tabula rasa, Raşömon ve Diğer Öyküler'i inceledi.
19 Eyl 22:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"... hakikati söylemek, en uç biçi­miyle, yaşam ve ölüm “ oyunu” nun bir parçası sayılır."

Bu eser icin inceleme yazmak istemiyorum aslında ama Raskolnikov'un mekanik bir elle olay mekanına çekilmesi gibi dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum. Çığlıklar evreni, böyle söylersem sopayla kovalanırım buna eminim :) dün bu kitabı bitirip kafamda okumaya başlamıştım. Bir müddet usul usul işlesin çarklar dedim lakin pek mümkün olmadı. Birkaç gün öncesinde neden bu kadar acımasız, bungun, zalim olduğumuzu düşünüp haklı sebeplerle kendimi bir güzel kandırmıştım."Dünya kirletilmişse,
Üstünüze sıçramış
Bir şey vardır mutlaka.", demişti şair. Benimki veya sizinki diye ayırma gereği duymuyorum üstelik, bu kadar da pişkinim. edersem, neden zalimiz, neden etrafımızı dört bir yandan saran ölümden farkımız yok? Bitik adam' da geçiyordu galiba, yeni tanıştığımız insanlara kötü özelliklerimizi anlatmalıyız diyordu. Yarattıklarımızın yanında yıktıklarımızı da kabul etmediğimiz güne kadar kötücül kalacağız. Kendimize olan nefretimizi başka bağırsaklarda taşındığına inandıkça. Bir yaşam sinekçiği gevezeliğine devam ederken nerdeyse geberip gitmeme sebep olacak bir kaza ürkütmedi beni, hatta manyakça düşüncelerimin doğrulandığına kanıksamış bir ifadeyle yolu izledim. Elbette yalan söylüyordum, kim bilir kaçıncı kez.
"Hayatının tehlikeye atıldığı bir parrhesia oyununu kabul ettiğin zaman, kendi kendinle özgül bir ilişkiye girmiş olursun: Hakikatin söylenmemiş halde kaldığı bir hayatın güvencesi altında kalmaktan-sa, hakikâti söylemek uğruna ölümü göze almış olursun. Tabii ki ölüm tehdidi Öteki’nden gelir; dolayısıyla da Öteki ile belli bir iliş­kinin kurulmuş olması gerekir. Ancak parrhesiastes öncelikle kendi­siyle özgül bir ilişki kurmayı seçmiştir: Kendisine karşı sahtekârlık yapan bir canlı varlık değil, bir hakikat anlatıcısı olmayı kendisi için daha uygun görmüştür."

