Murat Ç, Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens'i inceledi.
 22 Nis 21:51 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 9/10 puan

İnsanlık tarihine, insanlığa ve insana dair…

"İnsanlar özgür doğdular ama her yerde zincirler içine alındılar."
~Jean Jacques Rousseau

İlk insandan günümüze kadar birçok şey değişti. En basiti insan değişti… Yaşamak için avlanan insandan, keyfi için avlanan insana güncelleme yapıldı. Bunu tek başına, insan yaptı.. Şempanze yapacak değildi ya. Ya da bu güncellemeyi Microsoft’un sahibi Bill Gates vermedi….. Bizzat insan yazıp, güncellemeyi yayınladı ve her insan kendi güncellemesini indirdi…daha sonra kullanmaya başladı...

Kitaba dönecek olursak; ilk olarak kalıplaşmış zihinlerin, o kalıplardan uzaklaşıp okuması gereken bir kitap. Kafanızda belirli bir yapı taşı var ise uzak durun. Sizin kalıplaşmış ilkelerinize ters gelecektir. O yüzden her şeyden arınmış, nü bir yek beyinle okumaya başlayın.. Okumaya başlamaya karar mı verdiniz.. Gelin o halde başımızdan neler geçmiş, başınızdan neler geçecek bir ufak tur atalım.. Spoiler içermez ama insan vahşeti içereceği kesindir… İnsanlık namına yapabileceğim en iyi eleştirilerin olacağı inceleme olacaktır. Haydi başlayalım…!

Öncelikle bu kitap ile ilgili altmış iki alıntı paylaştığımı söyleyeyim. Sonra baktım bu işin sonu yok azalttım, sonrada bıraktım. Kitabı yazdığımı düşündüm çünkü. Altı çizilecek o kadar nokta var ki, hepsi tek bir kitapta toplanmış gibiydi. Bazı alıntıları şu an yeniden paylaşıyorum, inceleme öncesine hazırlık olması açısından. Kitabı okuyalı üç ay oldu sanırım. İncelemeyi yazarken Burzum’dan güzel bir liste yaptım..

Hayvanlardan Tanrılara: İNSAN! İnsan aslına bakarsanız dünyanın Tanrısı gibidir. Hatta ve hatta kendini İnsan Tanrı ilan etmiştir. Bir düşünün etrafınızda olanları, devletlerin kararlarını, toplumsal olayları.. Bunların hiçbirini doğa tek başına yapıyor mu? Aynı görüşte birleşen insanların, diğer görüşlere saygısı kalıyor mu? Her şeyi en ucunda yaşamaya çalışıyoruz. Sınırları zorladığımız şey İNSAN olmak için değil ne yazık ki, insanlıktan çıkmak için.

Voltaire, "Tanrı yoktur ama bunu sakın hizmetkârıma söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür," demiştir. Biz şuan bunu tartışacak değiliz. Sadece konunun ironisine dikkat kesilmeniz için paylaştım. İnsanlar görmedikleri ya da maddesel olarak dokunmadıkları hayali şeylere bir yere kadar inanır. Ondan sonrası sadece kandırmak için kullandıkları kelimelerden ibarettir. İşte bu yüzden diyoruz ki; İnsanlar, kendi Tanrısal Dünyasını yaratmıştır. Bu Dünya’nın tek hakimi de onlardır. Dolar uğruna ağaç kesilecekse kesilir, dolar uğruna bir fil katledilip dişi birkaç züppenin boynuna kolye olacaksa olur, bir kadın eğlence uğruna satılabilir, bir çocuk açlığa terkedilip ölüme mahkum edilebilir. Bunlar en doğal eylemlerdir. Okuyunca garip, işleyiş olarak normaldir.

