Öksüz 8 yıldır yayınladığı Aydın Efesi Dergisi'nin Eylül-Ekim 2018 tarihli 48.sayısından 40 tanesini taksi ile gelip Nazilli'de bana teslim etti gitti, 48 sayfalık Aydın Efesi Dergisi'nin bu sayısında aşağıda isimleri yazılı yazar ve şairlerimiz karşılarındaki başlıkları kullanarak bu sayıda yer almışlar.

    Şükrü Öksüz (Aydın);Bir bayraktır Atatürk (Şiir),
    Şükrü Öksüz;Bizden size,
    M.Halitin Kukul (Samsun);Atilla'dan misal, Bilge Kaan'dan istikbal,
    Öznur Demirel (Çanakkale);Kor olmuşsun (Şiir),
    Yıldız Nadir Ünlü (Karacasu-Aydın);Mabedim camii (Şiir),
    Prof.Dr.Tamilla Abbashanlı Aliyeva (Eskişehir);Ölmez aşkın gamlı öyküsü,
    Mehmet Cem Yiğit (Akşehir-Konya);Boşuna değil (Şiir),
    Prof.Dr.Duran Nemutlu;Söz ve öz,
    Prof.Dr.Hayrettin İvgin (Ankara);Halk şiirimizde destanlar,
    Musa Dinç (Didim-Aydın);Yalnızlığım (Şiir),
    Yrd.Doç.Dr.Süleyman Coşkuner;Mektup,
    Gündüz Aydın (Salihli-Manisa);Son durak (Şiir),
    Osman Gökçe (Nazilli-Aydın);Türk'ün güzeli (Şiir),
    Öz Ali Yılmaz (Balıkesir);Bahar (Şiir),
    Ergün Veren;Geçmişin bellektre canlandırılması üzerine ''Niksar Üstüne'' kitabı,
    Abdullah Satoğlu (Ankara);Cumhuriyet kuşağının önde gelen şairi Şahinkaya Dil,
    Özen Gülay Atacan (İzmir);Sardunyalar (Şiir),
    Abdullah Satoğlu (Ankara);Hüzünlü mısralar-111 (Şiir),
    Salih Erdem (Aydın);Onlar ki (Şiir),
    Levent Topludal (Aydın);İnsan (Şiir),
    Ayten Bozkır (Aydın);Sorular bizden, cevaplar şair yazar Osman Gökçe'den,
    Emin Çelimli (Aydın);Suskun (Şiir),
    Sermet Apaydın (Aydın);Ata'ya (Şiir),
    Savaş Sarıkaya (Aydın);Umutsuz yaşanır mı a gülüm ? (Şiir),
    Erkan Acar (Çine-Aydın);Kürekçi (Şiir),
    Beyhan Erdoğan (Aydın);İyonya'da son akşam,
    Halise Tekbaş (Adana);Sen (Şiir),
    Erhan Tığlı (Beşiktaş-İstanbul);Dilmiz tiklendi, Türkçemiz kilitlendi,
    Erhan Tığlı (Beşiktaş-İstanbul);Sen gülünce (Şiir),
    Ömer Erhalim (İzmir);Kutlu olsun cumhuriyet (Şiir),
    Naim Özdamar (Buharkent-Aydın);Bozdoğan kazası cemaatleri,
    Ünal Çınar;Kolonyanın tarihteki yeri ve özelliği,
    Hamiyet Dimoğlu Çınar (İzmir);Kahve hatırı kırk yıl (Şiir),
    Murat Duman (Ulus-Ankara);Medine müdafii Fahrettin Paşa,
    Davazlı Süleyman İncedal (Aydın);Ömür törpüsü (Şiir),
    Ali Rıza Oğan;Kadınlarımız kutsaldır,
    Ömer Eru (Aydın);Arıyorum seni ben (Şiir),
    Ahmet Otman (Salihli-Manisa);Ay utanınca (Şiir),