Evet, bir hikaye katletici olarak işte; dedim ürkütücü olan bu, binlerce kez olanın bir kez daha olması. Blanqui el sallıyor yıldızlardan:"Şu anda Fort du Taureau’nun bir hücresinde yazmakta olduğumu, bir kez yazdığım gibi sonsuzluğa değin yazacağım: elimde kalem, bir masa başında ve şu andakilere tıpatıp benzeyen koşullar altında. Bu, herkes için böyledir... Öteki ben’lerimizin sayısı, zaman ve uzam içersinde sonsuzdur... Bu öteki ben’ler kanlı canlıdırlar, başka deyişle pantolonları ve paltoları, ceketleri ve boyun bağları vardır. Bunlar birer hayalet değil, ama sonrasız kılınmış gerçekleme diye adlandırdığımız, her toprakta hapsolmuş konumdadır ve her ölenle yok olup gider. Dünyanın her yerinde sürekli olarak aynı dram, aynı dar sahne üstünde aynı dekorlar, kendi büyüklüğünün sarhoşluğu içersinde başı dönmüş, köpürüp duran bir insanlık..." Soğuk bir katilin adım adım takibindeki kurbanı sadece kendimiz sanmamız. Cehennem tablosundan fırlamış arabalardan biri yalnızca bizi kavurup, kül edecek sanıyoruz, ıztırabımız bu. Sözün aşamadığımız kıyısı. Sözü sana, bana katıp edip imgeyi bin parçaya bölerken tutunduğumuz şey bu.
Evet, kestik. Sıcak bir yaz günü, mutfakta elimde bıçakla es kaza kendimi deşiyordum, küçük bir sıyrıkla atlattığım bu durum tersine dönse dışardan nasıl görünürdü acaba diyerek üçüncü gözle hikayemi bıçağa anlattırmıştım. Bu defa elinde bıçakla gezinen ben değilim yazar, tuhaf tesadüf oldu.
Çalılıklar arasında öyküsünde, herkes kendi seçenekleri arasında en uygun olanı arar, yangının ulaşamayacağı en uzak noktaya mevzilenir ama öykü karakterlerinin de bizim de unuttuğumuz belki de unutmaya çabaladığımız bir şey var. Söz bir alevdir, ve tutuşturduğu her kıvılcımda dilimizin ucunda çiçeklenenleri alır götürür. Dilin ucunda palazlanan kuşlar habercisidir azabın. Konuşmak, anlatmak suskunluğunu doğurmaktır biraz, kendinden bir parça kesmek. Ormanda yaşanan kılıçlar savaşıdır, dillerinden akan kanlarla gerçeği katleder her hikaye anlatıcı, benim şu anda yaptığım gibi. Ama burada gerçeği olduğu gibi aktaran tek karakter yazar, evet o da bir karaktere dönüştü artık. Hikayeyi o yazdığı için değil, gerçeği bildiği için hiç değil. Sözü dilin ucuna gelmeden ruhunda gizlediği için. Bunu yapmasa gecenin bir yarısı dehşet içinde sonsuzluğa futursuzca attığı ağa dolaşmış bulamazdım kendimi. gene kendimi yalanlamış ve söylediklerimin çoğunu inkar etmiş olacağım ama bunda benim bir suçum yok. Yazar, o biliyor her şeyi. Ona sorun. Yüzyıllık uykusundan uyanıp sizi bulur, inanın bin yıl geçse de bulur. Tüm öyküler hareket ediyor, onları yaşamın içinde aramanıza gerek yok dikkatlice seyredin, karşınızdalar.
Unutma konusuna gelince, unutmadan yaşamak mümkün mü , gerçekten bunu başarabilir miyim, hiç bilmiyorum. Öteki ve ben hakikati biliyor ve unutmayı seçiyoruz.

Esra Çabukol, Frida Kahlo'yu inceledi.
11 Eyl 17:10 · Kitabı okudu · 27 günde · 8/10 puan

Büyük bir hayranlığım yoktu, az çok bildiğim bir insanı daha yakından tanıma merakımdan okuduğum bir kitap oldu. Çok yönlü kitapları insanları hayatları sevenler, 304 sayfaya sıgdıralamayacak bir hayat hikayesi, tanışmaya değer sonunda Fridanın eserlerinede yer verilmiş. İçinden alınacak çok şey var.

'' Aşk, çocuk. Bilim. Yaşarken karşı koyma istemi, sağlıklı neşe. Sonsuz minnettarlık. Ellerdeki gözler ve bakışlardaki dokunma. Meyvenin temizliği ve yumuşaklığı. İnsan yapısının temeli olan koca omurga kemiği. Göreceğiz, öğreneceğiz. Hep yeni bir şeyler vardır....''

Der Tod, das ist kühle Nacht / Ölüm serin bir gecedir..

''Und wenn der Mensch in seiner Qual verstummt,
Gab mir ein Gott, zu sagen, we ich leide.''

Evrenin bir ucunda bir zamanda yaşamış, her işte bir hayır vardırımızdan bugünlere uzanabilecek bir hikaye hayat yaşamış Frida Kahlo... Hayatı görüşü karakteri tutkuları kime uzak kime yakın geçtim geçerim ama AŞK ve ayrılmazı ACI...anlatmış, sonlandıransa ölüm,ki zaten ancak ölüm, gerçekse.

Weh sprich vergeh.. Acılar geçicidir
Aşk dışında herşey ölüm dışında, aşk ancak ölümle.

Doch alle Lust will Ewigkeit
Will tiefe,tiefe Ewigkeit.

...

