Bir gün avluma yeni doğmuş bir serçe yavrusu düştü. Daha uçma melekesini kazanamadığı için tekrar havalanamadı. Küçük bir kaba ekmek ve su koyarak karnını doyursun diye avluya çıkardım. Beni görünce panikleyip sağa sola yalpalayıp duvara çarptı. Korkmasın diye avludan içeriye girip kapıyı kapattım. O gün hava almak ve volta atmak için avluya çıkmadım. Ertesi gün yine ekmek ve su çıkardım, lâkin kuş korkup kendine zarar vermesin diye yiyeceğini hemen avluya bırakıp içeriye girdim. Serçe iyileşip uçana kadar, yaklaşık bir hafta avluya hava almaya çıkmadım. Cezaevinde bir mahkumun belirli saatlerde avluya çıkması en büyük özgürlüğüdür. Belki de tek özgürlüğü. Kendi kendime hücre içinde hücre cezası vermiş oldum yani. Üstâd'ın tabiriyle mealen: "Bir serçe öksürse eczaneler dolusu ilaç, sapıtanlar için caddeler boyu darağacı."
Velhasıl; işte böyle adamları üzdüler!..
Sebahattin Arslan