“Sezin,” dedi tekrardan.
“Turan.”
“Sezin, Sezin, Sezin…” Nefesi yüzüme çarptıkça fena oluyordum. Sanki bile bile yüzüme üflüyordu nefesini. İki dizi ile koltukta diklenmiş şekilde üstümdeyken kalbim dayanamıyordu.
“Kaza'ya ne oldu?”
“Bilemiyorum,” dedi ve kulağıma yasladığı avucuyla kafamı yukarı doğ ru yönlendirdi. Dudakları dudaklarımın dibindeydi. Beni öperse ona karşı koymayacaktım. Dudaklarıma doğru konuştu.
“Beni zedesi yapmaya çalışıyordur.”
“Öyle mi?”
“Öyle. Sezin,” dedi tekrar. “Sezin.”
“İsmimi mi ezberlemeye çalışıyorsun?” “Hayır, ismini söylemek hoşuma gidiyor.”
“14 Eylül 1996, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması. Herkes maçın berabere biteceğini kabullenmişken Sergen, doksanıncı dakikada topu ağlara
gönderiyor.
İşte, sen de öyle beklenmedik ve güzelsin.”
“Buzdolabındaki malzemeleri kesin rengine göre diziyorsundur.”
“Son kullanma tarihi,” dedi.
“Ne?” diye sorsam da anlamıştım.
“Son kullanma tarihine göre diziyorum,” dedi tekrar.