Bebek, nörolojik açıdan da, gelişimsel açıdan da kendini sağlıklı yollarla dinginleştirebilecek düzeye henüz ulaşmamıştır. Çünkü duyguları dengeleyip düzenlemesini, yani kendini dinginleştirip avutmasını sağlayan beyin bölümü iki buçuk ila üç yaşa kadar tam gelişmez. Bebekler ve küçük çocuklar ebeveynleri tarafından dinginleştirilmeye muhtaçtır ve yoğun duyguları dengeleyip düzenlemeyi de yine ebeveynlerinden öğreneceklerdir. Kısacası, çocuğun "duygusal düzenleyicileri" ebeveynlerdir.
Hiçbir bebeğin gece boyu deliksiz uyuyor olması gerektiğini söyleyemeyiz. Bu gerekliliğe dair inanış tamamen kültürel bir yapıdır. Zaten uyku sorunu olan kişiler de bebekler değildir. İhtiyaç duydukları zaman istedikleri yerde uyuyabilirler. Uyku sorunu olan ebeveynlerdir. Sorunları tetikleyen de bebeğin, ebeveynden ayrı bir varlık olarak algılanmasıdır. Bebeğin uyuyamadığını söylemek mümkün değildir. Ama ebeveynin istediği saatte ve şekilde, yalnız başına uyumadığı doğrudur. Çünkü böyle bir uyku biyolojik açıdan bebeğin doğasına aykırıdır ve duyguları da kendisine bunu söyler.
Her nazik dokunuş, sonu gelmeyen, daimi bir sevgi rezervinden yeni hisseler satın alır. Zaten ebeveynlerin sunabileceği daha yetkin bir güvence var mıdır?
Başka araştırmaların gösterdiğine göre ise hayat veren dokunuş zihinsel ve motor gelişimi doğumdan başlayarak hızlandırmaktadır. Dahası, vücut ısısının, kalp atım hızının, uyuma-uyanma döngülerinin düzenlenmesine yardımcı olmaktadır. Özellikle de bebeğin ten tene temas ettiği hallerde. Bu bebekler daha hızlı kilo almakla kalmaz, daha kolay beslenir, daha sakin olur ve ağladığında daha çabuk dinginleştirilir.
Hayat veren dokunuş pek çok yarar sağlar; örneğin büyüme hormonlarını harekete geçirir. Büyüme hormonu hipotalamustan salgılanır, hipofiz bezine bu hormonu salgılaması için sinyal gönderen öğe ise dokunuştur.