    Harika Ufuk (Adana);Aşk ve şarap (Şiir),
    Aydan Erdurak (İzmir);Bu sevgi hayatıma (Şiir),
    Ramazan Çiloğlu (Isparta);Çiçekleri (Şiir),
    Engin Çır (İzmir);Beni aldın götürdün ya (Şiir),
    Bekir Dağsever (Adana);Selam (Şiir),
    Güner Tekin (Kars);Sevdan har olur (Şiir),
    Yaşar Uyar (Aydın);Gönül gözü (Şiir),
    Hüseyin Güler (Tekirdağ);Dağ deniz (Şiir),
    Melahat Özçoban (Isparta);Yaşamayı bilemedik (Şiir),
    Abidin Güneyli (Mersin);Canım gözlüm (Şiir),
    Hüseyin Zeybek (Didim-Aydın);Gülsün dünya (Şiir),
    Bekir Akbulut (İstanbul);Beraber (Şiir),
    Fuat Gürsoy (Aydın);Şiir şair evrenseldir (Şiir),
    Memduh Şenol (Alaşehir-Manisa);Gürünlü aşık Gülhani'ye (Şiir),
    Abdülkadir Güler (Söke-Aydın);Dostlar seni hatırlıyor (Şiir),
    Rabia Barış (Eskişehir);Durur (Şiir),
    Mustafa Yeşil (Alaşehir-Manisa);Çiçek dalında güzel (Şiir),
    Kamil Yeşiltepe (İzmir);Aşkı aradım (Şiir),
    Meral Gülcan (İncirliova-Aydın);Ne yapsınlar (Şiir),
    Osman Karaarslan (Simav-Kütahya);Aşk hangi yasağı tanır (Şiir),
    Mehmet Güven (Bostanlı-İzmir);Hep verdim hiç almadım (Şiir),
    Tülay Sarayköylü (Söke-Aydın);Ne vardı gittin (Şiir),
    Bolat Ünsal (Kemer-Antalya);Anlayamadık (Şiir),
    Necati Erdek (İstanbul);Misafirim gözlerinde (Şiir),
    Ergün Gül (Aydın);Ucu telli mektup (Şiir),
    Süleyman Kaptan (Mersin);Ulu pınar (Şiir),
    Albeni Akçay (Nazilli-Aydın);Nazilli'de yaşayan (Şiir),
    Sabit İnce (Kayseri);Düşün hele (Şiir),
    Oyhan Hasan Bıldır ki (Söke-Aydın);Kaçamak (Şiir),
    İlhan Koruyucu (Akhisar-Manisa);Vatan candır (Şiir),
    Nuriz Gökmenoğlu (Ankara);Acılar (Şiir),
    Olgun Temizer (Aydın);Fısıltı (Şiir),
    Şaban Kahraman (Yozgat);Olduğu gibi (Şiir),
    A.Necmettin Çanga (İstanbul);Korumasız (Şiir),
    Birdal Can Tüfekçi (Dalaman-Muğla);Sen nerdesin ? (Şiir),
    Hasan Sürer (Aydın);Kiraz dudaklar (Şiir),
    Ömer Koç (Kuşadası-Aydın);Gel artık (Şiir),
    Nurdane Uzun (Nilüfer-Bursa);Sevda gülleri (Şiir),
    Gülser Hünük (Isparta);Elimde değil (Şiir),
    Vahdettin Işıldak (Osmangazi-Bursa);Sözüm var (Şiir),
    Mehmet Işılak (Aydın);Oyalar (Şiir).

    Siz de, Aydın Efesi Dergisi'ni edinmek-okumak veya yazı-şiir-anı-hikaye-kitap tanıtım yazısı-araştırma-inceleme-biyoğrafi vb.gibi edebi eserlerinizi ileterek Aydın Efesi Dergisi sütunlarında yer almasını istiyorsanız aşağıdaki bilgileri kullanabilirsiniz.

