Sevcan, merhaba. Bir çocukluk hatıram vasıtasıyla anlatacağım sana meramımı. Fuzuli gevezelik değil, 'anlaşılma kaygısı' olarak telakki et lütfen.
İlhan isminde bir çocuk vardı bizim mahallede. Sağır ve dilsizdi. Bu yüzden mahalledeki çocuklar onunla pek içli dışlı olmaz, oyunlarına almaya yanaşmaz ve dahası sürekli rahatsız edip yazmaya utandığım lakaplar takar, hareketler yapar, küfürler savururlardı.
Tabii İlhan'ın da eli armut toplamıyor! Peşlerine düşer ve yaşça büyük olmanın sağladığı avantajla, yakalayabildiklerini bir temiz pataklardı! Ve akabinde olaya aileler dahil olurdu. 'Senin oğlan benim oğlanı dövmüş, senin oğlan da kızdırmasaymış benim oğlanı, kızdırdı diye dövmesi mi lazım, engelli diye dalga geçmesi mi lazım' vesaire vesaire.
Bu, İlhan'a ilişen ve eğer yakayı ele verirse dayak yiyen çocuklardan biri de bendim maalesef! Bakma şimdiki durgunluğuma; çocukken haylazın, yaramazın tekiydim ben. Artı birçok yumurcak gibi egoist ve gaddar.
Her neyse, günlerden bir gün, yine İlhan tarafından kovalanırken, bu sefer annem yakaladı beni! Kulağımdan tutup eve götürdü.
Öfkeliydi! İlhan'ın atamadığı dayağın katmerlisini annemden yiyeceğimi sandım ama, dövmedi. İki hafta okul harçlığından mahrum bırakılma ve tekerrür ederse babama gammazlama tehdidinin yanı sıra, şunları söyledi: 'Birincisi, yaptığın yanlış veya çirkinden öte, iğrenç! Bir an için kendini onun yerine koy bakalım ne hissedeceksin? Ayıp, yazık. İkincisi, işin tehlikesinden de habersizsin! Sen kızdığında bağırıp çağırarak yahut hakaret ederek deşarj olabiliyorsun. Ancak o bunu yapamadığından direkt şiddete yöneliyor ve çoğu kez de kantarın topuzunu kaçırıyor! Neden, biliyor musun? Çünkü izhar edemeyip bastırıyor, biriktiriyor. Haliyle, birinizi yakaladığında da üçünüze beslediği kinin faturasını