İlk insana dönelim? Teknoloji’nin olmadığı, dilin olmadığı insana… Doğa ile baş başa kalmış insan… Ne yapardı bu insan? Homo Erectus’tan………Homo Sapiens’e, yani bize.. Biz şuan Dünyada tek canlı insan türüyüz . Ne oldu geçmişimize. Neden o eski insanlardan bir canlı örnek yok … Cevabı basit aslında, her bir yeni insan türü, bir diğerini yok etti.. Beyaz’ın Siyah’ı yok etmeye çalıştığı gibi… Günümüzü düşünün şimdi, Beyaz insan ile Siyah insan arasında hala ayrım var. 22. değil 33. Yüzyılda da olsak bunun değişeceği imkansıza yakın bir şey. Beyaz insan, siyah insanı hakir görerek; onun üzerinde güce sahip olduğunu iddia etmektedir. Yani Beyaz insan üstün ırk, siyah insan ise işe yaramaz, çürük ırk olarak görülmektedir. Ve bunu yapanların çoğu, Tanrıya inanan insanlardır. Eee hani onu da Tanrı yaratmadı mı? Kendilerince saçma sapan cevaplar buldukları bir çok teoriyle gelirler. Evet ne demiştik, neden tek insan türüyüz.. Çünkü yok etmek bizim doğamızda var. İnsanın doğasında olan en nadide parça yok etme ve sahip olma dürtüsüdür. Kitabın içeriğinde karşınıza çıkacak olan durumlardan biri de Kadın, Erkek ve aile ile ilgilidir. Eski insanlar da ve belki de şuan yerli kabilelerin bir çoğunda evlilik vb. bir şey yoktur. İsteyen istediği ile birlikte olur, doğa çocuklar zaten kabilenin çocuğudur. Bir ayrım olmaz. Böyle bir ayrım olmayacağı içinde kıskançlık yoktur. Bu satırı okuduğunuzda bu ne saçma şey dediğinizi duyuyorum ama bunu şuan ki yüzyılda söylüyorsunuz. Binlerce yıl geriye gittiğinizde bu durum fazlasıyla normaldi. İlk insan ve ondan sonra gelen insan türleri her birini yok ederek yoluna devam etti. Bir çok toplu mezar bulunmasına karşında, bunların bilerek ve istenerek bir başka insan türünün sonunu hazırlayan katliamlar mı, yoksa doğal bir ölüm mü olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Bugün yapılan keşifler çok olmamakla beraber, bulunanlardan da çok fazla şey elde edilememektedir. Tek bildiğimiz, dünün ilkel insanı, bugünün teknolojik ve bilgili insanından farklı değildir. Bilgisel beyinlerin yaptığı katliamları unutacak kadar saf değilizdir. Şimdi ilk insandan çıkıp, yüzyıllarımızın insanına bir bakalım..

Avrupa diyelim.. İlk olarak İngiltere’yi konuya bahis edelim. Talleyrand Prensi şöyle demiştir; "Süngüyle pek çok şeyi yapabilirsiniz, ama üstüne oturmak pek rahat değildir." Bazen yüzlerce askerin yapamadığını, tek bir rahip üstelik çok daha ucuz ve etkili bir şekilde yapabilir. Dünya sömürge ile haritalanmıştır. Ne demiştik, insanlar yok ederek hakim olmayı sever. Bir yere hakim olmak istiyor ise, derhal oranın yerli halkını katliam yolu ile yok eder ya da kendine köle yapar ya da kanının son damlasına kadar kurutur. Bakınız; İngiltere.. Fransa, İspanya…