BİR GECE YARISI
Ben bile bilmezken derdimi nasıl anlatabilirim ki? Yolun sonuna bakarken sızlayan yüreğimi saracak bir gazete bile bulamamak kaderim miydi yoksa benim beceriksizliğim mi onu anlamaya çalışıyordum. Başım önümde ellerim cebimde yürüyorum arkama bakmadan. Sahi kimindi bu dize. Bir hayal görüyorum gözlerimin karanlığa saplanan son noktasında. Soğuk ciğerlerimi sökmeye çalışıyor sanki. Aldığım nefes buz olarak giriyor, çıkan kristalleşip yere düşüyor. Ya da hissedemediği soğuğun etkisinden bana öyle geliyor.
Başımı kaldırıp bakıyorum karanlığın son noktasına. Ne gözlerine mil çekilmiş bir ama gibi bakan evler var, ne gökyüzünü kapatan kül rengi bulutlar. Pırıl pırıl yıldızlı bir gece ve onun da tam yarısı. Sessizce gün değişmek üzere tarihler bir sayı ileri gidecek. Herkes yeni bir gün diye ömür sayacaktı.
Bir türlü aklıma sığdıramamıştım bu zaman denen kavramı. Kimi güneş takvimi kullanıyordu kimi ay takvimi. Hayvan takvimi ya da dünyanı n her yerinde farklı farklı ölçümler. Peki, doğrusu hangisiydi? Veya zaman neydi? Sonuçta ömrümüzü onunla ölçüyorduk. Ay takvimine göre 90 yıl yaşayan biri güneş takviminde 87 yıl oluyor. Diğerlerinde durum ne bilmiyorum ama eminim farklı rakamlara ulaşacağız.
Bir de şunu düşünmek lazım ölümden sonra ne fark eder hangi takvimde kaç yıl yaşadığı? Buna dayanarak 20 yaşında ölen biri ile 100 yaşında ölen birinin farkı var mıdır? Allah kahretsin yine beyin gitti. Bırak oğlum felsefeyi kendine bak sen. Bir bak haline soğuğuyla nam yağmış coğrafyanın ıssız bozkırında bir yol kenarında yürüyorsun. Hatta yürümeye çalışıyorsun.
Sahi ne işim var benim burada? Ya da ne yapıyorum şu anda? Arkamdan gelen sese döndüm. Bir heyecandı bir aracın geliyor olması. Ama hafi rüzgar tümseklerden aldığı ince ince karları çukurlara doldurmakla meşguldü. Açık havada rüzgârın uğuldaması da bir garip yani. Sağıma soluma dönünce de karanlığın son noktasından başka bir şey göremiyordum. Tekrar başımı öne eğip yürümeye devam ettim. Kaldırımsız şose yolun devam düşüncelerimdi sanki. İnleyen düşünceler. Gülümsedim.
Bir yüz beliriyor aklımda iri gözlü asık yüzlü bir kadın. Belki de o gülümsüyordu da ben öyle algılamıştım. Sonra kulağımda bağırtılar duydum kadın bağırıyordu. Öfkeliydi, hem de bana bağırıyordu. Hakaretler. Kimdi bu annem miydi? Karım mı? Ya da benim üzerimde hak iddia eden başka biri mi? benimse aklımda onun boğazını bir bıçakla kestiğim an gözlerimin önündeydi. Ya da kendimi o seyrederken ödül verircesine bir ipin ucunda sallandırmak. Belki de böyle bir ölüm benim ödülüm olacaktı.
Sahi ben niye yaşıyordum. Zamanın ne olduğunu bilmeyen biriysem, biri kadından bile işittiğim hakaretlere cevap veremiyorsam ne gereğim vardı hayat denen rüyanın ortasında. Hatta buranın neresi olduğunu bile bilmiyordum. Hani öfkelendiğimde saatlerce yürüdüğümü bilirdim de bilmediğim yerlere hiç gidememiştim.
Kahretsin ben buraya yaya gelmemiştim. Arabam altı kilometre kadar geride kalmıştı. Tepeden yolun sağındaki köye doğru yürüyordum. Bu ocak gecesinin ayazını arabada geçiremeyeceğimi bildiğimden başımı sokacak bir dam bulmak için. Başımdaki sis dağılıncaya kadar sürecektim ama araba artık arızalandı mı yakıtı mı bitti bilmiyorum yarı yolda bırakmış ve çalıştırmaya uğraşınca aküyü de bitirmiştim. Son hatırladığım öfkeyle çarptığım evimin kapısıydı. Başımdaki sis dağılmaya başlamıştı. Şimdi gerçek bir ölümle başbaşaydım. Soğuk sadece hakaret etmiyor ciğerimi de sökmeye çalışıyordu. O kadınla mücadele etmek soğukla mücadele etmekten daha zordu.
Sahi ben niye yaşıyordum?
29-08-2017
Uğur UKUT

Muhayyelll, Beyaz'ı inceledi.
28 Ağu 16:20 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

"ÇEMBERİN EN SEVGİ DOLU HALKASI"

Beyaz ölüme direnen aşkın rengidir.

