Psikologlara göre hayatta öyle anlar vardır ki günah, ya da toplumun günah diye adlandırdığı şeyi işleme arzusu insanın benliğini öylesine ele geçirir ki bedenin her bir zerresi, beynin her bir hücresi korkunç dürtülerle harekete geçer. Kadınlar ve erkekler böyle anlarda özgür iradelerini yitirir. Kendilerini bekleyen korkunç sona doğru otomatlar gibi ilerlerler. Özgür iradeleri ellerinden alınmış, vicdanları ölmüştür; bir ihtimal yaşıyorsa da başkaldırıya, itaatsizliği cazibe katmak içindir. Çünkü tüm günahlar, din bilimcilerin bakıp usanmadan söyledikleri gibi, itaat etmemekten kaynaklanır. Günahın sabah yıldızı olan yüce ruh, cennetten kovulduysa isyan ettiği içindir.
İnsanın kendi kendini suçlamasının keyif veren bir yanı vardır. Kendi kendimizi suçladığımız zaman başka birinin bizi suçlamaya hakkı kalmadığını düşünürüz.
İnsan, bir keder ve mutluluk kazanını andıran şu dünyayı incelerken yüzüne cam bir maske takamıyor, sülfür buharının beynini yakmasına, hayalgücünün tuhaf ve korkunç rüyaları etmesini engel olamıyordu. Öyle sinsi zehirler vardı ki insanın etkilerini öğrenebilmesi için onları tadıp zehirlenmiş olması gerekiyordu. Öyle hastalıklar vardı ki insanın tam olarak ne olduklarını anlaması için hastalanması gerekiyordu. Yine de tüm bu araştırmalar insana büyük bir mükâfat veriyor, dünya araştıranın gözünde harika bir yere dönüşüyordu.