Coğrafi keşifler başladıktan sonra, her bir ülke kendince bir yerleri keşfetmeye, keşfederken de sömürmeye ant içmiş bir TERMİNATÖR gibi her adım attığı yeri kuruttu. Yerli halkı katletti, onların ritüellerine, inançlarına ve topraklarına saygı göstermedi. Coğrafi keşiflerin hiçbirisi Tarih derslerinde anlatıldığı gibi masum değildir. Zaten birçoğunun da gerçek olmadığı daha sonra anlaşılacaktır. Keşiflerin her birinde kan vardır. İnsan kanıdır. Doğa’nın kanıdır. İnsan adım attığı her yeri katletmiştir. 1450’lerden sonra artık dünya sömürmek için keşfetmeye hazırdır…!! Savulun İnsan ırkı, Avrupalı ırklarınız gelip sizi katletmeye, çocuğunuzu öldürmeye, soyunuzu kurutmaya geliyor…! O eski kabilelerden, yerli halktan bir şey kalmadı… Belki kalsaydı, bizden önceki insan türüne dair daha somut deliller elde edilebilirdi.
"Bir imparatorluk kurmak ve sürdürmek genellikle büyük nüfusların katledilmesini ve geriye kalanların da zalimce bastırılmasını gerektirir."
İnsan ırkı vardı, yavaş yavaş gelişti… Her yeni ırk, bir önceki ırk ile karşılaştı ve onu yok etti.. Bu yok edilişe doğada ayak uydurur. Birbirinden habersiz birçok insan türü aynı anda yaşamış bile olabilir. Bunu tam olarak bilemiyoruz. Ama ayrı ırkların birlikte olması, günümüzün siyahı ile beyazının birlikte olması gibidir. Hala kabul görmemektedir ve daha 40-50 yıl önceye kadar, idama giden kararlar alınmıştır.

Son insan türüne gelelim.. Yani bize.. neler yaptık, neler yapıyoruz??

"16. Yüzyıldan 19.Yüzyıla, 10 milyon Afrikalı köle Amerika'ya getirildi ve bunların yüzde 70'i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Çalışma koşulları felaketti. Çoğu kısa ve sefil bir yaşam sürüyordu(...) Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin, tabii bu arada da şeker baronları da muazzam karlar elde edebilsin diye yaşanıyordu."
"Avrupayı kasıp kavuran Sanayi Devrimi, bankerleri ve sermayedarları zenginleştirdi ama milyonlarca işçiyi sefalet içinde fakirliğe mahkum etti."

Sanayi Devrimi….!
Sanayi Devrimi ile Sapiensler yani bizler tamamen değiştik. Öyle bir değiştik ki, hala toparlanamadık ve bununla birlikte Dünyanın sonunu getirmek için en hızlı şekilde çalışıyoruz. Birilerinin zengin, birilerinin fakir olduğu net bir düzende yaşıyoruz. Bunu kabul ettiğimiz için de olan şeylere çok tepki göstermiyoruz artık. İnsanların katledilmeleri, yüzyıllar önce duyulması çok zor bir haberken, şimdi olduğu anda bile haberimiz olmaktadır. Yalnız değişen bir fark var; hissiz bir insan türü vardır artık. İnsanlar ölümlere bile çok tepki vermiyor artık. Uysal bir hayvan gibi itaat ediyor ve sesini çok nadir çıkarıyor. Zaten sesini çıkaran grup istediğini alıyor ise; derhal o zulmetmeye başlıyor. Bu da tekerrürün bir tarihi oluyor. Yani hiçbir şey değişmiyor.

