• "Sırattan incedir sevda köprüsü
    Beraber geçelim tut ellerimden"
  • Önce ellerimden tut ,sonra yüreğime sarıl..
    Kokun bize yol gösterecek!!!
  • Ben sana...
    Gökyüzünü boyayalım,
    Suyun akışını değiştirelim,
    Üşümeyelim,
    Kavga etmeyelim
    Ya da her şey
    Çok güzel olsun demiyorum.
    Ne varsa tekrar yaşanacak,
    Yahut yaşanmamış
    Lanet olası ellerimden tut...
    Seninle olsun....

    Halis Karabenli
  • "Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet ;
    Beraber kaçalım tut ellerimden"
  • Düşün, düşün ki anne ben daha çok küçüğüm,
    Ilık ellerimden tut, beraber götür beni,
    Oyuncakçıda büyük mavi bir gemi gördüm;
    İşlenmiş, dalgaların köpüğüyle yelkeni.
  • Mâverâ

    Görünmeyen bir âlem, göz değmemiş mâverâ,
    Sayısız can verilmiş, giz vermemiş mâverâ.

    Ölüm her ân peşimde, ölüm kanayan yara,
    Ölüm sana varmaksa, azsın yaram mâverâ.

    Neyin, neyin ardına takılsam peşisıra,
    Alıp götürse beni, tül ardına mâverâ.

    Bir ses: "Onu kendinde, ancak kendinde ara"
    Yoksa içimde misin, söyle, söyle mâverâ.

    Dayansam yıldız yıldız, simsiyah kapılara,
    Bilmem ki orda mısın, arkasında mâverâ.

    Yol ver madde, yol ver ses, bir yol zulmetten nura,
    Maddesiz ve sessizce, bir yol alsam mâverâ.

    Yırtsam bir kağıt gibi, şu göğü ki; kapkara,
    Bulur muyum acaba, orda seni mâverâ.



    Gitgide bir yakınlık, bende böyle bir his var,
    Yalnızca bir adımlık gibi bir his mâverâ.

    Bir duvar aramızda, görünmeyen bir duvar,
    Bir vuruşla duvarı yıkanlar var mâverâ.

    Nurdan yapılmış kapı, elimde bir anahtar,
    Dün gece ben böyle bir rüya gördüm mâverâ.

    Mesafeler yok gibi, kimine mesafe ar,
    Bir nefeste gidipte, dönenler var mâverâ.

    Gagalarında taşlar ve kaybolmakta kuşlar,
    Sanki yolculuk sana, sana doğru mâverâ.

    Ne yakınsın!... Ne uzak!... Ne muamma bir diyar,
    Uçmadan sokağında gezenler var mâverâ.

    Her gün daha yakından, işittiğim adımlar,
    Sen çok yakınlardasın, diyor gibi mâverâ.




    Yabancısı olduğum, yaban, yabancı şehir,
    Tut ellerimden benim, çek kendine mâverâ.

    Ruhum, zavallı ruhum, görüntülerde esir,
    Gözlerden uzaklara, çağır beni mâverâ.

    Doyum yok ve herkes aç, yemek pis ve su zehir,
    Olsun da bir ân olsun, doyursan ya mâverâ.

    Akıl kendine tuzak, şaşkın mı şaşkın fikir,
    Ben ikisinden uzak, yaklaş bana mâverâ.

    Sende o aradığım, bulunmayan o iksir,
    Yalnızca bir yudumcuk, verir misin mâverâ.

    Sana koşmak dururken, bu garip halde nedir?
    Kır, parçala zinciri, kurtar beni mâverâ.

    Er-geç ama mutlaka, buluşmamız bir emir,
    Belki zamanız bir ân geleceğim mâverâ.




    Nakış nakış işlenmiş, takınsam bir çift kanat,
    Kanatlansam semtine, öyle uçsam mâverâ.

    Ne imiş gerçek sanat, sanattan öte sanat,
    Konaklasam bir yerde, biraz görsem mâverâ.

    Var mı diye sorana, gerçekten gerçek hayat,
    Şu kapını açsan da, bir göstersem mâverâ.

    Karanlığı bilene, bilmem ne diye ispat,
    O kalsın, ben geleyim, yalnızca ben mâverâ.

    Seninle mânâ gerçek, sensiz mânâsız lûgat,
    Sende sırrın sırrına, ulaşılır mâverâ.

    Her şey hayâl burada, o civarda hakîkat,
    Gir hadi düşlerime, al yanına mâverâ.

    Sende ebedî rahat, sende hakîki azat,
    Ruhum necat istiyor, acı bana mâverâ.




    Ötelerin ötesi, bendeki büyük sancı,
    Kıvranıp durmaktayım, buralarda mâverâ.

    Gördüğüm her ne varsa, gerçek bana yabancı,
    Tanıdığım bir şeyler, sensiz uzak mâverâ.

    Gerçek derdim; sonsuzluk ve sendedir ilacı,
    Ebedîlik tâcını, uzat bana mâverâ.

    “Ne ararsan burada!...” diyen adam yalancı,
    Her yerde aradığım, bir tek sensin mâverâ.

    Bu han daima sarhoş, ayık bulunmaz hancı,
    Bambaşka bir sarhoşluk, benim arzum mâverâ.

    Hangi âlemdeyim ben ve bu boyut kaçıncı,
    Bu hile, bu bir hile, boz oyunu mâverâ.

    Senin olmadan ölmek: “Hayır, hayır!... Ne acı!”
    Ölmeden öldür beni, kurtar kurtar mâverâ.




    Âlem-i Halk; halka köşk, aslıma ise kafes,
    Nurdan ele tutunup, kaçıversem mâverâ.

    Sanki ölü misali, bu yaşamak ne abes,
    Bir düş değil yaşamak, ölümsüzce mâverâ.

    Küs diyor kalbim küs ve artık irtibatı kes,
    Madde kumdan bir kale, yıkılmalı mâverâ.

    Ve es diyor ruhum es, görünmeyen yöne es,
    Akıl ötesi hızla, esmek gerek mâverâ.

    Tadılacak bir şey yok, tattığım herşey heves,
    Bir zevk var ki ötede, gelip geçmez mâverâ.

    Üfürünce ruhuma, seni bildik bir nefes,
    O nefeste kokunu, alıyorum mâverâ.

    Kapayınca gözümü, yankılanmakta bir ses:
    Sesten öte bir sesi, işit diyor mâverâ.



    Düşsün perdeler gözden ve çekilsin aradan,
    Ki; gerçekler dökülsün, ruhtan kaba mâverâ.

    Tutulsun konuşan dil, donsun akan şu zaman,
    Ândan da berî bir lâl, zuhur etsin mâverâ.

    Senlik, benlik son bulsun, bir o kalsın; Yaradan,
    Herşeyi bir gören göz, görsün, kansın mâverâ.

    Katılsınlar cümbüşe, kim ki; varını satan,
    Seni öyle rahatta, nerde bulan mâverâ.

    Anka kuşu uçuyor, işte gidiyor kervan,
    Hemen bir kanadına, tutunulsun mâverâ.

    "Bırak eti, kemiği, bezmi hatırla insan!"
    Ruh âfakında sâdâ, gece-gündüz mâverâ.

    Bir el!... Bir çağrı!.. Ve ses!... Ses ki; tâ maverâdan,
    "Uyan" diyor uykundan, "uyan ve gel" maverâ.

    "Uyan" diyor uykundan, "uyan ve gel" maverâ.


    Ankara, Ekim 2008