    Şükrü Öksüz
    Aydın Efesi Dergisi
    PK.78
    Efeler-Aydın
    Tel.0-505-2952578
    E Posta.aydinefesidergisi@hotmail.com
  • 311 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitabı 8 sene sonra yeniden okudum. İkinci kez okuduğum nadir kitaplardan biridir. Yeni yazarların neredeyse hiçbirisinde bulunamayacak bir anlayış ve tasvir yeteneğine sahip Yakup Kadri. Edebiyat kabiliyeti kadar, devrine tanıklığı da değerlidir. Türkçemiz, onun kaleminde tam bir lezzete dönüşüyor. Bu lezzette, artık kullanılmayan kelimelerin sık geçmesinin verdiği bir nostaljiden çok, bir kafa açıklığının, bir hissediş kuvvetinin ve kalem kıvraklığının payı var. Bütün, ama bütün kitapları okunmalı. Yazar olmaya heveslenenler, her şeyden önce onu ve onun devrinin insanlarını okumalı ki, Türkçe'nin nelere kâdir olduğunu görsünler. Edebiyat nedir, bilsinler. Üç - beş kelimeyle yazılan, sokak dilinden edebiyatın dilini ayıramayan, sözcük oyunları yapmayı sanat zanneden çağdaş eserlerin ne kadar kısır kaldıklarını anlamak için, önce Türk klasiklerini okumak gerek. Yabancı klasikler bize geniş bir dünya görüşü sağlarsa, Türk klasikleri bize dil lezzetini sağlar ki, edebiyat her şeyden önce bir dil lezzeti değil de nedir? Hiçbir tercüme eser, bize anadili Türkçe olan kabiliyetli bir yazarın yazıları kadar zevk tattıramaz. En ve hatta tek anlamlı milliyetçilik, dil milliyetçiliğidir ve Yakup Kadri bu cereyanın şanlı bayraklarındandır.
  • 264 syf.
    ·Puan vermedi
    Walddteufel’in Elmas Yağmuru valsini Haliç’in mai denizine karşı otururken dinleyip güzel hayaller kurduğunuzu düşünün. Valsın o güzel ezgileri kulaklarınızdan zihninize doğru yola çıktığı an başlayan bu mai hayaller başınızı döndürsün. Esriklik içerisinde geçen birkaç dakika alsın sürüklesin sizi. Ah ne güzel o vals. Bu kelimeleri yazarken parmaklarımı dans ettiriyor adeta. Bir de Ahmet Cemil’in hayallerini düşünsenize: o hayallerin ettikleri valsi, Cemil’in dönen sarhoş başını, gelecek düşlerini…

    İşte bu mai gece Halit Ziya deyişi ile “hayatın acı kadehinin zehirli suyu”nu tatmadan önceki geceydi. Ahmet Cemil memur olmak istemiyor hayal ettiği matbaanın peşinden sürükleniyordu. Güzel yazıyor, güzel düşünüyor, pırıl pırıl bir zihin sergiliyordu. Ayrıca yazmak için çok okumak gerektiğini biliyor, kitaplarla aşk yaşıyordu. Neyse…

    İstanbul’un basın hayatının geçtiği sokaklarda dolaşmaya başladım. Zaten okuduğum semtler olmaları sebebiyle yabancı değildim ama dönemi bilmiyordum. Zihnimdeki görüntüleri kitabın dönemine uyarladım. Elimden geldiğince değiştirdim şekilleri, evleri, caddeleri, arabaları, insanları, kıyafetleri. Ahmet Cemil’e takıldım. Mai geceden siyah geceye doğru sürüklenmeye başladım.