Günümüz insanını tanıyalım;
"Ortaçağ Avrupası'nda, aristokratlar paralarını aşırı lüks şeylere dikkatsizce harcarken köylüler her kuruşu sayarak tutumlu yaşarlardı. Bugünse durum tam tersine döndü; zenginler kendi yatırımlarına ve varlıklarına dikkat ederek yaşarken, daha az varlıklılar borca girerek hiç ihtiyaçları olmayan arabalar ve televizyonlar alıyorlar."
Evet, tam olarak olduğumuz konu bu…. Tüketim insanı olduk.. İlk insan beslenmek için avlanırken, biz keyif için her şeyi yapıyoruz. Konu karnımızı doyurmayı geçti, doğanın zevklerini bile bir kenara bıraktık, suni zevkler arıyoruz. Ama buna karşın mutlu değiliz… "Tarihin seçimleri insanlığın faydası için yapılmamıştır. Tarih ilerledikçe insanların iyilik ve mutluluğunun geliştiğine dair hiç bir kanıt yoktur."
İnsanlar mutlu değildir… Para bile insanları mutlu etmemektedir. Çünkü insan elde ettiği şeyi bir süre sonra umursamaz bir hale gelir. Anlık mutluluk için yapılan şeyler, uzun süre sürmez…
"Kimse lotoyu kazandığı, yeni bir ev aldığı, terfi ettiği veya gerçek aşkı bulduğu için mutlu olmaz. İnsanlar sadece vücutlarındaki keyif veren hisler sayesinde mutlu olurlar."
Artık pahalı cep telefonları ardı ardına alınan ayakkabılar, elbiseler, yeni koltuk takımları ve işimize yaramayan birçok ıvır zıvır, dünyamızın yeni çöplüğü haline geldi. "Para parayı, fakirlik de fakirliği çeker. Eğitim daha fazla eğitimi, cehalet daha fazla cehaleti doğurur." Bu doğurgan tablo, homo sapiens’tir.

"Şuanda insanlar her zamankinden daha fazla çelik ve kıyafet üretip, öncekinden çok daha fazla bina inşa ediyorlar."
Tüketiyoruz….
"...on milyarlarca çiftlik hayvanı bugün mekanik bir üretim bandında yaşıyor ve her yıl bunların 50 milyar tanesi kesiliyor."
Tüketiyoruz…… Sınırsızca tüketiyoruz… Sadece Paraya İtaat ediyoruz…
"Aynı Tanrıya inanmayan veya aynı Krala itaat etmeyen insanlar seve seve aynı parayı kullanıyorlar."

İnsan doğdu.. İnsan yaşadı.. İnsan katletti.. İnsan öldü… İnsan bunların içinden sevgiye ve hoş görüye çok az hizmet etti. İnsan daha önce de kullandığımız tabiri ile kendisini Tanrı ilan etti. Ne isterse onu yaptı ve yapıyor. Ne isterse onu yapmaya devam edecek. TERMİNATÖR gibi, önüne ne çıkarsa paramparça ediyor.
İnsanlığın kısa tarihine göz attığınız bu eser, insan ırklarından girip, günümüze, günümüzden çıkıp, 1800’lere, 1800’lerden M.Ö ve M.S.’ya gidiyor. Edineceğiniz bilgilerin belirli bir sınırı yok ve bu sizi şaşırtarak okumaya sevk edecektir.

Kitabı okuduktan sonra, sizlere Dan Brown ‘un Başlangıç ‘ını okumanızı öreniyorum. Yuval Noah Harari 'nin yazdıklarının, kurgusal olarak karşınıza çıkmanıza olanak sağlamış olacaksınız.

Uzunca yazdığım incelemenin sonuna geliyorum. Atladığım çok şey var ve hepsini buraya kısaca yazmam imkansız. Daha çok İnsanlardan, ırkların yok edilişinden, sanayi devrimi, coğrafi keşifler ve tüketim çılgınlığından bahsettim. Dediğim gibi kitap anlattıklarımdan daha fazlasıdır.

Herkese önermiyorum. Çünkü kalıp insanların okuyamayacağı bir kitap. Derin bir nefes alın, zihninizi boşaltın ve öyle okuyun. Bakın o zaman bilginin karşısında eğileceksiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=YPGeEE05N5A

İyi okumalar….

