• Yeryüzü göçebeleri... Başıboşlar, gece gezginleri, göçmen kuşlar... Bir büyük, bitimsiz yolda bir başlarına yürüyenler... Hep tek yönlü biletlerle yolculuk yapan, iz bırakmadan ortadan yok olan, bir çanta dolusu eşyayla on yıllar geçirenler... bağlanmayan, topraklaşmayan, bütünleşmeyen, gövdenin ağırlığını taşıyamayacak bir çift kanat uğruna köklerini kesenler... Issız, engebeli patikaları, arka sokakları belleğin var oluşlarını sevenler... Karanlık kulisleri ışıltılı sahnelere yeğleyenler... Biri geçmişte, öteki gelecekte saklı iki düşsel liman arasında dönüp duranlar...
    Limansız yolcular...
  • "Para uğruna mutluluklarını, vicdanlarını yitirenler; gülmekten, onurundan, sevincinden, hatta karısından, çocuğundan olanlar vardır. Çoğu, sağlığını bile bunun uğruna feda eder."
    Erich Scheurmann
    Sayfa 36 - Ayrıntı Yayınları, 25. Baskı, Çeviri: Levent Tayla
  • Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
    Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
    Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...

    Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
    Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
    Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
    Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...

    Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
    Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!..
    Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince,
    Çehren bana uğrunda ölüm hâzzı verince,
    Gönlümdeki azgın devi rüzgârlara attım;
    Gözlerle günâh işlemenin zevkini tattım.
    Gözler ki birer parçasıdır sende İlâh?ın,
    Gözler ki senin en katı zulmün ve silâhın,
    Vur şanlı silâhınla gönül mülkü düzelsin;
    Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!

    Bir başka füsûn fışkırıyor sanki yüzünden,
    Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
    Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
    Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
    Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
    Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
    Görmek seni ukbâdan eğer mümkün olaydı.

    Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
    Tek bendeki volkanları söndürse denizler...
    Halâ yaşıyor gizlenerek rûhuma "Kaabil";
    İmkânı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
    Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
    Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

    Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
    En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
    Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur,
    Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik!
  • 1960 ihtilalinin hemen öncesinde, batılılaşma uğruna insanların hayatları, bu sefer Pertev Bey'in torunlarının hayatları etrafında anlatılmaktadır. Üç serilik kitabın sonuncusunda üç kuşağın hayatları arasındaki büyük uçurumlar, ülkenin yakın tarihinde yaşanan olaylar, yazarın oldukça çarpıcı tespitleri son derece akıcı bir dille okuyucuya aktarılmaktadır..
  • Bir şeyi unutmaya çalışıyorum ama neyi? Bir şeyden kaçmaya çalışıyorum ama neyden?

    Nesnelerle avutulan ruhun öz-kaçışının kendisi olması.. bilinen en ağır, vurucu ironi. Yine de deneysel bir şey. Dönenerek, çarparak ancak anlayabiliyor kişi, sorunun maddelerle değil, özle alakalı olduğu gerçeğini.

    Bir acı, bir gerçek, bir vurucu ama sonunda anlaşımı adına yolunan saçlarda tırnakların arasına giren gerçek uğruna ipucu yakalanmalı, yakalanbilmeli. Bu ancak kişinin kendi iç buhranlarını yatıştırmayı bırakıp bunların yönlendirimlerine kendini bırakmasıyla oluyor. Çünkü isteksiz telkin işe yaramaz. Kişinin en çok direndiği kendisi oluyor, ilginç bu! Kişi en çok kendini anlayamıyor, ilginç bu!

    İç buhranların görmezden gelinmesi, itilmesi, bunların maddeyle bastırılması, biliyorsun ama(ama'sı yoktur), insanlarla geçiştirilmesi, görmezden(yokmuşçasına), duymazdan(sürecin ittiği her söz/müzik kişinin kendi hayatını anlatır oysa ki, öyledir), bilmezden gelinmesi(en iyi bilinen ama bilinişindeki yüzleşim bilinenin asıl uzaklaştırıcısıdır ve bunların hepsi bilinir)... Tüm bunlar olağanüstü hüzünlü, yıkımsal bi' süreç. Ama sorunlar yokmuş gibi davranılamaz; parmak su topladığında onun bir an önce iyileşmesi için elimizden geleni yaparız. Oysa iç baloncuklar n'için görmezden gelinir? Gelinmemeli. Sonrası kin oluyor, ki bu en hüzünlü bedeldir sanırım. Kişinin duygusal iç baloncuklarını konuşarak(kendisiyle/ karşısındakiyle) çözmesi gereken zihni, zamanında yapılan ve yapılmayanla dolu olan bi' listeye dönüşüyor. Bu hüzünlü bi' şey. Bu duygusal bi' yük. Kin, kişiyi meşgul eden bi' yük; ağır, bedelli, yıkıcı...
    Çözümü konuşmaktan geçen iç buhranları su toplayıp, kinli bi' irine dönüşmeden iyileşebilir. Yeter ki, bunun için uğraşılsın...
  • Öldürmenin meşru ve haklı sayıldığı haller ise vatan uğruna, namus uğruna , kan davası uğruna, futbol takımı uğruna, parti uğruna öldürmektir, bunun dışındakiler ayıp sayılır.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 321 - DK- Hem suçlu hem güçlülere dair
  • İnsan ancak sevdiği şeyler uğruna dövüşür. Saygı duyulan şey ise sevilir. Saygı duymak içinse bilmek şarttır.