Ben, kendime benzemiyorum. Kendime benzemek için tuttuğum günlük, yürüdüğüm sokakları yanlış hatırlıyor, kaldırımların rengini, dükkanların tabelalarını, restoranların menülerini, hep yanlış hatırlıyor. Kül, yanlış hatırladığım sokakları asıllarına benzetiyor. Kapımın önüne çıkmaya cesaretim yok. Her şey birbirine benzeyince yola çıkılamaz.
Bana Mayakovski okurdun. Sovyetlerde olmadığın her an, aşk bir işgale dönüşmeliydi senin için. Mesela gelip alınmalıydın Paris’ten; “ya tek başına ya Paris’le birlikte.” Ama ben sana Baudelaire’i tercüme ederdim, Proust’un Kayıp Zaman’ını, Kleis’ı… Orada aşk, zamanı anlara bölüştürürdü; kalabalıklar içinde son bakışta görülen kadınla, kırışıklıklarında yuva kurulan kadın birbirinin geçmişine yaslanırdı. Eski sevgiliyle şimdiki sevgiliyi hiç tanışmamış kız kardeşler haline getirirdi aşığın arzusu.