şükriye tuğçe gümüş, Ucunda Ölüm Var'ı inceledi.
21 Nis 18:30 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir Heves uğruna insan gider mi şehirden şehire?
Aşındırır mı yolları iz bilmeden ?
Sevgi uğruna bu kadar fedakarlığı kim yapar ?
Azrail için hangi birimiz hazırız ?
Ölüm anı sizi karşıladığında ne yaparsın?
Bu soruları düşünerek seve seve okudum hatta bitmesin istedim ama her güzel başlangıcın sonu var işte..
Az bahsetmek gerekirse..
Ağıtçı kadın ağıt yakmak için dinledi sanki ben dinledim o hikayeleri sanki ben ağıt yakacakmış gibi sıkılmadan..
Ölüm anı hepimiz için elbet bi gün gelecek rabbim hayırlı vakitli ölüm versin. Ama
Ağıtçı kadının ölüm anını okurken babacığımın bir lafı geldi..
"Ölüm anı bir odadan çıkıp bir başka odaya girmek" derdi evet işte bu kitapta o sahnede bunu hissettim..
Bir bölümden bir diğer bölüme geçerken o kadar güzel hislere sahip oluyorsunuz ki, bir tebessüm beliriyor ve karmakarışık bi duygu içinde oluyorsun..

Lilakitap, bir alıntı ekledi.
20 Nis 01:42 · Kitabı okudu · İnceledi

Aşk biter ama hikayesi kalırdı geriye. Aşkın hikayesiyse kendinden daha güzeldi.

Ucunda Ölüm Var, Kemal VarolUcunda Ölüm Var, Kemal Varol
Arzu Beyaz, bir alıntı ekledi.
17 Nis 21:24

" Ölüyorum. Bu kez sahiden ölüyorum. Gelecek misin yasıma? Boz Atlı Hızır gibi son nefesime yetişecek misin? Ucunda ölüm var Heves Ali’m, ucunda elbette ölüm var. Gelmeyeceksen, elini son kez omzuma koymayacak, alnımı öpüp yolculamayacaksan, bağışlanma dilemeyeceksen; adını aldığın Ali hakkı için söyle bari: Sahiden sevdin mi beni!? "

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 200 - İletişim Yayınevi)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 200 - İletişim Yayınevi)

Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm
NFK

Lilakitap, Ucunda Ölüm Var'ı inceledi.
16 Nis 02:02 · Kitabı okudu

"Bana hikayeni anlat, ağıdını yakacağım..." Her hikayede başka bir yürek yangını... Yarım asır sevdasının ateşi hiç sönmeyen,yarım asır, gelir diye, sevdalısının yolunu gözleyen, o şehirden bu şehire O'ndan bir iz arayan, ağıt yakması için çağrıldığı cenazelerde aslında kendi ömrüne ağıt yakan Ağıtçı Kadın'ın hikayesini masal tadında anlatmış Kemal Varol...

Ünlü düşünürlerin ölmeden önceki sözleri.
Az önce karşıma çıktı bu metin fazlasıyla ilginç geldi bana hoşuma gitti sizinle paylaşmak istedim.Benim en çok Beethoven'inki hoşuma gitti. Okuyunuz bana katılacaksınız, keyifli okumalar. :))


Vur, korkak herif, sonuçta sadece bir adam öldüreceksin. - Ernesto Che Guevar

Asıl ölüm, ilimden payını almayanlaradır. Faydalı ile faydasızı bilenler bilgi sâhipleridir. - Şeyh Edebali

Vücudumda yaralanmamış yer yok. Gel gör ki, savaş meydanlarında yenilgi yüzü görmeyen Halid, yatağında ölüyor. Ayağa kalkar ve kılıcı üzerine doğrulur şöyle der: Erkekler kılıçları üzerinde ölürler. - Halid bin Velid 

Demek böyle ölünürmüş...-Necip Fazıl Kısakürek 

Beni göğsümden vurun. - Benito Mussolini 

Lala, Lala! Bunca zamandan beri sen bizi kiminle biliyordun? Cenâb-ı Hakk’a teveccühümüzde bir kusur mu gördün?-Yavuz Sultan Selim Hân("Artık Allah'la 
olma zamanıdır." diyen yakın görevliye hitaben...) 

