"Artık her şey bitti, hayat benim için bitti" dediğin dönemler oluyor hayatta. Bir bitti diyorsun, iki bitti diyorsun, üç bitti diyorsun, dört bitti diyorsun. Ne var ki her seferinde, bir biçimde yeniden başlıyor her şey.
Sonra bir gün gerçekten de bitiyor! Ama iş yalancı çobanın hikayesine dönmüştü ya daha önce, bu defa da sen inanmıyorsun bittiğine ve bir "yaşayan ölü" olarak devam ediyorsun hayatına. Olmadığını göre göre, yürümediğini bile bile, her türden acıya katlanarak sürdürüyorsun hayatını. "Daha önce de böyle olmuştu da bitmemişti, yine başlayacak" diye düşünerek (halk arasında "umut" olarak bilinen şeyle) tüketiyorsun ömrünü. Umutla evet, yani bizi oyalamakla mükellef bir sanrıya bel bağlayarak tükenip gidiyorsun.
"Hepsini anladık da 'hayat' ne uğruna? Tırnak içinde olduktan sonra ne kıymeti kalıyor, neden bu inat?" diye sorabilirsiniz. Cevabı basit, "hayatın çalışma sistemi" deniyor işte buna da. Önce "anne sütü" gibi muhteşem bir başlangıç ve "çocuk olmak" gibi harika bir şekerlemeyle kandırıyor, kendisine alıştırıyor seni. Sonra giderilmesi gereken tonla ihtiyaçla baş başa bırakarak, terk ediyor. Daha sonra da sopanın ucuna "hayalini" takarak havuç niyetine, gerçek bir hayat hayaliyle süren bu suret "yaşamak" boyunca peşinde koşturuyor. Sürüm sürüm süründürüyor, zannedersem zevkle ve kuşku yok ki acımasızca.