"Burasını neden böyle seviyorum?" diye merak etti. "Burada insan denilen yaratık, kendini gerçekten olduğundan başka türlü göstermeye vakit bulamadığı için mi acaba?"
Babaannem bu akşam, masanın diğer ucunda otururken yemeğe uzandı. Ona aldığım anneler günü hediyesinden bahsetmeye başladı, yine.
O zamanlar beş altı yaşlarındaydım. Sepetin içinde kırmızı güllerden oluşan bir mum aldım. Sonraları, o mumu eve götürmek istediğimde, babaannem bana vermedi. Sen bozarsın ama ben saklarım dedi.
O günlerin üzerinden neredeyse yirmi sene geçti. Babaannem her iki haftada bir, mumu yıkayıp yerine özenle yerleştirdi. Gelen misafirlerine anlattı, diğer torunlarına gösterdi.
Bugün bile, mum aynı yerinde.
Yüksek Lisans derslerinden sıyrılıp kendimi eve kapattım. Bir boşluk yarattım ve bütün gün okudum yazdım. Önümüzdeki üç günü de aynı şekilde geçirmeyi planlıyorum. Bu aralar üzerine çalıştığım bir öyküm var. Ve benden mutlusu yok.
Adımın Hiç Verilmemiş Olmasını Dilerim Okurlarım Fazilet'i çok sevdiğini söylüyor. Onun yıllarca benimle yaşadığını, defalarca yazıldığını, kitap basıma gidene kadar düzenlendiğini bilmiyorlar.
Fazilet, benim ruhumda taşıdığım bir ruh.