Siyah bir ışık görüyorum. - Victor Hugo 

Rabbimiz, beni kendi hazretine dâvet ediyor. Artık gitmek zamânıdır. Yâ Azrâil! Çabuk ol! Beni Rabbime çabuk kavuştur!-Hazret-i Mevlana 

Komedi Bitti. - Ludwig van Beethoven 

("Tanrı ruhunu affetsin" diyen papaza karşılık olarak) Neden olmasın? Ne de olsa kendi malı. - Charlie Chaplin 

Kimse bana inanmayacağı için, gördüklerimin yarısını bile anlatmadım. - Marco Polo 

Biraz dinleneyim. - Namık Kemal 

İşte bu fena. - Peyami Safa 

Bu müthiş harp beni bitirdi. - Franz Joseph Haydn 

Çok zamandır şampanya içmemiştim. - Anton Çehov 
Hadi oradan. Son sözler yeterince doğru söz söylememiş aptallar içindir. - Karl Marx 

Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm! - Deniz Gezmiş (Devrimci, 1972) 

Bir merdiven çabuk bir merdiven getirin. - Nikolay Gogol 

Allah memleketi korusun, millete zeval vermesin, haydi Allah'a ısmarladık. - Fatin Rüştü Zorlu 

Mezarıma ne resim ne heykel ne de fotoğraf, hiçbir şey koymayınız. - Eugene Delacroix 

Ah iyi olsam, terliklerimi giysem, şu odada dolaşsam, şu köşeye geçsem, resimlerimi yapsam. - Cemal Nadir 

Haşa ben ölümden korkmuyorum. Çünkü ben Müslümanım. Her Müslümana yakışan da ölümü tebessümle karşılamaktır. Hakikaten ölüm ebediyet âlemine açılan ilk perdedir. - Muhammed İkbal 

Her şey bitti, artık çok geç. - George Gordon Byron 

Biraz daha ışık. - Johann Wolfgang von Goethe 

Ya duvar kâğıdı gidiyor ya da ben. - Oscar Wilde 

Ölmek kaderde var; yaşayıp köhnemek hazin,
Buna bir çare yokmu ya Rabbil alemin? - Yahya Kemal Beyatlı 

Ben görevimi burada bitiriyorum. - Albert Einstein 

Ölümün tadı, dilimin ucunda. Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum. - Wolfgang Amadeus Mozart 

Ağlayacak bir şey yok. - Konrad Adenauer 

Suçsuzum. - Zülfikar Ali Butto 

İskoç viskisinden martiniye geçmemeliydim. - Humphrey Bogart 

Yüce tanrım ve ölümümün şahitleri: Filozof olarak yaşadım hristiyan olarak ölüyorum. - Casanova 

İçeri girmeliyim, sis yükseliyor. - Emily Dickinson 

Çalışmalarım olması gereken kaliteye erişmediği için Tanrıyı ve insanlığı gücendirdim. - Leonardo da Vinci 

Herşey canımı sıkıyor. - Winston Churchill 

Bu menenjit değil mi? - Louisa May Alcott 

Hepiniz hoşçakalın. - Hart Crane (ABD’li şair, 1912, intihar etmek için gemi güvertesinden atlarken) 

Sıkıldım, sıkıldım. - Gabriele D’Annunzio (İtalyan yazar, 1938) 

Ölmek dışında hiçbir şey istemiyorum. - Jane Austen (İngiliz yazar) 

Çek ellerini omuzumdan, debelenme! - Sir William S. Gilbert (İngiliz libretto yazarı, 1911, Havuza düşen bir kızı kurtarmaya çalışırken kalp krizi geçirir) 

Yakın ışıkları. Eve karanlıkta gitmek istemiyorum. - O' Henry (ABD'li öykücü, 1910) 

Çok güzel, yarın onu yukardakilere anlatırım. - Alfred E. Housman (İngiliz şair, 1936, doktorunun anlattığı fıkrayı dinledikten sonra) 

Kimse anlamıyor mu? - James Joyce (İrlandalı yazar, 1941) 

Sanırım, öleceğim. Yağmuru seviyorum. Yağmurun yüzüme değmesine bayılıyorum. - Katherine Mansfield (Ingiliz yazar, 1923) 