Gelecekte artık Thomas ve ekibi albino ismiyle anılan insanlardır ve çember isimli bir gruba aittirler. Ne yazık ki Güruh tehlikesi hala enselerindedir. Güruh'un güçlü lideri, Thomas'ı öldürmek istiyor ve bu uğurda her şeyi göze alıyordu. Thomas içinse artık canından daha değerli bir mesele vardır.

Geçmişte ise virüs artık belirtilerini göstermeye başlamıştır. Tüm dünyada isyanlar patlak vermiş, ortalığa kaos hakim olmuştu. Virüs bulma umudu git gide tükenirken, tüm gözler bir adamın uzerindedir. Ve o adam bu virüse tek çaredir.

İki dünyanın kaderi tek bir adamın elinde. Ve bu adam yasak bir aşkın mağduru. Bir dünyayı kurtarayım derken diğerini kaybetmek üzere. Artık hataların ucunda ölüm var.

Ted Dekker aşkı çok güzel işlemiş. Sevmeyi çok güzel anlatmış. Serinin bu kitabına hakim olan ana tema kesinlikle sevgi.

Keyifli Okumalar..
Ben yolculuğa yeşil ile devam ediyorum..

nihayet, bir alıntı ekledi.
27 Ağu 09:52

Derdi olana yolun meşakkati, yılların gövdede açtığı yaralar, saatlerin birbirini kovalayan telaşı sorulmazdı...

Ucunda Ölüm Var, Kemal VarolUcunda Ölüm Var, Kemal Varol
Serhad salan, bir alıntı ekledi.
20 Ağu 17:22

Eşini kaybetmiş bir kumru gibi kapkara bıraktın beni hayatta.
Hangi hikâyeye saklandın da bu kadar üzgün dünya?

Ucunda Ölüm Var, Kemal VarolUcunda Ölüm Var, Kemal Varol
Serhad salan, bir alıntı ekledi.
20 Ağu 17:21

Büzüşüp kaldığım gecelerde yıllar öncesine gidip birkaç anı getirdim geriye. Uyku tutmayan yastığa serptim o anıları. Uyur, bir rüyada bile olsa yüzüne rastlarım diye umdum. Bilmedim, meğer beni bir feryada yazmışlar!

Ucunda Ölüm Var, Kemal VarolUcunda Ölüm Var, Kemal Varol
Serhad salan, bir alıntı ekledi.
20 Ağu 17:19

"Unut, demişlerdi bana. Gelmeyecek bir daha. Boşuna bekliyorsun buralarda. Aldı hevesini gitti, demişlerdi. Okuma yazma bilmedim hiç. Harflerin kağıda düşenine değil yüreğe inenine inandım hep. “Adında 'E' harfi olanlar kötü olamaz,” demiştim o vakitler. Fakat onlar haklı çıktı. Sırtımı o narin ''E'' harfi gibi kamburlaştırıp gitti zaman. Küçük bir harfin içine sığınıp canım pahasına yolunu bekledim! Gelmedin. Çıkıp şehir şehir gezdim senden sonra. Hatırlamaya cesaret edemediğim yüzünü kime sorduysam tanımadı"

Ucunda Ölüm Var, Kemal VarolUcunda Ölüm Var, Kemal Varol
Serhad salan, bir alıntı ekledi.
20 Ağu 17:18

"Aşk biter ama hikâyesi kalır geriye. Aşkın hikâyesiyse kendisinden daha güzeldi. Kendimi bir hikâyenin ağırlığıyla yollara vurdum. Başkalarına yaktığım ağıtlara sakladım içimi."

Ucunda Ölüm Var, Kemal VarolUcunda Ölüm Var, Kemal Varol