Ey sâlik-i hakîkî! Mukarrib olmak istersen son derece edepli ol. Kişi kurb mertebesinde edebinin derecesi nisbetinde erişir. Semâhâneye girerken zâhir bâtın bütün külliyetinle teveccüh ederek gir. Zikrullaha başlarken aklın, fikrin, ruhun, kalbin, zâhirin, bâtının cümlesini cem’ et ve masivadan alakanı kes, bütün külliyetinle Hakk’a müteveccih ol. Bütün vücudun vech-i vahid hükmünde olarak zikrullahla meşgul ol. Zikir bitinceye kadar o teveccühü arttır ki feyzin de o nisbette zuhûr eylesin. Aynı zamanda zuhûr eden tecellîlere de fazla mukayyed olma, kendini bağlama. Teveccüh-i tâmdan bir vakit ayrılma ve bütün vakitlerinde bu hâli kendine mâl eyle ki sende, “Her nereye dönerseniz dönün Allah’ın vechi oradadır,” sırrına kabiliyet peydâ olsun. Böylece sen sülukten sonra mir’at-ı musaffâ olursun ki cilan nisbetinde tecellîye mazhar olursun.
Eşref-i Rûmî, Sırr-ı Devran Risalesi’nde kendi zevk ve tecellileri üzerine ayrıca bir esrâr-ı devran beyan etmişlerdir.
“Ey Allah’ım! Bizi Zâtının tecellîlerine kaim ve sıfatlarının tebeddülâtında bizleri daîm eyle, Ya Mütecellî, Ya Allah!”
Mâlum ola ki, sâlike şu dört terk lazımdır: Terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i vücûd, terk-i terk.
Dünyanın terkinin lüzumu: Zira dünya ehline ahiret haram, ahiret ehline dünya haram, ehlullaha ise ikisi de haramdır. Lakin buradaki terkten murad, elden çıkarmak değil kalpten çıkarıp kalbi dünya malına meyilden temizlemektir. İmâm-ı Gazzâlî der ki:
“Zühd, malı yok etmek değildir. Kalbi mal muhabbetinden kurtarmaktır. Süleyman Aleyhisselâm, büyük bir mülke mâlik iken yine zühd makamında idi. Zira kalbinde meyl ve muhabbettin olmaması zühdde şarttır. Yoksa mâlik olmamak şart değildir.”
Şu duayı da ara sura okumalıdır:
“Ey Allah’ım! Ey Allah’ım! Şu oyun ve eğlenceden ibaret bulunan eşyâdan bizi halâs et ve eşyânın hakikatlerini bize olduğu gibi göster.”
Hakîki salih, medhedenlerin sözüyle ferahlanmaz, zemmedenlerin sözüyle de gamlanmaz, mahzun olmaz. Ona göre medh ve zem müsavî olmalıdır. Zemmedeni de gıybet etmez. İhlâsın kemâlinin alâmeti budur.