Bahçıvanlık ve ölüm. Sanırım bahçıvanlığı temelde ölüme karşı bir duruş olarak kabul edebiliriz. Bahçeye her zaman bir şeyler gömersin ve bir süre sonra mucizenin gerçekleşmesini, filizlenmesini, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri olan, ektiğin tohumdan farklı, yeşil ve narin bir şeye dönüşmesini beklersin; farklı olmasını ama aynı anda onu tekrarlamasını, aynı şey, etinden et olmasını da beklersin... Diriliş fikrinin botanikten doğan bir fikir olduğunu düşünüyorum.
Deden rüyanda görünmedi mi, diye soruyorum
Soruma anlam veremeden yüzüme bakıyor.
Söyledim ya, kedinin mama kabı bakımsızdı.
Elbette, ölüm böyle de görünebilir.
Çocukluk dikeydir. Yukarıya doğru büyürsün, Boyun bahçedeki güllerin ki kadardır, herkes sana her yıl ne kadar büyüdüğünü tekrar edip durur, baban seni havaya kaldırır, parmak uçlarında yükselirsin, her şey kıpır kıpır hayat ve hareket doludur, yatmak istemezsin, ancak zorla yatarsın. Yaşlılık yataydır. Azıcık dinlenelim, öğleden sonra uzanalım, kanepeye şöyle bir uzanacağım sadece, çünkü belim... Yaşlık uzun süreli, belki de sonsuz bir yataylığa alışmaktır.
Babalar hakkında yazmak daha zordur. Belki de annemizle aramızda görünmez bir göbek bağı varlığını çocukluğumuz boyunca sürdürdüğü içindir; anne hep yanınızdadır, öğle yemeğini hazırlar, hastayken size o bakar, elini alnınıza koyar; anne, içinde yüzdüğünüz hava gibidir. Baba bambaşka bir şeydir -puslu, belirsiz ve karanlıktır, bazen korkutucudur, çoğu zaman ortada yoktur, sigarasının şnorkeline kenetlenerek başka sularda ve bulutlarda yüzer.