    Halit Ziya’nın deyişiyle hakikatin daima hülyanın aşağısında kaldığını bilmeyen Ahmet Cemil başına gelen türlü zorluklarla psikolojik ve maddi savaşlar içine girdiği vakitler, zihnimde dönen valsler eşliğinde anlatılan dönemin basın hayatını tanıdım önce: matbaalar, çalışan kişiler, nitelikleri, kazançları, patronların kişilikleri, Türkçenin kullanımına değin eleştiriler, haberler, aile hayatları, pek daha fazlası…

    “ Bazen birden, hiç beklenmeyen bir zamanda zihne çarpıvermiş hakikatler vardır ki senelerden beri damla damla, çeşitli zamanlarda döküle döküle birikmiş belirtilerin, küçük küçük, başlı başlarına manasız işaretlerin birden bire doğuveren neticesidir.”

    “İnsan emellerini yalanlayan şeyleri istediği şekilde yorumlamaya çalışarak kendisini daima arzuları içinde oyalamakta gecikir.”

    Kendini oyalayan ve hülyalar içinde yaşayan Ahmet Cemil’in öyküsüne dahil olduğum andan itibaren sadeleştirmenin de güzelliği ile Halit Ziya’nın eşsiz kaleminin içinde adeta sürüklendim. Öyle güzeldi ki öyle naifti ki güzelliğini anlayabilmek için mutlaka okumak gerekir. Türkçemiz şahane bir dil, yazılmış eserlerimiz şahane eserler. Bu eserlerin sadeleştirilmiş oluşu ise mucize bir çalışma örneği. Eserin güzelliği içinde dolanırken bu düşünceler de bir bir geçti kafamdan.

    Sonra Ahmet Cemil’e döndüm yeniden. Ne yapıyordu hülyalı gencimiz acaba? Bir alıntı yapayım yine o halde.

    “Heyhat! Artık elinde kırılıp parçalanmış bir hayat kalmıştı.”

    Neler olabileceğini ve tüm kötü ihtimalleri geçirdim kafamdan. Ama bu gencin başına daha fazla kötü olaylar gelsin istemiyordum. Ahmet Cemil ile derin bir bağ kurdum. Sanırım kitapları çok seviyor oluşu ve yazmaya olan tutkusu bu bağın en büyük sebebi oldu.

    Ahmet Cemil… Mai bir gece ile siyah bir gece arasında geçen nasipsiz hayatın tek sahibi.

    Okursanız aktaramadığım tüm duygularımı, belki de kat kat mislini hissedeceksiniz. Okursanız yine geçmiş İstanbul’da dolanacak, geçmişimiz hakkında, özellikle basın hakkında fikir sahibi de olacaksınız. Üstelik Ahmet Cemil arkadaşınız olacak.
  • 426 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitaptır. Lisansın ilk yılından edebiyat hocamın tavsiyesidir. Türk dili çok zengin bir bilim dilidir. Çoğu dil düşündüklerimizi karşılamaya yeterli gelemsede Türkçemiz çok zenginliklerle dolu. Fransızca Arapça Farsça etkisi ve şimdi de İngilizce etkisinde kalarak yozlaşıyor. Dilimize nasıl değer verileceğini az çok kanıtlamaya çalışmış 28 yaşında prof. Ünvanı alıp yıllarca Amerika’da eğitim vermiş bir bilim insanı fakat çoğumuz kendini bırakın düşüncesini bile duymamışızdır.
  • Türkçemiz, önüne gelenin, sırf yakıştırmayla sözcük uydurabildiği bir dil olmuştur. Türkçenin gelişimi, olağanüstü başıboş ve başıbozuk bırakılmıştır.
  • 192 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    "Yalnızlık.. Kendine pek sık bahsetmediği, gecesini ve gündüzünü mustarip kılan, zamanın bir türlü geçmeyişinin müsebbibi, hep bu yalnızlık değil miydi? Ama bütün bu müşkül taraflarıyla alıştığı, marazi bir ruhla sevdiği bu acayip bekleyişi meydana getiren de, yine yalnızlık değil miydi?

