Nietzsche haklı ve Tanrı öldüyse, bu yalnızca insan O'nun kökünü kazıdığı içindir. Kalplerimizde yanan ateşten değil, ceplerimizi yakan borçtan ötürü dua ediyoruz. Dualarımız anlaşma yapmak, utanmaz ticari işlemler gerçekleştirmek için sığ girişimler: Tanrım, sen bana bunu yap, ben de sana böyle yapacağım.
Sayfa 142·Kitabı okuyor
Felsefe
Baskasiyla yapacaklarını haklı cikarmak icin beni kıskırtıp, damarıma damarıma konuşup davranip sonra ben dayanamayinca beni suçluyor. Ve ben bu oyunlarina bile bile hala geliyorum. Hep ayni oyunlar hep ayni manipulasyonlar. Riyakar. Terbiyesiz. Utanmaz. Kendisi olsa kendisinin de kızıp uzulecegi seylerde beni bastırıyor her defasında. Yazıklar olsun yüzlerce kez ozur dilemisligim var. Kendisine gelince boyle yapiyor her defasında. Üzülmemi bile anlatamiyorum. Yazıklar olsun. Ciğerini bildiğim halde oyuna geldim yine. Haklı aktiviteleri onlarin olsun. Allahlarindan bulsunlar insallaaaahhhhhh.
Reklam
Mümin olmanın, İslam olmanın en temel "raconu" aslında haddini bilmek ve Hak'tan utanmaktır. Kuldan utanmayan Allah’tan da utanmaz. Hakiki bir dervişlik, bir inanmışlık, attığı her adımda "Acaba bir gönül kırdım mı, acaba Hak katında mahcup olur muyum?" endişesiyle, yani asil bir utanma duygusuyla yaşama sanatıdır. ​ Utanma hissini kaybeden bir topluma hiçbir şeriat, hiçbir hukuk sistemi, hiçbir felsefe ahlak aşılayamaz. Çünkü turnusol kağıdı burasıdır: Utanmıyorsan, artık ne yapsan beyhudedir.
Duygu ve Düşünce
Dünden beri annesinin yalan söylediğini biliyordu ama düpedüz sözünü bozabilecek kadar utanmaz olabileceği düşüncesi Edgar’ın ona karşı içindeki son güven kıvılcımının da yok olmasına neden olmuştu. Hayat hakkında hiçbir fikri yoktu, sözlerin sadece patlamaya hazır hava balonlar gibi olup arkalarında hiçbir iz bırakmadan kaybolduklarını yeni öğreniyordu. Ne kadar büyük bir sır yetişkin insanların ona, bir çocuğa yalan söyleyerek onun vaktini hırsızlar gibi çalmalarını gerektirebilirdi ki? 
Sayfa 63
Kitap Alıntısı
(...) Kent, sessiz. Bir yerlerden bir kapıcının süpürge hışırtıları geliyor yalnız; bir de yeni uyanmış serçelerin cıvıltıları... Güneşin ilk ışıkları pencere camlarına vurmuş. Bu ilk dalgın, düşünceli gün başlangıçları ne güzeldir! Kıllı elini pencereden uzatan fırıncı kızın bacaklarını yokluyor. Kız gülmüyor, koyun gözlerini kırpıştırarak bu araştırmaya kayıtsızca katlanıyor. - Çörekleri çıkar, Peşkov, yanmasın -diyor, fırıncı. Tepsileri çıkarıyorum fırından, usta on kadar yağlı, şekerli çörekle küçük francalayı kızın eteğine dolduruyor. Kız sıcak bir çöreği kapıyor, birkaç kez bir elinden ötekine aktardıktan sonra sarı, koyun dişleriyle ısırıyor; ama sıcak çörek ağzını yakınca inlemeyi, hamurtuyu andıran öfke sesleri çıkarıyor. Kızı hazla seyreden fırıncı: - Seni utanmaz, indir eteğini! -diye çıkışıyor. Kız gidince de bana övünüyor: - Gördün, değil mi, her yanı fıldır fıldır, körpecik kuzu! Ben, kardeş, her önüme gelene uçkur çözmem. Kadınlarla işim yoktur, ille genç kız olmalı! Bu gördüğün, on üçüncüsü. Nikiforiç'in vaftiz kızı. Onun bu coşku dolu sözlerini dinlerken, düşünüyorum: - Peki ben... hep böyle mi yaşayacağım? (...)
Sayfa 60 - İş Kültür·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam