Telefonumdaki soğukluk içime akıyor. İlk defa kendimi bu kadar renksiz, güçsüz hissediyorum. Beni sarsan yarını ertelemesi değil mesajın mesafeli, uzak tonu. Herhangi birine yazılmış gibi. Hiçbir özlem, tutku ibaresi yok.
Ben numarayı bulmaya uğraşırken o da elimden telefonu almaya çalışıyor. Aynı oyuncak için kavga eden iki küçük çocuk gibiyiz. Sonra her şey çok çabuk oluyor. Elimden güçlü bir şekilde telefonu çekince dengemi kaybediyorum. Öne doğru havalanıyorum. Göz göze geliyoruz. Elini uzatsa yakalayacak beni. Ama uzatmıyor. Ben merdivenden aşağı yuvarlanırken kenara çekiliyor. Düşmeme izin veriyor.
Bir çok zamanda yolculuk kitabı okumama rağmen böyle özgün bir hikaye ile karşılaşmamıştım. Gerilimi ve gizemi de hem olay kurgusu hem de kelime/isim oyunları ile başarılı bir şekilde sonuna kadar devam ettiriyor.