Oğuzhan Savaş

Oğuzhan Savaş
@usmintatarov
Hazır mıyım bıçak kadar keskin yalanların sunduğu gerçekler için? Fark etmez artık bilincim çoktan turkuaz renginde bir saplantıya maruz kaldı. Gıcırdayan eski merdivenlerin insanlara duyurmak istediği huzursuzluğu. Böyle geçiyor zaman buralarda zaman zaman. Hep aynı teraneyi oynatır geçmiş geleceğin perdesinde. Alkışa gerek kalmaz bu dramdır ve gözyaşı ister sanat. Tuz ruhuna bastırılan duygular içerisinde benliğim naftalin kokulu kadife bir ceket gibi. Sevgi dedikleri ise burada güvedir içten içe yer ceketi değil mi? Teşbihin bile hayrı yok tasvirimde. Belki fil kaybolur yutamadığım aspirinde. Yazarken özlüyorum düşündüm de özlediğim her an yazmıyorum. Yoksa işin içinden çıkılır mıydı kalmak isteyene de bu kadar yazılır mıydı? Suallere cevap istemez, sözde hepsi kelama gerek yok. Lafın kısası makbulse bu kadar uzun bir veda olur mu mutabık? Aklım bir karış toprak altında. Üstünde yetişmez hiç bir çiçek. Dinlediğim bütün müzikallerde söylenir “ Bugünlerde geçicek”. Ilık rüzgarlarda perçinlenen milyonlarca ihtiras. Yerle bir olan hayatlar içinde enkaz altlarında kalır vicdan. Kurtarılmayı beklemez betonarme binalarda bekler birkaç gözyaşına tav oluverir. Bej, iyilik ve kötülük arasında kalan renk gibidir. Arafıdır tarafı olmayanların. Kısa vadede çözüm üretemeyen politika bürokrasinin kesemediği raconu icra eder derin devlet. Dayanılmaz duvarlar, gamsız Ademoğlu bir afette gizlenir karşı konulamayan mukavemet. Aciz olmak belki iyidir, şehirler yaşatırken binlerce azizi. Ayrıntılarda saklanır kusurlar affola. Nice yıllar geçti bir türlü çıkmadı ortaya foya. Fora yelken istikamet Malta ya da Mora. Sürgün gelir bizlere süngümüzde damlarlarken mürekkep. Okumuş adamın hali eskiden başka olurmuş. Şimdilerde ise monotonluğa oturtulmuş bir merkep.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Peki ya sonra diye başlayan binlerce klişenin seni tanımlayamayacağı gerçeği karşısında, Pollyanna olsam. Uzak çağrışımlar yapsam; metafizikten kaçsam. Tuz banıp kan kussam sayfalara. Mürekkebi göğe, gözlerini yere çalsam. Giderdin yine sızı dolu sazımın nağmelerini duymamak için. Gönül ne kadar kolay söylenir oysa adını daha öğretmedim kuşlara. Çıldıran renkler arasında akıl sağlığını koruyan tek siyah yakıştı bana. Kafesim göğsümde, girmez bülbüller hep kanatırlar gülü. Ruhum alıntılanır tebessümün işlevsiz olduğu muhakkaklarda. Kırgındım kırılmadan evvel, yara bantlarım tenimmiş meğer. Ahirim kaybolmuş, aranıyor cevapsız ağrılarda. Sıradan geçirdi bizi zaman. Beklemek bile önemini kaybederken dokunamadım sana. Israrla talan edilirim aynasız yalanlarca. Diner bir vakit akşam üzeri uysal dinletiler. Haşim’in emanetine eğsem boyun. Ey amansız yaşam, ölüm karşısında utanma derhal soyun. Kurumasın çiçekler kitap aralarında, hatıralar başkaldırsın şimdiye. Dek, dekoltesi olmasın akreb u yelkovanın. Nidalarım savrulsa boynundan köşebaşına doğru. Susuyorum çünkü bir zamanlar adındı anavatanım.
Telaş var çay bardaklarında şekerin acelesi tütünün yakılası olduğu gibi. Eski zamanları anlatan şarkılara ihtiyacım var. Resim defterimi hocama göstermek, matematikten kaçmak ve akşam ezanında evde olmak. Varlığımı Türk varlığına; yokluğumu cehennemin sonsuz dehlizlerine armağan edesim. Var işte bazen radyonun sesini açmaya. Haftada bir gün balık yemeye, ömürden uzun pazar kahvaltılarına. Misafir gelmeyen odalardaki naftalin kokusuna ihtiyacım var. Soldan sağa adını unuttuğum artistin, film izlemek için neden kimliğimi rehin bıraktığımı bilmem gerek. Patiklerimin içinde neden çorabım ve boynumdaki üçgen muskanın içinde yazanı anlamam mümkün mü? Dede Korkut okurken kıskanırdım Boğaç Hanı benim yaşımdayken yıkmış yumruğuyla yere boğayı. Bense pastel boyalarım bittiğinde ağlıyorum çizemiyorum çünkü doğayı. Bazen kalbim kırılsaydı diyorum sağ elim yerine. Bazen de iki duamın kabul olduğunu görüyorum sevinçle.
Ya Adem böyle başladı söze sürgün yerken ebedi yurdundan ağzında hala elmanın verdiği tatla. Kanadımız olsa belki melek olabilirdik fakat kursağımıza takılmıştı bir kere yasak. Çiğnedik bizde bilinenden bilinmeyene doğru yolları. Görüş açımızı matematik bilgimize indirgedik. Ne kadar kuşatsak da aşamadık surda art niyetten gedik. Sevmeye söz verdik ezeli kumamız oldu mazi. Okyanus önümüzdeydi fakat aynalarda yansıdı milyonlarca vahhabi. Zihnimiz dünyanın en kıtlıkla barışık çölüydü. Sürdüler develeri vahalara, ilan edildik Bedevi. Askıya şiir astık darağacına asi. Hukuk icat ettik parayla satın alınan tanrılar. Küstük onlara, yanlış yerde aradık özü. İlkel ritüellere adandı kurbanlar; seçmedik hür iradelerce seçildik. Çoğunlukla kabul ettik azınlığı hiç ederken. Kaldırımlarda aşık olduk, güzün yaprağıyla tensel aforizmaları kopardık.
Cam değil, can kırıkları sızlatır yarayı. Çölleri aşarım lakin ne Mecnun ne mezcubum. Boş böğrümdeki gereksiz dolulukları atarım. Huysuzluğum virgüllere dayanır. İstemediğim sonlar noktalara. Ansızın anarım, ıslıklarla uğurlarım gerekeni. Seviyorum, şarkılardaki gibi değil. Maddi aşkın emaneti yüklenir dudaklara. Mührü bozamaz artık hiçbir efsunkar. Çünkü geceleri ekledim dolunayla manaya. Saplantılar kurarken beynimde lobi. Afrika susuzluğunu çekerim belki de kalbimdir Nairobi. Dikiş tutmaz derde devadan dar kesimler. Depresif siteme kesilir bipolar sicimler.