Ufuk

Ufuk
@ufukkk
Girdim ilim meclisine eyledim talep, dediler ilim geride illa edep illa edep. Yunus Emre
Y.muh
Lisans
Afyonkarahisar
İzmir, 1 Ocak 1987
19 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
Neden Yokmuş Gibi Yaşıyorsun? Pembe renkli bir kitabın erkeklerin satın alamamasi sonucu, gri ve siyah renklerinin de erkeklere özel olarak basıldığı bir dünyada, kimse çevre baskısına göre yaşamadığını iddia etmiyordur herhalde. Başkalarının düşüncelerine göre şekillendiriyoruz hayatımızı. Onlardan destek almak, onların arkamızda olmasını istiyoruz. Sanırım işler ters gittiğinde suçu paylaşacak birileri artyoruz. Ya da olur da başarılı geçerse denememiz, bizi takdir edecek, alkışlayacak birileri olmalı. Evet biz taktir edilmek için yaşıyoruz. Ancak insanlar bize güzelsin dediğinde güzel olduğumuzu düşünüyoruz. Ya da derslerimiz övüldüğünde çalışkan olabiliyoruz. İşimiz konusunda birisi bizi överse biz başarılıyız. Yani bağımlıyız. İnsanların düşüncelerine övgü ve yermelerine bağımlıyız. Sürekli başkalarının hakkında neler söylediğine bakıp onların izinden gidiyoruz. Sürekli saygın bir insan olmaya çalışıp ve egonun yönlendirmeleriyle hareket ediyoruz. Bunların sebebi, 'insan' kelimesinin anlamini bilmediğimizden kaynaklanıyor. Evet, o kadar çok şeyi bilmekle uğraşırken ilk soruyu pas geçmemiz nasıl mümkün oldu acaba? Bunu bize kim öğretmeliydi de öğretmedi. Suçluyu aramayı sonraya bırakacak olursak, biz kimiz? Tam ola rak ne olmaliyiz? Ve bu dünyada yapmamız gereken şey nedir? Başkalarına bağlıyız. Her zaman bu böyle. Kendimizi bilseydik, yolumuzu bilseydik, buna gerek kalmayacaktı. Yolunu ve yürümeyi bilen birisi birileri bakiyor diye yürüyüşünü değiştirmez. Kim olduğumuzu da bilmiyoruz, yolu da, yürümeyi de. Herkes birileri ne der diye yaşıyorsa, o halde hiç kimse değildir. Herkes bir rolün içindedir. Herkesin üzerinden gerçek bir maske vardır. Herkes aynı anda o maskeyi indirse, utanılacak bir durum da kalmaz; çünkü her yalanı aynı anda ortaya
Reklam
Büyüdük. misketler yerini paralara bıraktı. Taşlar takılara, süslenmeye bıraktı. Gazoz kapakları dokunmatik telefonlara bıraktı. Misket için verdiğimiz savaşı, şimdi telefon ve arabalarımız için veriyoruz.
O geldi. Herkes gibi yaşarken hiç kimseye benzemeyen o geliverdi. Bende var olanı değil bende eksik olanı gösterdi. Bunca zamandır yaşadığım ama farkında olmadığım eksiklik duygusunun tanımını yaptı. Bilmediğim şeylere çektiğim hasretlikleri anlattı. Öğretti. Eksikliğimi öğretip tamamlayacak şeyleri gösterdi. Daha önce hiç duymadığım bir lisanla tebessüm etti ve anlamaya başladım olan biteni.
Ama zordur gönül işleri. Bilemezsin o boşluğa kimin ismi yazılmıştır ve nasibin hangi şehrin hangi kaldırım taşlarına basmaktadır her gün. Bunları düşünürken kendi şehrinin kaldırım taşlarında yürüyesin gelir. Sanki yürüyünce geçecekmiş gibi...
Sevmek de öyledir. Birine "Seni Seviyorum" dersen bu, niyetini ifade eder. Devamında sevme eylemini gerçekleştirmen gerekir. Artık gözünü sevdiğinden başkasına kaldırmaman gerekir. Ama bu televizyonlar bize ne öğretiyor? "Seviyorum" desen de gözün kafede yan masadaki kızda, otobüste ayaktaki kızda, okulda arka sıradaki kızda, Facebook'ta ise gördüğün her kızda olacak. Böyle olunca da hayalimizdeki o hayal sevdaları suya yazmaya çalışmaktan farkımız kalmıyor