Herkes ölür ama bana bir ayrıcalık tanınır sanıyordum. Ne olacak şimdi? - William Saroyan (ABD' li yazar, 1981) 

Beni bir antika olarak saklamaya çalışıyorsun ama işim bitti, öleceğim. - George Bernard Shaw (Ingiliz yazar, 1950, hemşireye) 

Allah korusun, Allah kahretsin. - James Thurber (ABD'li ressam ve yazar, 1961) 

Tamam, Mabel, geliyorum. - Thomas Wolfe (ABD'li yazar, 1938, ölmüş karısına) 

Sen de mi Brütüs? - Julius Caesar (Roma İmparatoru, M.Ö. 44) 


At! At! Bir ata krallığımı veririm! - Richard III (İngiliz Kralı, 1485) 

Bir imparator ayakta ölmeli. - Vespasien (Roma İmparatoru, 79) 

Oguzhan Kocyiğit, Ölü Ozanlar Derneği'yi inceledi.
 11 Nis 18:15 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ahh, ahh! Ne denilebilir ki?..
Daha yeni bitirmenin verdiği hüzünle; nasıl bir inceleme kaydedilebilir ki bu esere...
Her zaman diyoruz 'eğitim sistemimiz çok kötü, kök yok, bu yok, șu yok!' peki ya hiç soruyor muyuz kendimize: "Eğitim sistemi iyi olan ülkelerdeki çocukların ruh halleri nasıl? Onların ailevi ilișkileri, manevi dünyaları nasıl? Onlar yașamaya bizler gibi yelteniyorlar mı? Onlar bizler gibi yașamın zerreciklerini, birer birer içlerine çekebiliyorlar mı? Ne gibi bir denetim altındalar?" Tüm bu ardı gelmez sorulara, yalnızca eğitim sistemi iyi olan ülkelerden değil, kendi ülkemizden yola çıkarak da cevap verebiliriz.
Tıp Fakültesi, Uçak Mühendisliği, Șu, bu yönetimi, falan filan sektörü... Öğrenci hayatı ne için soluyor? Kim bilir lise yıllarında hayatı anlamlandırmak adına ne gibi faaliyetlerde bulunmaya çalıșıyor; mutluluk sahilinde gezinmek adına, belki de gizlice ne gibi uğrașlarda bulunmaya çalıșıyor?... Peki bunlar seyir alırken, aileler ne alemde? Onların yanında, biricik evlatlarının yanlarında olmak yerine, neler yapıyorlar? Belki bedenen yandalar, ama ruhen... Soruyorum ruhen?
Inanın Tıp okumak ya da türevlerinde iș bulmak o kadar iyi ki! O kadar mühim ișler ki... Mükemmel olduğuna tek kelime, Yarabbi.. Ama herkesin bir isteği var. (Eleștirimi okurken lütfen bașta kitaptan yola çıkarak daha sonra biraz olsun gerçek hayatla ilișkilendirmeye çalıștığımı anlayın. Herkesin isteği olduğu kadar, saçma sapan isteği olanlar da var... ). Herkesin isteklerine ayak direyen caniler de var. Canilerin vurdumduymazlığı ile olușan nefret var! Kırım var! Dert var! Tasa var! Kim bilir, belki de ucunda ÖLÜM VAR!

@kitapkokuluhatun, bir alıntı ekledi.
06 Nis 18:30 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Herkes bir avuç toprağı olduğu yerde ölmeli Heves Ali'm. Yolda, gurbette, denizde, dağ başı veya el kapısında değil; herkes er ya da geç kendi evinde ölmelidir.

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (İletişim Yayınları)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (İletişim Yayınları)
@kitapkokuluhatun, bir alıntı ekledi.
06 Nis 18:30 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ölmedim. Ama yaşadığım da görülmedi dünya üzerinde.

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (İletişim Yayınları)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (İletişim Yayınları)