sınıfsal mücadelenin olmadığı bir ütopya:
komünist manifesto
karl marx'ın manifestosu siyaset felsefesinin ve devlet düzenini eleştiren başucu kitaplardan biridir yoğun olarak kapitalizm eleştirisi içeren bu kitap, sınır çizgilerimizin darlığını yüzümüze çarpıyor bu dar çizgilerimize tepki olarak da bir devrim fikri ortaya sunuyor
marx'ın yaklaşımında toplum iki sınıfta incelenir: proletarya yani işçi sınıfı emeği sömürülen, burjuvazi yani üretim araçlarını ve gücü elinde tutan hâkim sınıf
manifestonun temel fikri de bu sınıf eşitsizliğini yıkıp üretim araçlarını ortak kullanıma açarak kapitalist sistemin devredışı edilmesidir
ancak marx'ın bu görüşleri çerçevesinde gözden kaçırmış olabileceği noktalardan biri insanların sınır çizgilerine olan bağlılığıdır bu durum marx'ın sunduğu gibi sadece bilinçsel bir durum değil bana göre bazen düşünmek ve çabalamak istememe, kitle psikolojisi, kibir-hırs durumu...
en basitinden hangi toplum olursa olsun bir anarşist, marksizm ya da başka bir görüşün sloganlarını yaymaya, söküp atmaya çalışırsanız karşıt görüşler üzerinize toplanır, birbirinize girer ve düşman kesilirsiniz
ki burada anlatmak istediğim devrimci görüşlerin kelebek etkisi ile çalışmayıp domino taşı benzeri bir yapı ile çalışabilir hale gelmesi bir eksik taş tüm ahengi bozabilir o ahengi düzelttiğinde bile başka bir taş düşecek bu döngü sürekli hale gelecek bir noktada ahenksizliği gören tüm taşlar tek tek düzelmeyecek şekilde geri çekilip ortadan kaybolacak ki ahenk yakalanma olasılığında bile teknoloji buna izin vermeyecek sanal kapitalizm doğacak insanlık bir şekilde sömürünün etkisi altına döngüsel olarak
tekrar girecektir
bu yüzden eski dönemlerde de marx'ın teorileri avrupa devletlerinde devrimci etkiler gösterse de sunduğu düzen oluşturulamadı günümüzde de