"Dinlemek" kelimesinin kökü "tin"den geliyormuş. Tin, nefes demek, tinlenmek ise nefeslenmek. Dinlemek ise başka bir nefesi fark etmek. Kişi sadece kendi söyleyeceğine yani kendi nefesine odaklanınca ötekini dinlemek ne yazık ki mümkün olmuyor.
Bazı sırlar, bazı çatışmalar, bazı bilin(e)meyenler hayatı "hayat" yapıyor biraz da ve dolayısıyla ilişkileri de ... Herkesi çözmüş olsak, kendimizi tamamen anlasak, hayattaki tüm belirsizliklerden kurtulsak ne de sıkıcı olurdu yaşamak.
İnsanın ağrıyan, sızlayan yeri neresiyse -bu bir tırnağın ucu bile olabilir- orası bedenin merkeziymiş gibi hissedilir.
Varoluşun sızlayan yeri de hep çocukluktur sanki.
Gölgemiz engellenmiş, kabul edilmeyen tarafımız, dile dökülmemiş arzularımız, zorlayıcı yanımız... Gölgeyi reddetmek mümkün değil, dolayısıyla gölgesizliği de ... Gölge yoksa bir bakıma benlik de yok. Güneşin varlığını yeryüzüne yansıttığı gölgesiyle hissediyorsak, kendi varlığımızı da ötekine ve kendimize yansıttığımız gölgemizle duyumsayabiliriz.