    Uygulamanın bana katttığı değerli bir yazar daha; Ayfer Tunç!

    Mağara Arkadaşları içerisinde yalnızlık, hüzün, aşk, yaşlılık, ölüm duygularını barındıran 8 öyküden oluşuyor. Öykülerin hemen hemen hepsindeki en önemli vurgu "Yalnızlık."

    Ayfer Tunç'un insan betimlemesini harika bir gözlemle yazdığı öykülerde her karakterin yaşadığı duyguları ben de okuyucu olarak içtenlikle yaşadım.

    Kitabı okumak isteyenler için öyküleri kısa bir özetlemek istedim;


    İlk öykü, kitabın adının geldiği Mağara Arkadaşları. Mutsuzluklarla dolu bir Ayyıldız Apartmanı öykümüzün geçtiği mekan, her katında ayrı bir hüzün olan apartmanın ilginç bir özelliği ise 7 rakamıyla olan bağı, kedere ve ümitsizliğe götürecek bu apartmanın öyküsünü okurken kitaba hemen alışabilirsiniz.

    İkinci öykü Ses Tutsağı, kitabın tamamen beni esir almaya başladığı bu öyküde kendini seslere adamış genç bir adamın bir gün üst katından gelen bir kadın ve oğlunun çıkardığı sesler ile olan bağı anlatılıyor.

    Üçüncü öykü Cinnet Bahçesi'ne bir cinayet anatomisi de diyebiliriz. Katil zanlısı olan Müeyyet Bey'i onu tanıyan insanlar tarafından anlatılmasından oluşuyor.

    Dördüncü öykü Gençlik Sabah Çiyidir, Kimsesiz kalmış yaşlı bir adamın ölümü beklemesini anlatan bu öykü bütün güzel ve kötü duyguları harmanlamasıyla ayrı bir güzellik oluşturuyor.
    “Ne zaman o ilahî ve sonsuz uykuya, huzur veren büyük yalnızlığa erişeceğim, ıstırap haline gelen bu hayat, beni daha ne kadar peşi sıra sürükleyerek, günden güne, seneden seneye dolaştırıp duracak? Yorgunum, çok bitkinim..”(syf:71)

    Beşinci öykü Küçük Kuyu, mutsuz ve hayattan bıkmış bir adamın bilmediği,tanımadığı bir köye gitmesi ve bir kadına aşık olmasının öyküsü.

    Altıncı Öykü Siz ve Şakalarınız, Emekli öğretmen bir kadının huzur evinde geçirdiği dönemi anlatıyor öykü. Hayatı boyunca hep kurallara uymuş karakterimiz var ama huzur evinde tanıdığı Samim Bey ile unuttuğu güzel duyguları tekrardan yaşıyor.
    "Yasakları benden iyi kim bilebilirdi ki? Yasakların çevrelediği bir hayatı yaşamadım mı? Hayatım boyunca bütün kurallara uymadım mı? Hem otuz beş sene yasakları öğrettim ben"(syf:101)

    Yedinci Öykü Alafranga İhtiyar, Genç bir makine mühendisi olan adamın hafiyeciliğe merak sardığı bir gün tesadüfen kapıcı olan yaşlı bir amcamızı konserde görmesi ve onun hayatını merakla takip edip,onun dünyasını tanımasından oluşuyor. Ayrıca öykünün dilinin eski güzel Türkçemiz'den oluşması öykü'ye ayrı bir güzellik katıyor.

    Son öykümüz Ara Renkler Grubu ise içerisinde birbirinden bağımsız 3 ayrı öyküden oluşuyor. İsyancı bir pansiyoncu kadın, Çok konuşan bir yol arkadaşı ve Sevgilisinin ölümünün ardından yaşadığı çöküşü anlatan bir adam.

    Mağara Arkadaşlarını tüm kitapseverlere tavsiye ederim, umarım en kısa sürede okumanız dileğiyle..
    Keyifli okumalar...