Necip Fazıl hakkında bir yorum...
Necip Fazıl'ın 1930 öncesi dönemi ağır bir ''Baudelaire'' etkisi altındadır. Fransa'ya gönderilen ve kendilerine ''Jön Türkler '' denilegelen genç cevherlerin arasındayken Fransız şiirini yakından tanıma fırsatı buldu. Kuşkusuz 1930 sonraları bambaşka bir Necip Fazıl çıkar karşımıza ancak onun;

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum

deyip reddettiği ilk dönemi dindar okur kitlesini rahatsız etse de birçok kişinin hayran kaldığı bir dönemdir. Ancak bizi ilgilendiren Necip Fazıl'ın ideoloji örgüsü değil şiiri ve şairliğidir. İşte onun bir ilk dönem şiiri:

Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm

Şeyma, Ucunda Ölüm Var'ı inceledi.
19 Şub 23:24 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

"Bir insan çok şerefli olabilir ama cenazesine kimin geldiği hava durumuna bağlıdır! (Rud Lurie)"

Bugüne dek hiç ağıtçı bir kadınla tanıştınız mı sevgili okuyucu? Tanışmadığınızı duyar gibiyim. O halde kulak verin buraya. :)

Kemal Varol bizi pek de alışık olmadığımız tarzda ağıtçı bir kadınla buluşturuyor eserinde. Zamanında sevdiği insan ellerinin arasından kayıp gitmiş, dünyanın yükünü tek başına omuzlayan, nerede bir cenaze olsa içli ağıtlarıyla eşlik etmesi için çağırılan, her ölünün kıyafetlerinden üzerinde bir parça bulunan giyimiyle dikkat çeken bir kadın... İşte eser bu ağıtçı kadının günün birinde bir rüya görüp sevdiği insana ulaşabilmek adına birtakım izlerin peşine düşerek şehirden şehire sürüklenen yaşamını su gibi bir anlatımla okuyucuya sunuyor.

Bir gün Konya'da alıyor soluğu ağıtçı kadın, diğer gün Erzurum'da, bir başka gün İstanbul'da. Yıllardır çektiği hasreti dindirmeye çalışan ve sevdiğinin hayatta dahi olup olmadığından emin olamayan bir insanın ruhunda biriken yorgunluğa eşlik ettiğinizi hissediyorsunuz kitabı okurken. Her ne kadar bu tarz unsurlarıyla bir aşk kitabı izlenimi verse de eser, aslında her şeyiylehazin bir yaşamın anatomisine şahit oluyoruz. Ağıtçı kadın Leylası'nı arayan Mecnun misali yollara düştüğünde hiç tanımadığı insanların hikâyelerine ortak ediyor bizi. Bu yönüyle eser okuyucunun merakını devamlı canlı tutuyor. Matruşka misali her bölümde yeni insanların yaşamlarını okuyoruz. En önemlisi de ağıtçı kadının bizi tanıştırdığı kimi Ermeni, kimi Kürt, kimi Türk olan bu insanların her biri aslında birer fikir aşılıyor okuyucuya.

Aslına bakılırsa eser hakkinda daha pek çok şey söylemek istiyorum fakat spoiler vermekten endişe ettiğim için bu zevki bizzat kitabı okuyarak tadın istiyorum. İlk kez okunan bir yazar gerek konusuyla gerek tarzıyla bir okuyucuyu herhalde bu kadar tatmin edebilirdi. Bölümlere ayrılan kitapta, her bölümün başında bölümle alakalı olarak birbirinden farklı isimlerden alıntılara yer verilmiş. Anlayacağınız bu kitabı okurken sıkılmak gibi bir kavram söz konusu bile değil. Kemal Varol'la bir an önce tanışın diyerek bir alıntı bırakıyorum. :)

"Ölüm böyle bir şeymiş galiba, diye düşündü. Evdeki seslerin bir anda kesilmesi, kapıların kapanması, askıdaki baba ceketinin bir daha giyilmemesi, gece yarıları duyulan öksürük seslerinin kesilmesi demekmiş diye geçirdi içinden."

Şeyma, bir alıntı ekledi.
19 Şub 20:50 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Bilirdi bu hali. Bazen dünya insana batardı. Ne toprak alırdı insanın sıkıntısını ne de kederini yataklar dindirirdi."

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 178 - İletişim Yayınları)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 178 - İletişim Yayınları)
Şeyma, bir alıntı ekledi.
19 Şub 20:49 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Yalan her ağızda güzel dururdu elbet, bilmedim."

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 164 - İletişim Yayınları)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 164 - İletişim Yayınları)
Şeyma, bir alıntı ekledi.
19 Şub 20:49 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Herkes bir yere yetişme telaşında da, ben neden bir çivi gibi çakılıyım dünyaya? Ne olurdu sanki otobüs terminalindeki şu kumrular gibi olsaydık. Ortalıkta dolanıp çalı çırpı toplasak yuvamıza, gün boyu birbirimizin tüylerini kaşısak, kursağımızda ne var ne yok birbirimizle paylaşsak, havada delicesine sevişsek, şarkılar söylesek bir ömür, yavrularımızın üzerine birlikte tünesek, birlikte uçursak onları gökyüzüne, sonra bir ömür birbirimize sadık kalıp ölümün kollarına bıraksak kendimizi; ne vardı?

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 163 - İletişim Yayınları)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 163 - İletişim Yayınları)
Şeyma, bir alıntı ekledi.
19 Şub 20:45 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Gençken parası, yaşlanınca da onca lezzetli yemeği midesine indirmeye iştahı olmazdı insanın."

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 136 - İletişim Yayınları)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 136 - İletişim Yayınları)
Şeyma, bir alıntı ekledi.
19 Şub 12:59 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

"Yaşlılık, hep sessizce anlatılan bir tekrarlar bütünüydü. Yaşlılar, eğer kendilerini adamakıllı dinleyecek birini bulurlarsa konuşmaya, hayatlarının tüm mahremini anlatmaya bayılırdı."

Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 101 - İletişim Yayınları)Ucunda Ölüm Var, Kemal Varol (Sayfa 101 - İletişim Yayınları)